Akademik Bilişim 2017

Birkaç gündür Aksaray'da (il olan) Akademik Bilişim'deydim, o yüzden sesim soluğum çıkmadı. Madem böyle bir tecrübem oldu onu da yazayım.

Daha önce 2015'in ağustosunda Linux Yaz Kampına gitmiştim. 10 gün falan süren bu kamp gerek eğitim aldığım konunun önemini tam kavrayamamış olmam, gerek yurtdışında staj-tatil karışık bir şeyden dönüp onun etkisinden çıkmamış olmam, gerek de website yapmanın teorik kısımlarını hiç bilmemem (ve kursta bunların yeterince üzerine basılmaması) ve pratik kısımlarının da çok tırıvırı gelmesi (adamların söylediği kodu terminale aynen yazıp hiçbir şey anlamıyordum, bu ne şimdi) yüzünden pek parlak geçmemişti. Çok iyi anlaştığım oda arkadaşlarım dışında öyle pek bi ortam yapamamıştım nedense. Öğrendiklerimden HTML&CSS kısmını unutmadım ve işime yaradı, javascript anlatan hoca sıfırdan anlattığı ve sıfırdan programlama dili öğrenmek de çok sıkıcı olduğundan derslere çok iyi konsantre olamadım (yine de Koç'ta javascript üzerine çalışınca en baştan javascript öğrenmeme gerek kalmadı), python kısmını da dinledim fakat daha back-end ve server-client ilişkisini bilmeden bir de modele değişiklikler yaparken terminale bir yığın anlamsız komut yazdığınız Django'yu öğrenirken artık çok sıkıldım ve dinlemeyi bıraktım. Millet ikili gruplar halinde site yapıp sunarken benim partnerim erkenden gitti ve ben de elde hiçbir ürün olmadan kampı bitirdim. O yüzden LYK 2015 yazısı yazmamıştım. Fakat adamların yaptığı işi takdir ediyorum tabii. Ben iyi faydalanamadım. 

Akademik Bilişim de Linux Yaz Kampı'nın kısa versiyonu. Aksaray'da düzenleniyor. Aslında bu bir konferans ama konferanstan önceki 4 gün konferansa gelen hocalar falan kurs veriyor. Çeşitli kurslar var, şuradan inceleyebilirsiniz: http://ab.org.tr/ab17/kurs.html Hacking, internet güvenliği, web programlama, makine öğrenmesi vs. her şey var.

Ben terskod mühendisliğine başvurmuştum. Bilkentli bir hoca ve öğrencisi tarafından verilen bu kurs kodu gizli olan programların nasıl çalıştığını anlama üzerine bir kurs. Crackleri falan burada anlatılan yöntemlerle yapıyorlar. İkinci tercihe de Nesnelerin İnterneti (Internet of Things) yazdım. Terskod'u araştırıp üzerine biraz düşününce öğrenmenin gereksiz olduğu fikri oluştu bende, çünkü öğrendikten sonra proje yapmazsam bir işe yaramayacaktı ve bunun projesine zaman harcamak gereksizdi. Adamlar kursa alınacakları seçmek için sınav gönderdiler, cevaplamadım, zaten tam da son finalimden bir gün önce göndermişlerdi. 

Sonra kursun başlamasından 3-4 gün önce Nesnelerin İnternetine kabul haberim geldi. O sırada doktora kabulünü de almıştım ve "İnsan-Bilgisayar etkileşimi" çalışacağım kesin gibi görünüyordu. Okullara ve hocalara bakarken nesnelerin interneti de birçok kez karşıma çıkmıştı. Doğrudan olmasa da benim konumla dolaylı olarak ilişkisi vardı. Ayrıca adamlar gerekli donanımı sağlayacaklarını söylüyorlardı ve bu tip şeyleri evde öğrenebilmek için donanım satın almam gerekirdi, tabii bunu yaparsam sonra hevesimi alınca bırakmak israftı.  Tatilde de yurttan çıkmamıştım, eve bile gitmemiştim, özel nedenleri var sonra anlatacağım. Kısa olsa da, Aksaray gibi muhtemelen dandik bir yere olsa da, yeni bir şehir görmek ve yeni bir sosyal çevrede bulunmak eğlenceli olabilirdi.Bu yüzden seve seve gittim akademik bilişime. Son gece çantayı hazırlayıp ertesi sabah soluğu otogarda aldım.

Çantayı alıp yola çıkmak ve dört gün boyunca bambaşka bir yerde yaşamak, bambaşka bir şehri keşfetmek (her ne kadar Aksaray gibi küçük ve dandik bir şehir olsa da), yeni insanlarla tanışıp yaşamak ve tamamen aynı meslek grubundan olan entelektüel bir sosyal çevrede bulunmak harika geldi! Kendimi özgür ve yenilenmiş hissettim. Açıkçası bu açıdan harika bir deneyimdi

Ankara'dan gelmek 3 saat sürdü. Karla kaplı dümdüz bozkırların (olduğunu varsayıyorum çünkü kardan gözükmüyor) arasındaki yollardan geçtik. Şehrin girişinde garip bir köpek heykeli karşıladı beni. 


Terminale geldiğimizde "ya şimdi nereye gideceğim" diye bakınmama bile gerek kalmadan akademik bilişimcilerin orada pusuya yattığını gördüm.


Terminalde hayatımda gördüğüm en pis tuvalete girdikten sonra bizim için ayarladıkları servise bindim. Tam oturdum cama bakıp uzaklara dalıyordum ki araba durdu, gelmişiz. "Şehir bu kadar mıydı ya?" nidalarıyla yurda geldik.

Yurdun mimarisi güzel, zevkli tasarlanmış.

 

İlginç olan yurdun çevresinde hiçbir şey yok. Yurdu resmen şehrin bitişine kurmuşlar yani sonradan eklemişler. Yurdun manzarası şöyle bir şey:


(Bursalı biri olarak bu kadar dümdüz bir şehre de imrendiğimi belirtmeliyim.)

Yurda kayıt yaptırmaya geldik fakat sonradan kabul edildiğim için adamlara ulaşan yurtta kalacaklar listesinde adım yoktu. "E benim adım yok?" dediğimde "Yoksa yok." gibi dahice bir cevap aldım. Biraz bekledikten sonra aynı sorunun başkalarında da olduğunu gören müdür "Listede adı olmayanların kaydını üçten sonra alacağım." dedi fakat listede adı olanlarınkini de alamadı çünkü elektrikler kesildi. Baktım iş pis bir şeylere sarıyor bari çıkıp biraz şehri gezineyim hem yemek yiyeyim dedim.

Şehirde de bir şey yok gerçi çünkü burada şehir yok, her taraf araba galerisi kaynıyor. Traktörler falan var. Bu kadar arabacıyı doyuran biri olmalı diye dönerci aradım etrafta, küçük bir barakada döner yapan bir abiye rasgeldim, etrafta da akademik bilişimci çocuklar var. Bir dürüm söyleyeyim oturdum yanlarına. (gideceklere tavsiye Adana dürüm 7 lira burada yiyin gari :d)

Ufak bir tanışma, naber isim ne hangi kurstasın hangi üniversitedensinden sonra bir tanesiyle aramızda şöyle bir diyalog geçti:

Arkadaş: Azimliyazar varmış sizin okulda bir tane.
Ben: Evet o benim. (:thuglife:)
Arkadaş: Hadi canım. İnanmıyorum.
Ben: Kardeş ben dört senedir bu diyaloğu bekliyorum, sağolasın gururum okşandı. 

Kendisine buradan selamlar :D

Yurda geri döndüm tekrar kayıt için, bu sefer listede adı olup uzun zamandır bekleyenleri sıraya aldılar. Yine uzun uzun beklettikten sonra kayıt olabildik. Sırada konuştuğum bir Hacettepe üçüncü sınıf öğrencisi izci lideri arkadaş ve bir de Ankara üniversitesinde son sınıf olan ve benim gibi bu dönem mezun olacak bir arkadaşla aynı odaya çıktık. Şansım vardı ki çok iyi ve sosyal insanlardı, buraya tek gelmemişlerdi ve tüm arkadaşları kızdı :D Sekiz kişi gezdik hep, bilgisayar mühendisliği temalı bir arkadaş grubunun kız çoğunluğa sahip olması büyük bir hava atma kaynağıymış anlamış oldum ^^

Kurs ücretsiz, oda ücreti günlük 8.5 liraydı, 4 gün kalıyor olmamıza rağmen 5 günün parasını istediler. KYK yurdunda 4 çeşit yemek 10 liraydı, sadece bir kez yedim, her akşam şehre indiğimiz ve zaten 7 liraya Urfalı abiden Adana dürüm + ayran yeme şansımız varken oradan yemeye pek gerek yoktu. Öğlen yemekleri ise bedavaydı! Bunu kurstan önce söylememişlerdi, güzel bir sürpriz oldu hepimiz çok sevindik :D

Tabii öğle yemeği bedava olunca ve kampüste binanın girişine kurulan Erzurum Dadaşlar sofrası isimli kebapçı dışında hiçbir yer açık olmadığı için şöyle bir görüntü oluştu kampüste:


Daha arkalara doğru uzuyordu sıra, kadraja ancak bu kadarını sokabildim. Bizim hocalar bizi sürekli yarım saat erken saldıkları için bu efsane sırada hiç bekleyemedim :( Bizim gruptaki kızlardan ikisi de ilk gün dayanamayıp Erzurum Dadaşlardan yedi. Fakat sürüden ayrılan kurt kapar! Kızlar da kurt kaptı, mideleri bozuldu. 

İlk gün kursta hoca ve asistanları (mastır öğrencileri) teorik kısmını sundular ben de iştahla dinledim çünkü bilgisayar sistemlerinin teorik kısımlarından çok hoşlanırım. Nesnelerin İnterneti basitçe bilgisayar dışındaki nesnelerin de internete bağlanıp birbirleriyle haberleşmesini öngören bir konseptti. Çok kapsamlıydı ve bir sürü yaratıcı şey çıkabilirdi bu konseptten: fırına "Kendini 200 dereceye ayarla, bimden aldığım pizzaları ısıtacağım." diye mesaj atmak, fırının buzdolabına mesaj gönderip içeride bim pizzası olup olmadığını kontrol etmesi ve "Kanka sen öyle dedin de buzdolabında pizza yok ki." diye trip atması aha tam şimdi uydurduğum bir senaryo. Çamaşır makinesinin kendisini elektriğin en ucuz olduğu zamana kendi kendine ayarlayıp çalışması, kendi kendi süren arabaların taksiciliğe başlaması ve Uber tarzı bir uygulamadan mesaj alarak mesai yapması ve bu tür örneklerle ortaya çıkan "Akıllı şehirler." Tam bir rüya bu "Nesnelerin İnterneti" 

Fakat rüya kısa sürdü. Kursta büyük organizasyon sıkıntıları vardı, en büyük sıkıntı nesnelerin interneti kursunda nesneleri bırak kendimizi internete bağlayamamız. Aslında internet çekiyordu fakat kurs sırasında haberleşmede kullandığımız ESP8266 isimli cihazın internete bağlanması için kullanıcı adı şifresi girilmeyen bir ağa ihtiyacı vardı dolayısıyla herkes telefonundan hotspot açıyordu. Sonradan öğrendik ki bu hotspotlar üniversitenin internetinin sinyallerini şaşırtıyormuş, dolayısıyla üniversite interneti de yalan oluyor. E elimin altındaki 1 gb internetiyle 150 megabaytlık program kurunca da içim acıyor tabii. 4 günde 1 gb'ı bitirdim. Yahu biz eskiden 4 gb internetle nasıl yaşıyorduk? İnsan gerçekten hayret ediyor.

Bizim kurstaki bir diğer önemli sıkıntı ise sınıfın çok kalabalık olmasıydı. Nesnelerin internetinin bizim okulda dersi var (ben seçmeli derslerimi tamamladığım için almadım) ve bu derse sadece 16 kişi kabul edildi bu dönem. Daha fazlasına ekipman yetiştiremezlerdi muhtemelen.

Bu kursa ise 60 kişi kabul etmişler.

60


El insaf, bizim ilkokuldan bile kalabalık. 

Bir de sırayla donanım paylaşıyoruz ki toplam 8 tane falan esp8266 var.

Asistana dedim zaten niye bu kadar kişiyi aldınız diye, "Ben istemedim hoca hallederiz." falan dedi.

İlk gün telefonumuzu kullanarak birkaç mesajlaşma yaptık. Hoca da bunları tahtada yayınladı. Trollüğüm üzerimde yine:


Öğlen hoca gitti, asistan sazı eline aldı. Öğrenci kontrolünü iyi yaptığı, herkese yardım etmeye çalıştığı için ilerleyebildik, tabii 60 kişiyle ne kadar ilerlenebilirse. Günün sonunda yapabildiğim en iyi şey sunucudan esp8266'ma mesaj çekebilmek (bu zor oldu çünkü 60 kişi yüklenince adamların sunucusu çöktü) ve esp8266'yı bir web sunucusuna dönüştürebilmekti.


İkinci gün bana verdikleri ESP8266 çalışmadı adamakıllı. Windowstan Linux'a geçip orada denedim, çalışıyordu ama konsola hiçbir şey yazmadığından doğru çalışıp çalışmadığını anlayamıyordum. O gün verilen örneklerin hiçbirini yapamadım, sadece takip edebildim. Telefondan ESP8266'ya mesaj gönderme ve ESP8266'dan telefona mesaj gönderme yaptılar.

Üçüncü gün hoca geri geldi ve bize değişik bir programlama platformu kurdurdu. Bu platformu kurup ESP8266'daki ışığı yaktım.


(O gördüğünüz ufak şey ESP8266, wifi üzerinden veri alıp gönderebiliyor ve ufak bir bilgisayar gibi davranabiliyor. Bunun ne demek olduğunu anlamak için şu anda kullandığınız bilgisayarın ne kadar büyük ve pahalı olduğuna bakın zira bu alet 3$ falan.) 

Zafer sarhoşluğuyla dersin devamını da dinledim ama devamında hiçbir şey yapmadık. Hoca oturdu bilgisayarın başına asistanlarıyla muhabbet falan attı. Öğleden sonra da buna devam etti. Ne konuştular bilmiyorum.

Artık kurstan umudu kesince dördüncü gün yapılanları takip etmedim, zaten hoca da bilgisayarın başına oturup goy goy yaptı paso. Raspberry Pi'ı vardı ama bağlamadık bile. O kendi bağladı, eliyle garip hareketler yapıp bir şeyler çaldı, flüt falan çaldı. Ben de .pdf okudum bilgisayarda. Asistan dersin sonunda github anlattı artık kurs bitti napacaksak githubla. Sertifikamı aldıktan sonra çıktım ben. 

Özetle kurs memento gibiydi, ilk gün çok verimliydi, ikinci gün hiçbir şey başaramamak üzere bir şeyler yaptık, üçüncü gün sadece ışığı yakabildim ki bu da elektronikçilerin "Hello World"üdür, son gün ise sadece tanıtım/giriş. Tuhaf.

*

Aksaray üniversitesi pek güzel değil. Tamam binalar güzel ama kampüs diye bir şey yok. Binaların aralarında çamurdan oluşan boşluklar var, buralara da sonra bir şeyler inşa ederiz demişler herhalde.


Aksaray'ın ise kendine özgü garip bir simgesi var, böyle bir yıldız:


Hatta çöp kutularına bile işlemişler bunu :d


Aksaray'ın başka kendine özgü herhangi bir şeyi yok. Interrail Türkiye grubunda konu açtım, şerbetli pide önerdiler. Yapan tek restoran var. Uzak olduğu için önce birilerine sorduk değer mi diye, "değmez, bozdu" falan dediler vazgeçtik. Merkezde bir yerlerde saat kulesi var, "Aksaray'ı gezdim ben." diyebilmek için önünde fotoğraf çektirebilirsiniz:


Onun dışında bol bol künefe ve etli ekmek yiyebilir, Efor AVM'de küsüp geri gelmeyen kezban toplarla bovling oynayabilirsiniz.

Pidecide para ödeme kuyruğundayken şehirdeki yoğun turist nüfusuna anlam veremeyen bir abla en sonunda dayanamamış olacak ki bana sordu "Kurs mu var?" diye, evet diyince "E Antalya'da falan yapsalarmış ya Aksaray'a niye gelmişler bir şey yok burada." dedi. Abla haklı.

*

Özetle gittiğim kurstan memnun değildim fakat burada güzel günler geçirdim. Terskod mühendisliğine gitseymişim daha iyiymiş çünkü sadece 35 kişi falan kabul ettiler ve onları da ince eleyip sık dokuyarak aldılar. Orada karşılaştığım Bilkentli bir arkadaş da Django kursunun çok ağır ilerlediğini söyledi. Hacettepeli arkadaşlar ise Siber Saldırı ve Savunma Atölyesi kursuna gitmişlerdi, ikisi de çok memnundu ve onlar bu alanda uzmanlaşmayı düşündüklerinden onlar için iyi oldu. Ankara üniversiteli arkadaşlar ise Ruby kursuna yazılmıştı fakat tabii dördüncü sınıfa gelip yeni bir dili sıfırdan birinci sınıf öğrencisi gibi öğrenmek çok sıkıcı geçeceğinden pek memnun kalmadılar. 

Gelecek nesillere bu etkinliğe katılmalarını fakat kursu dikkatli seçmelerini öneririm. :)

Uygun bir zamanda hocalık yapmayı düşünüyorum burada. Takipte kalın :P

2 yorum

Ve aleyküm selam azimliyazar:)

Reply

Naber kardeş iyi misin kurs iyi geçti mi :) Bir daha görüşemedik

Reply

Yorum Gönder