Sorularınızın Yanıtları (22 Temmuz+)

Arkadaşlar sitedeki bir arızadan yorumun altına yorum giremiyorum, baştan şablon koymam gerekecek. Meşgul olduğumdan uğraşamadım. Çok fazla soru gelmiş, cevapları buradan yazıyorum o yüzden.

Sorunuz cevaplandıysa buradan veya eski soru sorduğunuz yerden konuşmaya devam edebilirsiniz veya dolkrutos@gmail.com 'a mail atabilirsiniz.

22 Temmuz ve sonraki tarihte gelen sorular ve cevapları:

anahtar kelimeler: (Ctrl+f ile aratın sorunuzu)
#Bilkent Matematik
#Ege Üniversitesi
#Bilkent uluslararası ilişkiler
#Tıp 6200
#Ya da seneye kalıp (zaten mezunum)
#Merhaba Ee burs suz tercih yapacağım.Erasmus imkanları hakkında yorum yapar mısın?
#yatay geçmiş yapmak üzere bilkente gelmek isteyen arkadaş
#Bu sene 10.sınıfa geçen vatandaş.
#Merhaba yazilim muhendisligi tavsiye eder misiniz
#bilkent uluslararası ilişkiler mi iktisat mı

#Bilkent Matematik hakkında soru:
Sizlere birkaç sorum olacak bilkent matematik bölümü ile ilgili cevaplarsanız sevinirim.Şimdiden Teşekkürler.

Herzaman matematik bölümü sadece ispat ve teori üzerinde kafa yorulan bir bölüm olarak algılanıyor.Ben böyle olmadığını biliyorum fakat çekindiğim noktada bu oluyor kişisel ilgi alanım özerk akıllı makineler,yazılım,robotik,yapay zeka üzerine ve bu alanda çalışıp gelişip dünyada en iyiler arasında olan bir üniversitede yüksek-doktora yapmak hedefim.Bilkent matematik bölümünde bunlara ne kadar yoğunlaşma şansım var teori-ispat bunu çok mu fazla engelliyor?Veya bilkent veyahut bölüm buna ne kadar uygun.
Hayalim Bilkentte okumak fakat CS,EE,Makine Müh. için Tam burslu okuyacak kadar başarılı bir öğrenci değilim.

Merak ettiğim konu bu aslında cahilim biraz matematik konusunda.Merak ettiğim hayalim olanla uğrasmak için matematik ne kadar uygun daha alt orta sıra üniversitelerde işin mühendisliğini mi okumak gerek görüşleriniz fikirlerini çok merak ediyorum cevaplarsanız çok yardımcı olursunuz.

Cevap:
Bunu arkadaşa paslamıştım, o şunu yazmış;

"Bence bu soruya sen de cevap ver hani baska universitede muhendislik okumasi daha mi mantikli olur diye.
 Ama ben matematik kismina cevap vereyim.
Biz direk ciddi anlamda çok soyut şeylerle ugrasiyoruz ve belki baska universitelerde daha uygulamali matematikle ilgilenenler vardir ama bilkentte tamamiyle teorik pure math dedigimiz sekilde. O yuzden bence cok mantikli bir secim olmaz. Mesela ben su an machine learningle ilgili bir sey yapsam mi diye dusundum bilgisayardan bir hoca beni cagirdi hatta bogazicinden ama benim durumum farkli ben matematikte basariliydim uzerine baska seyler koyabildim. Yani bizim bolumdeki diger insanlar boyle degil. Yani o da su an teorik seylerle ilgilenmek istemiyorsa bizim bolumde basarili olmasi cok zor olur cidden ve o zamanda o istedigi hayallrre ulasamaz. Seçmeli ders cok bizim son iki senemizde ben csten ekonomiden endustriden ders almistim ama iste matematikleride iyi yaptigim icin şansliydim. Hani o yüzden bence acaba basarili olupta diger konulara gecis yapabilir miyim gibi bir riskle universiteye başlamasin. Yani cunku obur turlu belki akademik calisma yapmak istemez ve muhendislik yapabilir ama bizden ciktiginda neredeyse  tek bir sansi olcak ve bu başarisina bagli olcak"

Bu arkadaşım Matematiği sevdiğinden ve şu anda master yaptığından böyle bir yorum getirmiştim, benim yorumum ise Bilkent referansı kuvvetlidir, hırslı bir insan pekala (arkadaşımın da dediği gibi) matematik derslerini verip bir yandan da başka bir hocayla machine learning çalışabilir. Fakat bu bölüm zor, her şeyi aynı anda götürmek zor olacaktır. Bilkent'te alabileceğiniz ekstra derslerin bir limiti yoktur dolayısıyla programa istediğiniz kadar bilgisayar mühendisliği dersi koyup matematik okur gibi yapıp bir yandan bilgisayar mühendisliği de okuyabilirsiniz (tabii zor olur) bunu da unutmayın.

#Ege Üniversitesi
Soru:
Yazınızı çok beğendim, sormak istediğim bir soru var. Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği hakkında bir bilginiz var mı?

Cevap:
Hayır yok kardeşim.

#Bilkent uluslararası ilişkiler
Soru:
Merhabalar ben uluslararası iliskiler düşünüyorum(tam burslu) ingilizce olmasi beni biraz korkutuyor açıkçası bir de tam burslu olmasi da çevre bakımından korkutuyor bir de devlet yurdu var mı yakınlarda yada yurt ücretleri ile ilgili bilginiz var mi - Bilkent Üniversitesi Soru-Cevap

Cevap:
Bilkent'in yurdu varken devlet yurdunu ne yapacaksın? Benim IR'dan üç tane arkadaşım var. Burslular mı burssuzlar mı bilmiyorum. Hepsini çok seviyorum. İkisi benden 5 yaş büyüktü, Çince'de sınıf arkadaşımdı, hayatımda tanıştığım en alçak gönüllü ve samimi insanlardandı. Gelmeden önce ben de insanları para/sıralama durumuna göre yargılardım ama buraya gelince fikirlerim değişti.

#Tıp 6200
Soru:
Merhaba devlet üniversitesinden bilkent elektrik elektroniğe geçiş olabiliyor mu?Kontenjan mı var yoksa başvuran geçebilir mi? İlk sınıftan sonra mı geçilir yoksa hazırlık bitiminde de olabiliyor mu? Ben mühendislikte 9000deyim tıp puanında 6200deyim.Ygs'm iyiydi odtüde düşündüğüm mühendislikler olabilecek gibiydi ama lysde ayağım kaydı şimdi Gerçekten ne yazacağımı bilmiyorum. Tip yazsam da ıstanbul ankara devlet üniversiteleri olmuyor ve ben kesinlikle tıp yazmak istemiyorum diyen biriydim. Şimdi acaba burssuz veya yarı burslu mühendislik mi yazsam diyorum. Sonra da kassam bursluya geçmeye çalışsam. - Bilkent Üniversitesi Soru-Cevap

Cevap:
Geçiş hakkında bir bilgim yok ama puanın yetiyorsa mümkün sanıyorum, şurayı bi incele: http://w3.bilkent.edu.tr/www/lisans-programlarina-yatay-ve-dikey-gecis-yonetmeligi/  

Öte yandan ben önce tıpa gideyim yok orası güzel değilse mühendisliğe geçeyim bunlar çok nanay işler. Tıp zaten birinci sınıfta kolaydır, sonradan zorlaşır, zorlaşınca da "yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik" diyip derslerden gebermek ile "kaçayım ben" diyip yıllarını heba etmek arasında seçim yapman gerekecek ki yeni bölümünü de sevmezsen hepten pişmanlık. Şimdi verdiğin kararın son karar olmasına özen göster. Yalnız bir mühendisliği yazıp ilk seneden sonra başka mühendisliğe geçmek nispeten daha kolay. Onu da belirteyim. Mühendislik illa istiyorsan ve durumun varsa yarı burslu mühendislik düşünebilirsin tabii, tüm mühendisliklere nötrsen ekonomik durumunu da düşünerek ODTÜ'nün diğer mühendisliklerine de (yani ee, makine vs. kadar popüler olmayan mühendisliklerine) bakmanı salık veririm. İTÜ de es geçilmemeli.
Ya diş hekimliği?

#Ya da seneye kalıp (zaten mezunum)
Soru:
Sıralamam 10 bin küsür. Çok arada kaldım gibi hissediyorum puan olarak. İTÜ gibi üniversiteler ile 20k ile alan üniversiteler arasında çok istediğim bir üniversite yok. Yıldız teknik hakkında bir bilgin var mı? İngilizcem sağlam ama YTÜ de ingilizce eğitim yok acaba biraz daha düşük olup ingilizce eğitim veren bir yere mi gideyim yoksa ingilizcem iyi olduğundan fark eder mi türkçe yada ingilizce okumam? Ya da seneye kalıp (zaten mezunum) 2. mezun senemde evde hem sıralama yükseltip hem de Yabancı üniversitelerin internette cs derslerini alsam faydası olur mu? Sene başında tıp yazabilirim diyordum MF3 sıralamam 6 bin fakat tıp istemediğimin farkına vardım. Çok kararsızım :(. Teşekkürler

Cevap:
Arkadaşım 10 bin küsür yapmışken 2. kez mezuna kalma kesinlikle.
Galatasaray üniversitesini düşündün mü?
İnternetten cs dersi alma işi yaş. Onu düşünme.
İngilizcen iyidir tamam da, İngilizce eğitim alıp teknik terimleri iyi bilmek her zaman iyidir. İngilizce bilgini kanıtlamak için TOEFL'a IELTS'ye girebilirsin tabii fakat patronlar ne düşünüyor onu bilmiyor. (YTÜ kaliteli bir üniversite, onda çok sıkıntı olacağını sanmıyorum) Özetle ben de çok kararsız kaldım ya, sen en iyisi YTÜlü öğrencilerle konuş. Ama madem yazacağın bölüm belli ve çok seçenek yok, mucizevi bir seçenek aramak yerine eldekileri değerlendirmek en iyisi.

#yatay geçmiş yapmak üzere bilkente gelmek isteyen arkadaş
Soru: 
Merhabalar. Acil sizle gorusmem gerek uni konusunda fakat musait misiniz bilmi6orum. Sanssiz bir sene gecirdim bahtsiz bedeviyi colde kutupayisi meselesi gibi olduu. Akillara zarar net farklari Oldu denemede lys de ve ygs de surekli yaptigim netlerin kacar kacar asagisina dustum bi bilseniz. Azmin sonu yoktu bende. Son 6 ayim gercekten ortalama 4 saat uykuyla gecti. Ki ortalama diyorum uykusuz geceler Vb. Biraz da takintili bir insan oldugum jcin yani hedefe kitlenmis bicimde gunde 8 10 saat calistim. Denemelerde karsiligini Aliyordum Acikcasi ama blyle sanki imtihanmis gibi ygs de lys de neler yasadim ne netler geldi kimsenin basta benim inanmayacagim. Bu isler isin girisiydi ama gelisme sonuc olarak sunu diyeyim yani.

Durumumuz var Allah a sukur ama sonucta senwde cepten cikacak topl. 40 milyar para ve 4 seneden(hazirlgii atladigimi dusunup tabi, suan toefl calisiyorum kismet o da) 160 milyar az degil. Hosuma da gitmjyo babam milyoner olsa da gitmezdi gibime geliyo giden bu para. Qcikcasi bilkent cok guzel bi okul o asikar ama ben biraz da o parayi verdirmemek icin 1. Sinifta direkt yuksek bi ort. Ile bogazici endustriye gecis yapmak istiyorum. Gecen tanidiginiz oldu mu? Ortalama kasmak zor mu? 382 ortalama ile 10. Oldugunuzu yazmissiniz ama bu ortalama ile 10. Olduysaniz bolum mu kolay siz mi cok calisiyordunuz? 10 kisinin kaci bursludur tahminen?

Acikcasi ben boyle onumdekileri elimine etmek istiyorum kac kisinin yatay gecis hayali oluyor. Okuldan memnun musunuz diye sormadim zaten bilkentten memnun olmamak asiri bi durum yoksa nankorluk olur gibime geliyor oyle bi izlenim var.

1. Sinifta herkes yatay gecis yapacak geyigi var ama ne biliyim o para gozume cok geliyor. Yani ilk sene ortalama kasmak cok mu zor. 3.82 ile basvursaniz jeralde bogazicine kabul edilirdiniz ama sizin onunuzdeki 9 kisi den yada altinizdaki kisilerden hic basvuru yapqn olmadi mi?

Biraz yatay gecis hayaliyle giriyorum ama baska carem yok. Bidaha sinava girm3k hosuma gitmiyor. Kotu bi ogrenci degilim. Ucretli giricem malesef ama kimsenun beklemedigi notlar aldim. Fen lisesi mezunuyum. Ama idareciler3 idareci demeye bin sahit. Magdur olduk sinifca rezil ettiler bizi.

Ilk seneki derslerin zorlugu ve essay lere ve bu turkcedeji elestiri yazilarina hoca not dagitirken bonkor mu ? Fizik ingilizce olarak zor mudur? Kafamda drli sorular.

Tonlarca soru sordum. Mailinize telefon numarami da atabilirim eger mesgul degilseniz. 1 senedir olan cilemi bi nebze rahatlatirsiniz. Isterseniz buradan da crvaplasaniz da olur.

Bu siteyi kurmaniz bile buyuk njmet. Cok tesekkur ederim.

Cevap:
Selamlar. Geçmiş olsun. Yaşadığın talihsizlikleri anlıyorum. Öncelikle bunları yaşamayacağın ve daha rahat hazırlanacağın için mezuna kalmayı düşünebilirsin.
Bilkent'e Bilkent'ten kaçmak için girmek hem riskli hem de bana sorarsan tavşanın suyunun suyu. O yönetmeliklere göre böyle bir ihtimal var mı bilmiyorum da (benim zamanımda vardı sanıyorum), senin bunu yapabilmen için önce Bilkent'e gelip hazırlığı atlayıp sonra iyi bir ortalama yapıp o başvuruyu değerlendirecek kişinin gözüne girmen lazım ki seni alsın.
E madem böyle bir ortalama yapabilecek durumundasın, böyle dolaylı bir yolla uğraşacağına üstün başarı bursuna başvur Bilkentte burslu oku, daha iyi değil mi? Eğer hazırlığı atlarsan, madem fen lisesi mezunusun ilk sene göreceğin Matematik (türev-integral) ve biyoloji dersleri sana vız gelir tırıs gider. Azıcık çalışırken bilgisayar dersleri de çocuk oyuncağı zaten. Gerisi İngilizce ve Türkçe derslerine vereceğin emeğe kalmış.

Soru:
#Merhaba Ee burs suz tercih yapacağım.Erasmus imkanları hakkında yorum yapar mısın?

Cevap:
Yüksek bir ortalama ve İngilizce derslerinden iyi notlar alarak gidiyorsun işte bunun yorum yapılacak neyi var her üniversitede var :) Erasmus dediğin bir dönem yurtdışında eğlenmeye gitmek, önemli bir şey değil.

#Bu sene 10.sınıfa geçen vatandaş.
Soru:
Abi ben bu sene 10. sınıfa geçtim.Aslında çalışkan ve öğretmenlerinin gözünde sevilen sayılan ve başarılı bir öğrenciyim ama her yaz tatilinde içimde kötü bir his var.Ne kadar çalışsam da ben hiç çalışmadım arkadaşlarım kesin inek gibi çalışmıştır ben geri kaldım yapamayacam 10. sınıfta tembel olacam herkes beni sollayacak gibi düşünceler giriyor aklıma.Mesela televizyon izliyorum ki nadiren izlerim vicdanım elvermiyor ben televizyon izliyorum ders çalışmıyorum diye .Sence bu endişeyi ve korkuyu nasıl yenmeliyim?Ayrıca sosyal hayatla hiçbir bağım da yok gezmem tozmam sosyal medyayı kullanmam arkadaşlarımla pek sohbet etmem.bir de şu konuda sıkıntım var abi.Yaz tatili evet ama ben şimdi 9. sınıfa mı çalışayım yoksa 10. sınıfa mı? Bakıyorum eski konulara çoğunu hatırlıyorum ama çözemediğim sorular da oluyor.10. sınıfa çalışayım diyorum neye çalışacağımı bilmiyorum.Bir sürü yabancı konu var.Sence ne yapmalıyım ne olur bana yardım et:

Cevap:
Kardeşim sen daha 10. sınıftasın çık git bu siteden, senin burada işin yok. Hayatını yaşa. Deget.
Çok kaşındıysan -alanınla ilgili- sevdiğin bir dersin tüm konularına çalış 10.sınıfta en azından bir dersten rahat edersin:)

Soru: 
#Merhaba yazilim muhendisligi tavsiye eder misiniz

Cevap:
(BAU'nun müfredatına bakarak konuşuyorum) Yazılım mühendisliğinin bilgisayar mühendisliğinden farkı bizdeki 1 ee dersi yok, 2 bilgisayar mühendisliği adı altında olan donanım dersini tek derse sıkıştırıp basitleştirmişler, başka üniversitelerde seçmeli diye açılan bazı yazılım derslerini zorunlu yapmışlar. Aşırı bir fark yok yani.

#bilkent uluslararası ilişkiler mi iktisat mı
Soru:
merhabalar , ben bilkent iktisat yarı bursluyu düşünüyorum , uluslararsı ilişkiler de sıcak geliyor , ikisi arasında bi kıyaslama yapabilir miyiz , ve ingilizce seviyem iyi değil , hazırlığın 1 yılda bitmesi mümkün mü yoksa çok mu zorlanırım , şimdiden teşekkürler - Bilkent Üniversitesi Soru-Cevap
Yayınla | Sil | Spam

Cevap:
Hazırlığı 1 senede bitirmek gayet mümkün fakat bu ikisi arasında karşılaştırmam mümkün değil, hangi bölümü sevecek gibiysen onu yaz ikisi çok farklı.

























Bilgisayar Mühendisliğinin Yazılımcıdan Farkı Ne? Üniversite Niye Şart?

Öncelikle okumadıysanız önceki yazılarımı okumanızı tavsiye ederim.
Ve tabii olmazsa olmaz, kutsal kaynak, hala yararlanıyorum:

3. sınıfta bir tane projeli yazılım geliştirme bir tane de elektronik dersi (sinyal) aldım. (Birçok arkadaşım sadece bir bilgisayar dersi almama şaşırdılar.) Fakat ikinci dönem exchange'e gidip 5 tane teknik dersi dayadım. Ödevler projeler. Şimdi de ise Koç'ta araştırma asistanıyım. Dolayısıyla biraz bilgim var artık bu konularda.

"Bilgisayar Mühendisliğine Ne Kadar Hazırsın?"  yazısında anlatmaya çalıştığım 2 madde vardı:

1- İşinizi sevecekseniz gelin. Dolayısıyla bölümü okumayı sevecekseniz gelin.

2- Öğrenmeyi sevecekseniz gelin. Bir ömür boyunca google taraması yapmayı, araştırmayı göze alacaksanız gelin.

Fakat "Bilgisayar Mühendisini bilgisayar mühendisi yapan ne? Biz okulda ne öğreniyoruz da farklı oluyoruz. Nedir üniversiteyi zorunlu kılan?", bunlardan bahsetmemiştim. (Bahsetmişsem de unutun onları, şimdi daha iyisini yazacağım.)

*

Birkaç gündür Makine öğrenmesi çalışıyorum. İşte çalışmamdan bir kesit:



Öncelikle bkz: Allah belasını versin böyle matematiğin

Yukarıdaki formüller bir bilgisayar dersinin slaytlarından bir kesit. Neredeyse bütün teknik, bilimsel çalışmalara konu olan bilgisayar dersinde bu tip formüllere rastlayabilirsiniz. (Tabii hepsinde kompleks formüller bulamayabilirsiniz, dersine göre değişir.)

Yukarıdaki acayip harfler bütününü elimden geldiğince açıklayayım bakalım sıkılmadan okuyabilecek misiniz:

Makine öğrenmesi özetle belli vakalarda çıkan sonucu kaydeder, sonra yeni vakalardaki sonucu tahmin etmeye çalışır. Açalım: A, B, C kişileri (vakalar) hastahaneye kaldırılıyor. A, B'de akciğer kanseri çıkıyor, C'de çıkmıyor (sonuçlar). Sonra A, B ve C'nin bilgilerine (değişkenler) bakıyorlar. A 54 yaşında, 2 çocuk babası, sigara içiyor. B 48 yaşında, sigara içiyor, armut yiyor. C 56 yaşında, sigara içmiyor, hem armut yiyor hem de 12 çocuk babası. "Hee tamam o zaman çocuklarla ve armutla alakası yok, sigara içiyorsa akciğer kanseridir, içmiyorsa değildir, yaş olarak da minimum 48 yaşındaysa tamam ölmüş o adam." diyip bir program yazıp bilgisayara yediriyorlar. Sonra hastahaneye 60 yaşında, sigara içmeyen 2 çocuk babası bir adam geliyor, ismi "Walter White", bunu "Hasta değil bu bunu alın buradan." diye gönderiyor. Eee tabii bu kadar kısıtlı veriyle ve süper düz bir mantıkla yazılmış bu gerzek program haliyle daha ilk sınavında cortlamış oluyor ve bilim adamları "Yav bu mühendisler de bir şeyi beceremediler, en iyisi araştıralım biz bunu." diye "Makine Öğrenmesi" (Machine Learning) diye bir bilim dalı ortaya çıkarıyorlar.

(Burası zevkli taraftı, sıkıcı taraf geliyor.)

Yukarıdaki formüle gelelim. Vakaya (örnek de denir) x diyoruz. Vakanın sonucuna y diyoruz. f(x) = y özetle. Buraya kadar tamam. Bu vakanın y sonucu vermesine de x'teki bir takım değişkenler neden oluyor. Bunları da x'in altına sayı koyarak gösteriyoruz. x1, x2, x3 gibi. (Yani x aslında bir sayı değil, bir matris, içinde de değişkenler var.) Eğer sayılar x'e üslü sayı olarak geliyorsa x^1, x^2, x^3 şeklinde, bu ise o x'in kaçıncı vakayı temsil ettiğini gösterir, örneğin yukarıdaki örnekte A kişisi birinci vaka yani x^1'dir. Aynı şekilde y^2'de 2. vakanın sonucudur. hθ(x) ise hipotez yani tahmin fonksiyonu. Tahmin fonksiyonunun formülü tahmin edeceğin şeyin türüne göre değişebiliyor. Örneğin bir insan 100 metre yürürse 250 kalori yakar, 200 metre yürürse 450 kalori yakar, 300 metre yürürse 650 kalori yakar, 400 metre yürürse kaç kalori yakar? şeklinde bir problemde sonuçlar doğrusal olduğundan hipotez fonksiyonunu da doğrusal yaparız yani 2m + 50 şeklinde (m yürünen metre). Doğrusal hipotezi de θ0 + θ1xdiye gösterebiliriz. Tabii değişken sayısı arttıkça tetalar da artar ayrıca sonuçlar doğrusal bir grafik değil de parabolik bir grafik çiziyorsa değişkenlerin karelerini küplerini vs. almamız gerekebilir. Fakat bazı durumlarda hipotezimiz eldeki vakalara mükemmelce uyar fakat yeni tahminlerde saçmalar çünkü yeterince genel bir formül değildir. Anlatarak olmayacak, resmini atayım:



Bahsettiğim durum en sağdaki durum, yani overfit. Yılan gibi kıvrılan saçma sapan bir doğru (eğri?) çizdiğimiz için yeni tahminler yapamıyoruz. Bunu engellemek için de ortaya regulasyon çıkmış. Yanda gördüğünüz lamda/m çarpı teta formülü de tetaların etkisini azaltmaya yarıyor. 
Hipotezimiz ne kadar doğru bunu anlamak için de bir formülümüz var. (hipotez - gerçek sonucu)^2 (karesini alarak bu çıkarmanın sonucunun pozitif olmasını garantileriz.) sonra bu toplamayı tüm vakalar için yaparız. Buna da "cost function" yani maliyet fonksiyonu deriz. Biz bu fonksiyonun olabildiğince küçük değer vermesini istiyoruz. Bu fonksiyonun formülünde bizim hipotez fonksiyonu da rol oynadığı için biz en düşük değeri bulurken hipotez fonksiyonunu değiştiriyoruz e bunu yaparken haliyle x'leri (yani değişkenleri) değiştiremeyeceğimize göre tetaları değiştiriyoruz. Tetaları değiştirmenin de algoritması var özetle eski teta'dan "maliye fonksiyonunun regulasyonla toplamının tetaya göre türevi"ni çıkart yeni teta yap. (x'i beş yap, elmayı armut yap tarzı şeyler := ile gösterilir.) O gördüğünüz köşeli parantezdeki formül maliye fonksiyonunun türevi yani.
Peki iki üstteki resimde hipotez fonksiyonu niye akraba evliliğine dönmüş? Bak o uzun hikaye. 
Bunları anlatarak hem beyninizi yakmış oldum hem de konu tekrarı yaptım ehehe.          

Bu da Elektroniğin baba derslerinden "Dijital Sinyal İşleme" dersinin ünlü formülü "Fast Fourier Transform" yani "Hızlı Fourier Dönüşümü". (Bilgisayar mühendislerine de verilir bu ders. Arkadaşım bu dersin finalinden 4 alarak dersten geçtiğini söyledi çünkü kalma/geçme çan eğrisiyle belli oluyordu.)


Sorarım size, sinyal nerede? Devreler nerede? Arçelik bunun neresinde?

Sadede geliyorum: Arkadaşlar bilgisayar mühendisi kod yazan adam değildir, yukarıdaki formülleri icat eden adamdır veya icat edilmiş şeyleri denenmemiş yerlere uygulayarak yeni (Akıl Oyunları'nda John Nash bardan hatun kaldırma stratejisini ekonomiye uygulayıp da Oyun Teorisini buluyor ya o hesap) problemlere yeni çözümler getiren insandır. Yukarıda gördüğünüz formülleri matematikçiler geliştirdiyse bile bunu bilgisayara, programlara, web sitelerine, aplikasyonlara uygulama işi başlıbaşına bir alan. Ve sadece bilim adamlarının işi değil. Google'daki mühendisler daha hızlı nasıl arama yapabiliriz diye formüller geliştiriyor veya eldeki kodlarını daha da hızlandırmaya bakıyorlar (sonra da arama şu kadar sürdü diye gururla sitelerine yazıyorlar), Facebook'taki adam güvenliği sağlamak için spam paylaşımları engelleyen uygulama geliştiriyor ve tabii bu uygulamayı geliştirirken de neyin spam paylaşım olduğunu tahmin etmeye yönelik çalışmalar yapıyor ki "durum çok ciddi" diyip tüm suçu facebook'a yıkan adamlar yüzünden FBI ile başı derde girmesin.
Bakın size çok basit bir araştırma konusu vereyim isterseniz ileride üzerinde çalışıp milyarder olun; Spotify dinlediğiniz müziklere göre her hafta size çalma listesi hazırlıyor. Bu çalma listesini neye göre belirliyor düşündünüz mü? Spotify bunu sizle aynı müzikleri dinleyenlerin çalma listelerinden şarkı araklayarak yapıyor, dolayısıyla araya çöp şarkılar girebiliyor. Halbuki yukarıda anlattığım makine öğrenmesini kullanıp şarkıları analiz ederek (atıyorum X şarkısında şu frekansta kadın sesi var A kişisi beğenmiş, Y şarkısında da aynı frekansta kadın sesi var o zaman A'ya bunu da önerelim) da bir çalma listesi oluşturabilirdi ama çok tembel olduğu için yapmıyor. Belki ileride siz yaparsınız?

Küçükken yazılımı çok kolay zannederdim, derdim "Zaten her şey internette yok mu?" Hem evet hem hayır. Her şey internette var, yani internette dolu kodlama dersi ve belirli çözümler için yazılmış hazır kodlar var ama bunları kullanmak için en uygun yolu bulmak sizin elinizde. Atıyorum X yazılımını her yazılımcı yazabilir ama bu yazılımı 10 satırda yazıp programı da 1 dakikada çalışıp işini bitirecek şekilde herkes yazamaz.

Yazamayan mühendisler de olabilir, yazabilen lise mezunları da. Fakat patron yazmasını garanti gördüğü kişiyi alır. Mühendisler de bunun eğitimini aldığı için bunun sözünü önceden verir diyebiliriz.

Bilgisayar mühendisliği bu tip görevleri yerine getirebilecek adamları yetiştirmek için hazırlanmış bir bölümdür bu yüzden Türkiye'nin (hatta dünyanın) her yerinde ders programları üç aşağı beş yukarı aynıdır. Örnek:

İTÜ Bilgisayar: (Türkçe eğitim veren en iyi üniversite diye burayı yazdım ama İngilizce dersler mevcut)
http://www.sis.itu.edu.tr/tr/dersplan/plan/BLG/201110.html

Elazığ Fırat Üniversitesi:
http://bil.muh.firat.edu.tr/tr/node/109

Biraz inceleyin. Tembelseniz ben söyleyeyim: neredeyse aynılar.

Fark şu; ODTÜ'den adam "Merhaba ASELSAN, ben ODTÜ'den mezunum 3.32 ortalamam var son senemde makine öğrenmesi üzerine Prof. Dr. Bilal Geyik'in gözetiminde projeler yaptım." deyince ASELSAN "Gel bana gel bana bebeğim." derken Elazığ Fıratlı eleman "Selam ben yeni mezunum, not ortalamam 3.90 çok başarılıyım." derse "Yeme bizi Nuri" diyebilirler. Demeye de bilirler. Bilgisayar mühendisliği müfredat yazınca Fırat ilk sayfada çıkıyordu o yüzden kurbanım oldular. Mezunları nasıl, itibarı iyi bir üniversite mi hiç fikrim yok.

Fakat şu bir gerçek ki günümüzde bilgisayar mühendisliğini Stanford'da da, Trabzon'da da, Angola'da da okuyabileceğiniz için şirketler sizden kendinizi başka şekillerde de kanıtlamanızı ister ki bu daha başka yazının konusu.

Fakat Türkiye'de patronlar "Şirketimize gelen ziyaretçilerin konumuyla müşterilerimizin konumlarını eşleştirelim böylece en dönek müşterileri bulup evlerine virüs atan canavar mühendisler alalım!!!!" demezler, sadece websitesi ve şirkete has basit uygulamaları yazacak ve bunların devamlı olarak sorunsuz çalışmasını sağlayacak birini ararlar. O yüzden herkesin mühendis olmasına gerek yoktur. Bu yüzden Bilkent CTIS gibi sırf "programcı" yetiştirmeye yarayan bölümler vardır. Veya patronlar iş ilanlarına "Üniversitelerin Bilgisayar müh., Endüstri müh. veya Matematik bölümlerinden mezun" tarzı geniş ifadeler yazarlar çünkü sadece elindeki işi yapabilecek biraz da kafası çalışan birine ihtiyaçları vardır.  (biraz kariyet.net'i inceleyin.) Ama gidip de lise mezunu biriyle de iş yapmak istemezler. Fakat ya bu lise mezunu kişi ssg gibi Microsoft'ta çalışmış, Türkiye'nin en çok tıklanan sitelerinden birini açmış yani özetle feleğin çemberinden geçmiş biriyse? Tabii o zaman istisna. Lâkin şu var ki ssg'nin, Bill Gates'in, Steje Jobs'un yani bilgisayarın yeni ve acayip bir alet olduğu ve etrafta zaten bilgisayar mühendisinin bulunmadığı zamanlardan bilginin güç olduğu ve dağda otun Hindistan'da bilgisayar mühendisinin bittiği zamanlara geldik. Yani artık öyle kahramanlık hikayeleri yazmak güç.

Bu arada yukarıda "Her şey internette vardır." önermemin aynı zamanda yanlış olduğunu söylemiştim. Bunu zaten açıkladım. "Spotify'da müzikleri analiz ederek kendi zevkime göre en harika müzikleri nasıl bulurum." diye google araması yapmayın cevabı yoktur. Bu yüzden dünyada üniversiteler ve araştırma enstitüleri var.

3. madde için laflar hazırladım ama toparlayamadım. Ama sanıyorum başlıktaki soruyu güzelce cevapladım. Sorusu olan? :)))

Son olarak, soru: "Ben Bilgisayar mühendisliği değil Elektronik mühendisliği yazacağım. Oradan bilgisayara kayacağım!" (Verdiğim linkte ODTÜlü hoca da buna cevap vermiş.)

Kayabilirsiniz!!! Kesinlikle kayabilirsiniz! Şu anda ofiste Boğaziçi Elektronikte okuyan Galatasaray lisesi mezunu bir arkadaşla aynı işi yapıyoruz. Oda arkadaşım İTÜ Elektronik ve Haberleşme mezunu fakat şu an Koç'ta Bilgisayar mühendisliği doktorasına hazırlanıyor. Siz de yapabilirseniz. Fakat bu arkadaşların yaptığı gibi bir sürü teorik elektronik dersiyle, bilgisayar mühendislerinin el sürmeyeceği düşük seviyeli kodlama dilleriyle ve yine bilgisayarla alakalı olmayan türev integral tabanlı matematik dersleriyle cebelleşirken "Elektroniğin de Allah belasını versin, azimli yazarın da." demeyin. Yani ileride Kimyacı olmayı hedefleyip lisede bir ton Fizik dersi almak gibi bir şey bu. Bu yapılmayacak bir şey değil, (Belki bilgisayar mühendisliği okurken daha elektroniğe yakın alanlara kaymaya başlayacaksınız?) fakat daha kafanızı organik kimyadan, hücrenin bölümlerinden kaldırmamışken "ileride ona buna kayarım" temalı dolaylı planlarla asla tercih yapmayın.

Tercih Yaparken



Nur topu yaz tatiliniz hayırlı olsun. Tadını çıkarın. Game of Thrones hala izlemediyseniz başlayın.

%99 ihtimalle yapacağınız hatta başladığınız fakat size en zarar verecek şey müneccimlik yapmaktır. Puanım bilmemne olsa, acaba şuradan buraya düşer miyim, x'e çeker miyim, y bana fark atar mı, onyüzbin puanla hacıpaşa anadolu üniversitesi gelir mi vs. 

Başbakanımızın ünlü bir lafı var, "Buna kafayı takarsan, sıyırırsın, alıcan kullanacan hikmetine çok şaapmamak lazım." Başbakan haklı. Puanı alın üniversiteye girmekte kullanın, onunla kafayı sıyırmayın.

İnsanlar sabah akşam donanımhaber forumlarında bu tip soruları sorardı, amaçları bir şey öğrenmek değil yüreklerine su serpmekti. Siz de bunu yapıp boşunuza zamanı harcamayın. Açın güzel bir film veya dizi. İzleyin anam. Tatilinizi internette laklak ederek tüketmeyin.

Yapabileceğiniz en iyi şey seçmeyi düşündüğünüz meslekler üzerine bilgi sahibi olmaya çalışmaktır. 
Bunu yapmak için birkaç önerim:

1- Bölüm derslerine çalışın: Youtube'dan olur, coursera'dan olur, MIT'in sitesinden olur, aklınıza gelebilecek her yerden olur, olmadı e-kitap indirin, seçeceğiniz bölümün giriş derslerine biraz çalışın. Tabii önce giriş dersini bulmanız gerek. Örneğin atıyorum Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliğini seçmeyi düşünüyorsunuz, "yıldız teknik bilgisayar mühendisliği müfredatı" (müfredatın ingilizcesi curriculum'dur) yazın google'a. Yazdınız mı? Yıldız'ın sitesi de dandikmiş yav, biraz uğraştırdı eheh neyse. Sayfada "buradan" isimli link var ona tıklayın, çıkan sayfada Eğitim Programları'nın altında lisans var, (ingilizcesi undergraduate) ona tıklayın müfredat karşınıza çıkacak. İlk dönem alacağınız dersler; Mat 1 (türev integral), Fizik 1, İngilizce, Mesleki Hukuk ve Etik, Lineer Cebir, İstatistik ve olmazsa olmazı "Bilgisayar Bilimlerine Giriş." 

Yani neymiş, giriş dersimizin ismi "Bilgisayar Bilimlerine Giriş" imiş. Bunu google'a aynen kopyalayarak çıkan sayfalardan çalışabilirsiniz, ders kodu olan BLM1551 kodunu google'da aratabilirsiniz, veya İngilizce'ye çevirip "Introduction to Computer Science" diye aratabilirsiniz.

Ama bunları yapmanıza da pek gerek yoktu. Bir çok bölümün giriş dersi [Bölüm adı]'e Giriş şeklindedir zaten veya Introduction to [Bölüm adı] şeklinde. Introduction to Psychology, Introduction to Philosophy, Introduction to Linguistics vs. "Introduction to Tıp" yok sanırım, o yüzden genel yöntemi yukarıda verdim.

Ayrıca ders programları üç aşağı beş yukarı aynıdır. Yıldız Teknikte bilgisayar mühendisleri İstatistik öğrenirken Marmara "Oran orantı problemleri" diye ders koymaz yani. Üniversiteler ABET kriterleri gibi uluslararası kriterlere uygun olacak şekilde ders programlarını düzenlerler. O yüzden bazen üniversitelerin aynı saçma dersi sözleşmiş gibi ders programlarına koyduğunu görürsünüz, "Biyolojinin Bilgisayar Mühendisliğinde ne işi var kardeşim?" dersiniz. İşte bunlar hep kriter.

Aynı şekilde giriş dersleriyle birlikte ileri seviye derslere bakın, çalışın demiyorum, ne anlatılıyor ne öğretilmek isteniyor bu derste bakın. Ders özetlerini okuyabilirsiniz, ders notlarına bakabilirsinzi en olmadı en.wikipedia.org hayat kurtarır. 

Örneğin beni bilgisayar mühendisliğinden bıktıran dersler olduğu gibi ona bağlayan çok sevdiğim dersler de var; Computer Organization ve Operating Systems dersleriyle bilgisayarın nasıl çalıştığını kavradım ve bu derslerin kitaplarını okurken oldukça zevk aldım çünkü mucize olarak gördüğüm makinenin yapımını adım adım bilim adamlarının başarılarıyla ve başarısızlıklarıyla anlatıyordu, bu dersleri başkaları sevmez onlar da başka dersleri sever. Siz de seveceğiniz konuları bulun ki ona göre tercih yapın. 

Ayrıca; unutmayın ki bu söylediklerim sadece ders. Günümüzde insanlar ne yapıyor onu da öğrenin. Örneğin günümüzde bilgisayar mühendislerinin hepsi site yapmıyor, bazıları Yüz tanıma programları, sanal gerçeklik simülasyonları, insansız hava uçakları gibi enteresan şeyler yapıyor. Bunları da araştırın.

2- Mezunlar ne yapıyor öğrenin: Bu meslekleri yapan insanlar hayatlarını nasıl geçiriyor ona bakın. Geçen gezi bloglarını karıştırırken bir bloga rastgeldim adam dünyanın büyük bir bölümünü gezmiş (Türk). Nası oluyor bu diye adamın "Hakkımda" sayfasına baktım, adam "Ben öğretim görevlisiyim, her sene 2500-4000 lira arttırıp yaz tatilinde uzun bir geziye çıkıyorum." diyor. Bu adamın hayatına önce imrendim ama sonra düşündüm ki yalnız yaşayan biri için yılda 2500-4000 biriktirmek zor iş değil ve öğretim görevlilerinin hayatlarını biraz araştırınca (ekşiden okuyunca) gördüm ki çok düşük paralara çok uzun ve yoğun çalışıyorlar. Tabii bu görevlisine göre değişiyor. Öte yandan özel sektörde işi gücü bırakıp bir aylığında bilmemnerenin köyünde tatil yapmak pek olacak iş değil, ama öğretim görevlisi yapaibliyor. Bir yandan da bilgisayar mühendisliği veya tasarımcı olursanız "freelancer" olup evde yatarak veya gezerek de çalışabiliyorsunuz. Gemi kaptanı adam bu freelancer isimli yatıştaki adamdan belki 5 kat fazla para kazanıyor ama adamın günleri ayları gemide dört duvar arasında geçiyor, dışarı çıkmak istiyorsunuz çıkacak bir yer yok? Ekonomi olursanız zamanınız bankada bilgisayar masasının başında geçecek belki iş arkadaşlarınızla kahve eşliğinde küçük sohbetler edebilirsiniz (sallıyorum şu anda) veya en azından çıkışta beraber yiyip içebilirsiniz, öte yandan inşaat mühendisiyseniz şantiyeleri gezmelisiniz peki hangisi daha iyi? Bunları araştırın öğrenin.

3- Geleceğin mesleği? Ve tabii tercih yapacaklara söylenenlerin olmazsa olmazı "Türkiye'de iş yapacaklara mesleklere yönelin." lafını da unutmamak gerek. Bu lafın afedersiniz b*ku çıkmıştır, öyle ki tercih zamanı eve doğalgaz takmaya gelen abiler "Bilgisayar mühendisliği yazmasın." diye tavsiyede bulunmuştu. Herkesin söylediğini dinlemeyin. Ama güneş balçıkla sıvanmaz, bazı bölümlerin "iş yapma" bakımından öbürlerinden üstün olduğu açık. Bunun için yine tekrarlayayım yukarıda yaptığınız gibi o bölümün mezunlarıyla konuşun. Hiçbir şeye zevkiniz yok gibiyse her şey aynı gibi geliyorsa kafanıza eseni yazın, iş yapabilecek olanı yazın. Çok aşırı da kafaya takmayın arkadaşlar, sizin için ideal meslek diye tamamen sizin özelliklerinize göre planlanmış bir meslek yok, bilmece çözmüyorsunuz. Belki şu an diğerlerinden biraz daha yatkın olabileceğiniz işler vardır ama eğitiminizi tamamlayınca eğitimini aldığınız mesleğe alışık olacaksınız zaten.
Öte yandan diyelim bir mesleği kafanıza koydunuz, iş ve yaşam şartları çok süper değil ama kötü de değil, bu mesleği zevkle yapabileceğinizi düşündüğünüzden tercih edeceksiniz. Önce bu hayalinizin iyi düşünülüp taşınılmış bir hayal mi yoksa Cem Yılmaz'ın söylediği gibi "Hollywood Etkisi" mi onu iyice düşünün. Ben oyun yapacam, site yapacam, uygulama yapacam diye bilgisayar mühendisliği yazdım, şimdi ise "ne zor işler miş la bunlar. zevkli bir konu bulsam da üniversitede hoca olsam." diye bakıyorum işe. Yani sadece hayal ederek olmuyor. 
  


4- Savaş daha bitmedi: Ben buralara zeki olduğum için değil (zeki de değilim zaten) çalıştığım için geldim. Fakat çalışmak lise sonda son bulmadı. Şu anda yaşıtlarım Google'a staja giderken ben evde Game of Thrones izliyorum, çekirdek çitliyorum göbeğimi kaşıyorum. İyi üniversiteyi kazanınca en birinci olunmuyor, diğerlerine göre vasat bir üniversiteye girince hayata hükmen mağlup başlamıyorsunuz. Ama böyle polyanna laflar etmeyeyim, hayat acımasız, fakir bir ülkede yaşamıyoruz ama bir şeyleri kafaya takmayacak kadar zengin değiliz ve olamayacağız da. Bu yazıyı okuyorsanız bilin ki daima kendiniz insiyatif alıp bir yerlere gelmeniz gerekecek. İnsiyatif almanın kağıt üzerindeki anlamı sorumluluk almak olsa da tam olarak öyle değil. İnsiyatif almak bir şeylerin olmasını bekler gibi dururken "Başlarım bu işe" diyip o şeyin gerçekleşmesini sağlamak yani topu eline almaktır. Örneğin benim "Yahu o kadar interneti taradım bir tane adamakıllı YGS-LYS rehberliği yapan öğrenciyle karşılaşmadım, sınavı bitirince ben yapacağım!" diyip sınav bitince koltukta Game of Thrones izlerken televizyonu kapatıp "Başlıyorum yazmaya, bir söz vermiştim." diye yazmaya başlamamdır. Kendimi övdüm ama yazmaktan yoruldum, aklıma ilk örnek olarak bu geldiği için bunu yazdım affedin.

Peki nolacak insiyatif alınca? Abimle eskiden üniversite tercihi muhabbeti yaparken (bir 10 sene önce) abim kötü bölüm olarak çevre mühendisliğini örnek verirdi, dalga geçerdi bölümde. Ama şimdi ekşisözlükte bakıyorum da bu bölümü okuyan adam "E tabii sen seminerlere katılmıyorsan, öğrenci çalıştaylarına gitmiyorsan, çevre mühendisliği yapan adamlarla tanışmıyorsan, arıtma tesislerine katı atık tesislerine bölümünü okurken bir kez dahi adımını atmadıysan tabi canım iş bulmak ne zor şey." demiş adam haklı olarak. Yani ortada böyle bir bölüm varsa iş de var demektir ve bu işte bu arkadaşın tasvir ettiği gibi insiyatif alan adamlar çalışır. Bu kişiler torpil olaylarından dolayı burada iş bulamasa bile yurt dışında iş bulabilir. Ennn olmadı öğretmene ihtiyacı var bu bölümün, gider öğretmen olur. Özetle çalışan adam kazanır. 

Kolay gelsin ;)

GüneydoğuAsya'da 7.Gün - Vietnam'dan Kamboçya'ya Giriş


Tarih: 11 Mayıs 2016 

En son otobüs saat üçte olduğundan bugün zamanın çoğu yola gitti. Kamboçya sınırı Ho Chi Minh City'e bir hayli yakın ve sınır görevlileri gece uyuyan insanlar, o yüzden gece otobüsü yok. Şu ülkeyi biraz öteye kuraydınız yav.

Kamboçya'ya giriş epey sancılı geçti.

Otobüs yabancı gezgin doluydu. Rahattı. Muavin koridorda dolaşıp pasaportları incelemeye başladı. Sıra bize geldi. Bizim pasaportlara baktı "E hani Kamboçya vizesi yok?" dedi. Biz vizeyi sınırda alırız diye düşünmüştük. "Sökülün 35$" dedi. Verdik. Muavin Çinli arkadaşımın verdiği buruşuk ve ortası delik doları gösterip "This is harmed." (Bunun üzerinden araba geçmiş." dedi ve yenisini istedi. Para da beğendiremiyoruz herife. Paraları aldı, pasaportumuzu aldı.

Bu uygulama bana saçma geldi. Ayrıca 35$ çok gelmişti, bir internete bakayım sanki daha azdı dedim, bir yandan daha önce aynı rotayı takip etmiş arkadaşa da mesaj attım böyle böyle oldu ne ayak diye.

Sonra hükümetin sitesinde gördüm ki yeşil pasaporta vize kalkmış. Gitti 100 liram!

Arkadaş da mesaj attı o martta felan kalktı biz ödediğimize üzüldük sonra diye. Eyvaaah.
Ayrıca vize ücreti 30$ ama muavin 5$'a el koyuyor. Biz onu vermeyip otobüsten inip kendimiz halletmiştik, gerçi onda da görevli 2$ rüşvet almıştı.

Muavine gidip "Ya birader bana vize ücretsizmiş, benim parayı ve pasaportu uçlansana." dedim ama pışııık. Adam haftalık o kadar kazanıyordur, bırakır mı. Sana kanıtla döneceğim diyip yerime oturup internetten İngilizce kanıt aradım ama yok anam. Kim takar Türkiye ile Kamboçya gibi mahşerde yüzyüze gelmeyecek iki ülkenin anlaşmasını. Bir daha gittim. Telefon açtı bir yere, belki sınır görevlisine belki sığır görevlisine? Bilemiyoruz. Her şey onun rüyası bile olabilir. Bana "Bedava değilmiş." dedi. Bir yandan bizimkilere mesaj atıyorum paralar gitti yardım edin geri alamıyorum diye bir yandan da aklıma 35$ için orada mahsur kalacağım korku senaryoları geliyor.

İş biraz da uzarsa sınıra gelecektim ve internetten mahkum kalacaktım o yüzden telaşlanmıştım. Abimin önerisiyse Vietnam büyükelçisini aradım dedim böyle böyle. "Ben bunu Kamboçya'daki meslektaşıma sorayım siz beni 10 dakika sonra arayın." dedi. Tamam dedim, aradım geri. "Bana gelen bilgi vizenin kalktığı yönünde. Siz benim ismimi de verin onaylattım diye. Ama bakın buradaki ülkeler bizim ülke gibi değildir, katıdır, her gelen geçeni almazlar, gelenlere iyi gözle bakmazlar. Gündemdeki son olaylar yüzünden de problem çıkarabilirler. Ayrıca rüşvet de isteyebilirler. Dikkatli olun." diye ikazda bulundu.

Üçüncü kez gittim muavine. Muavin tuhaf bir adamdı, ya İngilizcesi iyi değildi ve dediklerimi anlamıyordu ya da anlıyordu ama anlamamazlıktan geliyordu. Ben de bu sefer çareyi "I talk to embasi" diye başını yemekte buldum. Emaneti geri verdi sonunda.

Sınıra geldik. Arkadaşım "Muavinden önce davranıp otobüsten çıkıp ülkeden çıkış işini hallet. Sonra otobüse geri binmeden hemen Kamboçya girişine yönel, zaten görürsün hemen dedi.

Mübarek, muavin öyle bir yardırdı ki onu geçmeme imkan yok. Beni dibinde görür görmez de pasaportuma el koydu yine. Ayrıca Vietnamlı görevlinin de sıra mıra salladığı yok, istiflemiş otobüstekilerin pasaportlarını, önce gelen Vietnamlıları gönderiyor sonra kafasına göre diğer pasaportlara bakıyor. Muavinle başka bir dilde konuşuyor. Benle İngilizce konuşan yok. Beni sallayan yok.

Benim pasaportu ayırdı yine. Lanet olsun yine tatsızlık çıkacak.

Vietnamlı görevli yerinden kalkıp birilerine bağırarak bir şeyler sordu. Yeşilleri giymiş herif, şapka da takmış, sanarsın Amerika'ya girecek. Korkuyorum. Yine hiçbir şey söylemeden damgaladı pasaportu, aldım ben de. Anlaşılan Vietnam vizem olmadığına takmıştı o da. Adamın iş de kebap ha, hiçbir turistle muhattap olmadı, pasaportları ellerine vermek dışında. İngilizce bilmiyor bile olabilir.

Arkadaş Kamboçya girişine kendin git demişti ama ortada giriş falan göremiyorum, ışıklar kapalı zaten. Mecburen geri bindim otobüse. Biraz ilerleyip indik. Bekçi gibi bir adam geldi ve yine pasaportları toplamaya başladı. Ben dedim bana beleş, yok öyle bir şey dediler, ben de vermeyeceğim pasaportu banane görevliyi görecem dedim ve grubun yanına gittim "Niye her istediklerinizde veriyorsunuz pasaportu." falan dedim. Arkama baktım, muavin otobüs bagajını açmış bir şeyler çıkartıyordu. Herhalde benim çantamdı bu. İyice tedirgin olmuştum.

Gözlüklü bir abi bana yaklaştı ve "Dur birader burası farklı bir kültür, pasaportu vermen lazımdı." dedi. Ben de "Sen Kamboçyalı mısın? Bana yardım eder misin özel pasaportum var diyorum beni dinlemiyorlar." dedi. Abi Vietnamlıymış ama Kamboçça, yani Khmerce biliyormuş. Gitti bekçilerle konuştu. Onlar da bizi içeriye yönlendirdi ve sonunda sınır görevlisi hazretlerinin yüzünü görebildim., cennetliğim. Adam işi resmen içeride durmak, geri kalan işi dışarıdaki bekçi yapıyor.

Vietnamlı abi anlattı olayı, bıdı bıdı bir şeyler konuştular, beni sallayan yok yine. Ben yine büyükelçilik!! özel!! diye Sultanahmet'e gitmek isteyen turist kıvamında konuşuyorum. Vietnamlı abi döndü bana "Tamam sakin ol, bakacak, eğer öyleyse ekranda çıkacaktır. Çıkmazsa yapacak bir şey yok." Adamın bilgisayarı kütük gibi, hiçbir şey açılmıyor, bekliyoruz öyle Pünom Pen'den gol haberini. "Lütfen bekleyin efendim." diye telkinde bulunuyor adamda. Çıkarıp 5$ versem bilgisayar hızlanır mı acaba?

Otobüs ilerlemiş, bir restorana çekmiş. Ahali beni bekliyor. Ben, Vietnamlı ve muavin olacak deyyuz görevlinin vereceği kritik kararı bekliyoruz. En sonunda görevli benden parmak izi aldı ("Harbiden özelmişsin bak, özel muamele yapıyorlar" dedi Vietnamlı) ve motosiklet taksilere binip otobüse doğru yolaldık. Hayatımda ilk defa 3 kişi motosiklete bindim bu arada. (çantalarımız olmasaydı muavin de gelecekti dörtleyecektik.)

Vietnamlı abiye çok teşekkür ettim. Adı Rick'miş. Kamboçya'da cam firmasında (?) çalışan bir expatmış, memleketi bırakıp uzak yoldan gelmiş eheh. Yarın akşam yemeği yiyelim dedim, olur dedi kartını verdi.

*

Yolun geri kalanı enteresandı. Ekşi sözlükte sürekli "Çevre ülkelerden Kamboçya'ya geçtiğinizde yollar mayın tarlasına döner." demişlerdi de "Ekşiciler abartmış, ne güzel paşa paşa gidiyoruz." diyordum.

Bir anda deprem olmaya başladı. Araba sallanıyordu. Yukarıdaki eşyalar üzerimize düşecek gibiydi. Sanki Harry Potter'daki hızır otobüsteymişiz de Mugglelara yakalanmamak için bir o yana bir bu yana gaygılıyor gibiydik. Ekşiciler haklı çıkmıştı. Şükürler olsun ki kaza yapmadık ve bir yerde indik. Neresi olduğunu hatırlamıyorum çünkü iner inmez tuktukçunun biri karşıladı bizi ve Rickle vedalaşıp hostelimize gittik.

*

Bu uzun ve gereksiz yazıdan sonra bir telkinde bulunayım. Vietnam-Kamboçya sınırı o kadar problemli değilmiş ama asıl olay Tayland-Kamboçya sınırındaymış. Öyle ki adamlar sahte sınır binası falan dikmişler, milleti dolandırıyorlarmış. "Cambodia border crossing scams" yazarak çeşitli dalavereleri görebilirsiniz. Tabii bunla uğraşacağınıza direkt olarak internetten e-vize alın. (Ben iyi ki almamışım eheh.) Bir de gidecek olursa aman adamlarla söz dalaşında bulunmayın, otobüs sizi bırakıp vınlarsa kalırsınız yolun ortasında. Çok tekin yerlere benzemiyor buralar.

Muavinde harbiden çantamı açıp içinde ne var diye bakmış, eşyaların yerleri değişmiş çünkü.

GüneydoğuAsya'da 6. Gün - Cu Chi Tünelleri / Vietnam


Tarih: 11 Mayıs 2016 

Vietnam'daki son günümüz. Hostelin alt katına kahvaltı için inip noodle'ımızı (kahvaltıda yenebilecek tek doyurucu yemek) yiyip kahvemizi içtikten sonra pılımızı pırtımızı toplayıp hostelden ayrılıp tur acentasına doğru yola çıktık.

Tur rehberimizin kendisi komik bir adam değildi de tipi komikti. Sıskaydı. "Şimdi Cu Chi Tünellerine gidiyoruz. Bu tünellere Amerikınlar saldırdı. Ama Amerikınlar ayı gibi adamlar. Et yiyip irileşiyorlar. Biz pirinç yiye yiye sıska kaldık. Tünelleri de kendimize göre yaptık. O yüzden onlar için tünelin ucu.. neyse." Ağzında mikrofonla "Ailem! Siz ailemsiniz! Benim ismim bilmemne, ama siz bu ismi hatırlamazsınız (adam haklı beyler), ben çok zayıfım, en iyisi siz bana Slim deyin, ben de size Slim Family diyeceğim." diye anons yaptıktan sonra bize Slimfemili diyip durdu.

Cu Chi (guçi diye okunuyor) Tünellerinin önemini açıklamak gerekirse; daha önce Kuzey Vietnam'ın güneydeki diktayı yıkmak için gerilla savaşına başvurduğundan bahsetmiştim. Gerillaların yuvalandığı yer burası. Amaç yerin altına girip Amerikalıların havadan bombalamasından kurtulmak. Ormanın içinde olduğu için nispeten güvenli. İçeride köy kurmuş adamlar. Atıkları da nehre bırakıyorlar. Hava basıncından dolayı (760 mmhg olarak alınız.) tünelleri su basmıyor (bastığı da oluyormuş.)

Şu kısa videoyu izleyin:


Böyle yapraklı bir alana geldik. Rehber abi bir şeyler anlattı sonra turistlerin %99'unun buraya gelme sebebi olan o geyik aktiviteye başladık; sıra sıra tünele girip fotoğraf çekmek.


#BirDahaGelinseYapılacakTrollük-1: Amerikan üniformaları, dövmeler ve dazlak kafayla tünele girmek.

Saçma bir aktivite olduğunu düşündüğümden ben girmedim. Kendime kendime felsefe yaptım yav bahardayız buraya neden bu kadar yaprak düşmüş? Kış gelince savaşı tatil mi ediyorlar? diye. Sonra burada kış diye bir şeyin olmadığını, hatta mevsim olmadığını hatırlayınca gerizekalılığıma küfrettim.

Bu hava alma tepesiymiş. İçerideki gazın çıkması için.



Grupta bir şey dikkatimi çekti. 2 Malez ablayla bir abi geziniyordu ama abi Malez'e benzemiyordu. Bizim köydekilere benziyordu (yanılmışım Karadenizliymiş). Önce kuğul takılayım dedim ama sonra abinin kazıkları çekerken kendi kendine konuşup "Şunları da çekelim bakalım." demesiyle anlaşıldı bu da vatan hasreti çekiyor diyip "Merhaba abi naber" diye lafa giriştim.

Ezher abi (ismim Mısır'daki üniversiteden aklında kalsın dedi) Kuala Lumpur'da İngilizce öğretmeniymiş. Uzun süredir Malezya'da yaşıyormuş. Karısı da Malez. Beni evine buyur etti, adresi de verdi hatta. Şu tarihte oğlumun düğünü için Türkiye'ye gireceğim onun dışındaki günlerde beklerim dedi fakat tabii Kuala Lumpur'daki tek günümde oğlunun düğününe denk geldi :) Kısmet. Bu arada kendisi Vietnam'da tanışıp konuştuğum tek Türk oldu (bir de müzede yanımdan bir çift geçmişti ama durdurup konuşmamıştım.)

Tuzak!


Rehber abi bize tektek bubi tuzaklarını tanıttı. 6-7 tane tuzağını izledikten sonra "oğlum siz bunları kendinizi savunmak için mi hazırladınız yoksa eğlencesine mi?" diye sorasım geldi.

Video:


"Buna yakalanan Amerikın boylar kurtulduktan sonra "ladyboy" oldular." diye dalgasını da geçti.


Bu terlikler de düşmanı yanıltmak üzere üretilmiş, bıraktıkları izler geleni giden olarak gösteriyormuş.



Tanklar felan koymuşlar savaş hatırası diye yine. Yarma bir abi geldi tankın ucunu kaldırdı. Bir de ben deneyeyim ama çok uğraşmayayım sakatlanırım sonra falan dedim. Yerinden oynatamadım. İnsanlar bana bakıyor. Bari rezil olmayayım diye ikinci kere deniyeyim dedim bu sefer kalktı ama sonra kollarım ağrımaya başladı. :(



Geldik turun en saçma kısmına. Tur rehberi bizi bir yerde durdurdu ve "Burada atış yapabilirsiniz, 10 mermi 10 dolar" dedi. Silah menüsü falan vardı. Aralarında AK47 de vardı. Atışı da hemen bitişiğindeki açık araziye yapıyorlardı. Bubi tuzakları videosundaki gürültünün kaynağı buydu.
Ben yok kalsın diyip süt mısır satın alıp yedim ehehe.





İkinci bir tünele girme aktivitesi. Bu sefer ben de girdim.



(Ne çekiyon lan?..)

Korkutucuydu. Karanlıktı. Ucu nereye çıkacak belli değil gibiydi. Bize "Tünelin tamamını gezemezsiniz, istereniz ilk soldan sapıp çıkın, isterseniz ikinci soldan." dediler. Ben tünelin başındayken "Elimden geldiğince giderim." diye düşünüyordum ama malesef grubun en önündeki şişman abla da öyle düşünüyordu ve tünel giderek küçülüyordu. Bu kadın bir yere sıkışırsa hepimiz geri geri emeklemek zorunda kalacaktık herhalde çünkü yön değiştirmek mümkün gözükmüyordu. Neyseki herkes ikinci çıkışla ayrılmaya karar verdi, ben de çıktım oh dedim temiz hava. (Adamlar burada yaşıyormuş?)



Rehber dedi ki Amerikalılar buralardan geçemeyip sıkışıp kaldıkları için sırf burası sömürgelerinden Asya'nın zayıf delikanlılarını ithal ediyorlarmış. Tabii bu çözüm değil, bunlar da içerideki tuzaklara yem oluyorlarmış.

Sonra da tapyoka diye patates gibi bir şey ikram ettiler, tadı fena değildi.


Dükkana girip hediyelik içkilere göz attık. Evet içki.



*

Yalnız bu silah ve tünel aktivitelerini düşünürken "ya aslında bu tip simülasyonlar işin içine girince hem insan daha iyi eğleniyor hem de daha eğlenceli oluyor, biz de yapsak ya, İstanbul'u toplarla felan dövsek." diye düşünüyordum ki 18 gün sonra buna benzer bir gösteri yaptılar. Turizm bu kadar kötüye gitmeseydi bence turistik yerlerin yakınlarına sahip olduğumuz ama sahip olduğumuzu hiç belli etmediğimiz Orta Asya kültürüne dair aktiviteler de yapılabilirdi, örneğin Akdeniz'de Yörük köylerine ziyaret, yoğurt ve tarhana yapımı, Bursa'da ipek böcekçiliği, Ankara'da turan taktiği simülasyonu? (evet uçtum) Tabii Türkiye'ye 1 haftalığına gelecek adam için yeterince malzeme var da, uzun süre gezecek adam için yazıyorum ben bunları. Ama şu da var Türkiye'deki turist profili Avrupa'daki veya Vietnam'daki turist profilinden farklı. Burada pek sırt çantalı gezgin göremiyoruz, daha çok ailelere yönelik Akdeniz, İstanbul ve Nevşehir turizmi var. (Onu da kaybediyoruz ya) Bu kişilerin de böyle kültürel aktivitelerle uğraşacağını pek sanmıyorum.

*

Bir de Vietnam savaşıyla ilgili video izledik ve tur bitti. Döndük ve Kamboçya otobüslerine bindik. Artık bu garip memlekete veda vakti.

Hoşçakal Vietnam!