GüneydoğuAsya'da 1. Gün - Hanoi/Vietnam - Kaosa Giriş 101

3 Mayıs'ta finallerim bitti. Eşyalarımı toplayıp 6 Mayıs'ta Vietnam'ın başkenti Hanoi'ye uçtum. (Singapur'un başkenti Singapur'dan :P) Arkamda okul çantası boyutunda bir sırt çantası, yanımda da sandviç dolu ipli torba vardı. Sırt çantasından da anlayacağınız üzere amacım bir "Backpacker" ("Sırt çantalı") tarzında gezi yapmaktı, yani az bütçeyle, leş hostellerde yabancı insanlarla aynı odalarda kalarak, elde haritayla saatlerce yürüyüp sadece yetecek kadar yiyerek, sırtta eşşek ölüsü bir çantayla gezmek ve özgür hissetmek. (Oldu mu? Biraz oldu gibi.) 26 Mayıs'a kadar gezdim.

Geziye tek başıma çıkacaktım, fakat sonradan gittiğim yerlerin tekin olmayacağını düşünüp (haksız çıktım), internetten tanıştığım Hong Konglu bir kızla çıktım. Seyahat blogu tutuyordu, benim o yaşta yapamayacağım bir geziye çıkıyordu ve iyi birine benziyordu. Fakat sonradan farkettim ki (diğer birçok Asyalı turist gibi) gezip öğrenmek, insanlarla tanışmak için değil de arkadaşlarına hava atmak için geziye çıkmıştı (buna sonra değineceğim.) Dolayısıyla tek başına çıkmaktan farklı olmadı ve her işi ben yaptığımdan biraz yorucu oldu ama olsun, daha fazla şey öğrendim. Acelem var gibi gezdiğimden insanlarla kaynaşmak da (bence) sıkıntılı oldu, Tinder'daki eşlerimin hiçbiriyle yüzyüze buluşamadım çünkü sürekli "bn yrn öbür şehre gçiyorum cnm grşmk üzre" modundaydım. En büyük pişmanlığım fotoğraf makinesi almadan gitmek oldu. "Vietnam'da, Kamboçya'da çok kapkaç var, motosikletliler elinizden telefonunuzu kapabilir." (arkadaşın başına gelmiş) uyarıları yüzünden rahatça fotoğraf çekemedim. Neyse artık böyle idare edin.

Not: Gezi yazısı gibi değil de, günlük gibi yazacağım. Böyle daha eğlenceli oluyor.
Not2: Bu ülkelerde sabit fiyat anlayışı yok. Başka giden olabilir diye neye ne kadar ödediğimi yazıyorum.

*




Tarih: 6 Mayıs 2016

Sabah erken kalkıp ilk metroyla havaalanına gittim. Singapur'dan çıkış bölümüne geldim. Görevli abla beni nazikçe turistlerin geçtiği bölgeye kışkışlamaya kalktı ama ben "Napıyorsun sen? Ben öğrenciyim burada." diyerek son kez öğrenci kartımın havasını yaptım :)  O sıradaki görevli amcaya uçak biletimi koyduğum sayfa açık bir şekilde pasaportu uzattım.

Amca bileti aldı, baktı alttaki sayfa boş, pasaportu göstererek.
"E boş bu?".
"Eeee şey..."
"Şaka la şaka." (la dedi evet.) "Türkiye'den misin sen? Tamam geç."

Son şakasını yaptı Singapurlu amca.

Kapıların önünde yeni travelbuddy'm olacak Çinli kızla tanıştım. İsmi Hor Ching Lee. Aslında kendine İngilizce bir isim vermiş de, kim takar onu? eheh. En büyük çekincem kızın Çingilizce konuşup benim hiçbir şey anlamamam olacaktı çünkü Çin Çinlilerini ve Singapur Çinlilerini anlamak doğrusu epey zordu, neyseki Hong Kong'da İngilizce eğitimi iyiymiş. Anlayamadığım Hong Kongluya denk gelmedim hiç. Bunun İngilizcesi de iyiydi.

Bir de sürü halinde Vietnam'a gezmeye gelen NUS'tan arkadaşlarla karşılaştım, beraber eski günleri yaadettik. Ardından uçağa bindik ve gittik.

*

İndik, pasaport sırasına girdik. İnsanlar bip bip geçiyordu, sıra çabucak bana geldi. Kadın pasaportu bipledi. Oh dedim iş çabucak bitecek. Sonra pasaporta baktı ve o malum soru geldi:
"No visa sir?" ("E senin vizen nerede?")
Baktım, vize yoktu. Arkama dönüp, "Benim yerime vize basabilecek var mı?" dedim. Zenci bir amca "Kusura bakma evladım benim de bakiye düşük." dedi. Büfede vize doldurmak için geri inmek zorunda kaldım.
Pardon o başka bir hikayeydi.
Pasaportun kapağını gösterip "Look it's special." dedim. Yandaki görevliye bağırarak bir şeyler sordu sonra bastı mührü geçtik. Amerikalı'nın Kanadalı'nın girmek için vize aldığı ülkeye elini kolunu sallayarak girmek de güzelmiş :P Bir de şu Vietnamlı çocuk bana uzaylı görmüş gibi bakmasa.

Turist infoya şehre nasıl gideceğimizi,  hangi otobüse/metroya bineceğimizi sorayım dedim. Yanyana bitişik dört tane turist infoyla karşılaştım:



Havaalanını biraz daha gezince başka turist infolar da buldum. Gezdikçe sayıları artıyordu, durduramıyordum. Aynı zamanda para değiş tokuşu yapıyorlardı ve sim card da satıyorlardı. Havaalanındaki her dükkan potansiyel bir turist info gibiydi. Gerçekten çok yardımsever insanlar :))) Bir tanesine sordum şehire nasıl giderim diye, "En iyisi mi siz bir taksi tutun." dedi sanki ondan önce diğer seçeneklerden bahsetmiş gibi. Hostellerin açıklama sayfalarında "X taxisine binmeyin sizi kendi anlaştığı hostele götürebilir, siz en iyisi Vietnam Airlines'ın shuttle'ına binin hem ucuz" diye bir yazı vardı, ben de havaalanından çıkıp park halindeki shuttle'a gittim.

Sorduk adama ne kadar diye, adam başı 5$ dedi. Dongla ne kadar olur dedik, 25000 dedi, hesap makinelerini çıkardık, indirime gideceğine fiyatı 0.5$ arttırmıştı. Neyse dolarla ödeyelim diyip girdik. Yolda giderken H.C. (sürekli Hor Ching yazmak zor olacak, en iyisi kısaltayım ben.) hostelin sitesindeki adres tarifinde olası shuttle fiyatını gösterdi, gerçek fiyat 1.8$ idi. Vietnam'a ayak bastığımız gibi kazığı yemiştik :) Fiyat özel shuttle fiyatı olduğundan, fiks fiyat olacağını düşündüğümden ve Avrupa'da gördüklerim daha pahalı olduğundan kazık yediğimden şüphelenmemiştim hiç.

Shuttle'dayken etrafı biraz inceledim. Hanoi Vietnam'ın başkentiydi. Nüfusu 7.5 milyondu (Vietnam'ın nüfusu 90 milyon.) Fakat başkent ihtişamı yoktu. Evler yampir yumpirdi. Şehir EuroTrip'teki Bratislava'yı andırıyordu. (Gerçi Bratislava da başkent.) "Lan geldik ama. Gelmese miydik acaba? Singapur'da kalaydık iyiydi." demeye başlamıştım içimden.



(Bu fotoğrafı binalar için çektim fakat daha sonra fotoğrafı asıl özel kılanın içinde araba olduğunu anladım.)

Hostelin önüne geldik. Şoför çıktı, parayı verecez, ben belki biraz indirim yaptırırım diye düşünüyorum, şoför "Dolar olmaz, dong vereceksiniz." diye söylenmeye başladı. Ben dolandırıldım diye hayıflanırken adam yol boyunca o 1$'ı gaftilemenin de planını yapmış. İçeride yolcular bekliyor biz 1$'ın pazarlığını yapıyoruz. Neyseki sıkıldı da fazla diretmeden gitti. Haram zıkkım olsun.

Hostele girip çantaları bıraktık. Hostel'in ismi "Central Backpackers Hostel". Yukarıda anlattığım leş hostellere bir örnek. Adından da anlaşılıyor zaten. Yalnız çok acayip bir yerdeydi.





Ara sokağa hostel kurmuş adamlar. Yerlilerle kaynaşmak için süper bir yer gerçekten ehehe. Tek sıkıntı motosikletten geçilmiyor. Daha sonra öğrendim ki Hanoi'de hiçbir yerde motosikletten geçilmiyor.

Selam, Kenan abi, Hanoi'deyim şu an seninle tanışmaya geldim, fakat buralarda değilmişin:





Özellikle 5-6 tane yolun birleştiği bir kavşak var, orası tam felaket. Herkes bir yere gidiyor ama kimin nereye gittiği belli değil. Giderseniz yola bakan bir kahvehane bulup tabureye oturup tavşan kanı çayınızı yudumlayarak kaosun tadını çıkarın mutlaka. Yav ne diyorum ben.





Nasıl bir yer olduğunu anlamak için aşağıdaki videoya bakabilirsiniz:



Ve evet, burada karşıdan karşıya geçmek zorunda kaldım. Nasıl mı? Gözlerinizi kapatıp sabit hızda ivmesiz hareket yapacak şekilde yola dalıyorsunuz. Çaresine onlar bakıyor.

Güneydoğu Asya'da (belki de Asya'nın her yerinde? Onu bilmiyorum.) sokak yemeği kültürü var. Singapur'da bile var bu. Zabıta yok. Bu konuda en aşmış yer Hanoi idi. Teyzeler ne yapıyordu ne satıyordu hiçbir fikrim yok. Pek iç açıcı gözükmüyorlardı.



Aynı zamanda her yer potansiyel bir pazar yeri sanki:



Her türlü kurutulmuş et/deniz ürünü mevcut. Et alım satımının yoğunlaştığı kısımlarda burnu kapatmak gerekiyor.

Aslında sokak yemeği namına çekecek çok fazla ibretlik manzara vardı ama motosikletler her sokakta geçtiği için telefonu kaptırma riskini alamayıp fazla bir şey çekemedim.

Ayrıca herkes ninja gibi geziniyor burada. Ağız kafa her daim kapalı. Ağız motosikletlerin saldığı egzoz dumanından dolayı kapalı, kafa da güneşten herhalde. Bazıları özel bir ağızlık takıyor, bazıları direkt doktor peçesiyle dolanıyor ortada.  Şapka olarak da motorcu eşarpına ek olarak bambu ağacından yapılma huni biçimli şapka var herkeste. Herkes adeta bir Raiden. (Mortal Kombat)


(c) Justyna

Bir de sokak berberleri olayı var. Kıllar falan ortada hep.



Bu fotoğrafın açısı kötü olduğu için koymayacaktım ama sırf vantilatörün açısını beğendiğim için koydum. Ehehehe.

*

Ekşi sözlükteki tiksinç yorumlar, arkadaşımın (ömerte selamlar) "Vietnam leşti abi", abimin "Vietnam'a Türkleri alırken sıkıntı çıkarıyorlar çünkü Türkler boyuna kusuyor orada." lafından sonra yerel lezzetleri tatmaya yeltenesim gelmedi. (Sonra çözümünü buldum bunun.) O kaoslu kavşağın orada içinde McDonalds&BurgerKing&Popeyes&KFC kısaca her şey olan bir kompleks vardı. Burgera gittik. Fiyatlar Türkiye fiyatıyla aynıydı neredeyse (Bizim paranın değeri düşmeseydi olmazdı.) (Bu arada merhaba ben Aynştayn.) Tad olarak bir fark yoktu.

*

Yarın için Ha Long Bay turu bulmamız gerekiyordu. Hostelimiz bir tane düzenliyordu ama pahalıydı (32$). Ben daha ucuzunu bulurum diyip tur şirketlerinin olduğu sokağa yürüdük. Fiyat sorup kaçmak imkansızdı, hepsi oturtup bir ton hikaye anlatıyordu.  Fiyat çoğu yerde 25$ idi ama hepsi kendi aksanlarıyla "Dilak" tur olan deluxe turu satmaya çabalıyordu. Bir tanesi tabelaya 21$ yazmış, sorunca "ona otobüs dahil değil" dedi, (yürüyerek gideriz artık) otobüsle 31$. Ama ben sizin tipinizi sevdim, size dilak turu indirimli 30$'a vereyim, hem yemek olarak deniz ürünü veriyoruz. En sonunda bir tanesi sinirlerimi iyice bozdu. "Bizim standart turumuz 25$. Bunun gidiş gelişi şu kadar bu kadar. Yemeğe, turist rehberine ve bize toplam 3$ kalıyor. 3$'lık turdan ne beklersiniz. Bu en fazla shitty tur olur. Şimdi gerçek turu duymak ister misiniz?" Kendi sattığı tura b*klu tur diyen adama gıcık kaptığım için "Hayır, duymak istemiyoruz." diyip kalkıp ayrıldım, adam da mal gibi kaldı öyle.

*

Akşam oluyor. Şehrin ortasında bir göl var. Biraz gölün çevresinde dolandık:



(Bu ertesi günden:)



Gölün ortasında bir tapınak var. Girdik ama hiçbir şey yoktu.

Gölün orada Su kuklası tiyatrosu var. İnternette gereksiz bir aktivite diyorlardı ama bakalım dedik. Orada yine NUS'tan arkadaşlarla karşılaştım. Biraz eski günleri yadettik.

Su kuklasını köylüler tarlayı su basınca canları sıkılmasın diye icat etmişler. Evet.



Şov Cıbırcaydı. Ne oldu ne bitti ne oynattı bunlar hiçbir şey anlamadım. Bir tane ejderha çıktı alevli bir şeyler yaptı o güzeldi.

Gözlerim ip aradı ama arkadan kontrol ediyorlarmış:


*

Ardından hostele döndük. Bu yazıda ne uzun sürdü bitmedi gitti. Neyse. Yukarıdaki çatı barına çıktık. Yukarıda adım atacak yer yoktu. Meğerse beleş bira saatiymiş, kuyruk olmuş millet. Zil çaldı, beleş bira bitti, beleş shot dağıttılar. Ondan sonra bir de bugün erkekler gecesiymiş, erkeklere yine shot. Erkekler gecesini de ilk defa duydum. Oturduk bir yere, garson patlamış mısır getirdi. Bitince yenisini getirdi. Hostelin fiyatı günlük 6$, ertesi gün de ücretsiz kahvaltı var. Burası fetiş hosteli mi diye düşünmeye başladım.

Garson abiye "Daha patlamış mısır verme dışarı çıkacağız." diyip dışarı çıktık.

Dışarısı hala oldukça kalabalık. Barlar, restoranlar sokaklara tabure koymuş. Sokak müzisyenleri de gırla. Bir yandan da hala motosikletler geçmeye çalışıyor. Neyse ki bir sokak vardı orada polis barikat kurup bazen motosiklet geçişini önlüyordu (neye göre geç diyordu bilmiyorum). Orada biraz nefes aldık.







Etrafta çöp kutusu olmadığı için her yer potansiyel çöp. Bunu da zamanında ilginç bulup çekmişim ama sonradan gördüm ki Singapur dışında her yer böyle. Singapur'da da yapanlar olabilirdi, adamlar 500$ ceza koydukları için yapamıyorlar.



Ardından bir gece pazarına girdik. Yine NUS'tan arkadaşlarla karşılaştık. Yahu bu şehir de ne küçükmüş. Gece pazarında incik boncuktan başka bir şey yoktu, çıktık.

Hostele döndük. Elemanlarla tanıştık. 4 kişi vardı. Üçü İngiliz'di. (iki kız bir erkek.) Beraber geziyorlarmış. Erkek olanın ismi Arun (diğerleri bizimle sohbet etmedi.) 2 aydır mı ne geziyormuş, daha bir ayı varmış. 19 yaşındaymış. Camcıymış. Dönünce patron beni işe geri alacak diyor. Bir yandan adamın ne kadar şanslı olduğunu görüp İngilizlere imreniyorum, bir yandan da öteki kızın "Yaaa babam üçüncü kez evlenecek bu sefer üvey kızı striptizci inanabiliyor musuuun?" lafına gülüyorum. Öteki ise Guetemalalı. Guetemala da buraya dünyadaki en uzak ülke olabilir. O da öyle geziyormuş kafasına göre, 3-4 ay önce Türkiyeyi de gezmiş.

Leş hostel demiştim değil mi? Neden çünkü su akmıyor, terli terli girdik yatağa. (Ertesi gün çözdüler gerçi. Sonra bir daha bozuldu ama.) Klima da soğutmuyor. Ayrıca şöyle bir dağınıklık hakim odaya, adım atacak yer yok:



Ayrıca ben odayı tutarken eşyalarım çalınacak diye sinir stres oldum, şu adamların rahatlığına bak. peeh.

Neyse. Yarın görüşmek üzere.












Singapur & Güneydoğu Asya Mutfağı

Singapur yazılarımda pek yemeklerden bahsetmedim, sadece sürekli pilav yemekten yakındım. Bu yazımda Singapur (ve onunla birlikte Malezya, Tayland, Kamboçya, Vietnam) mutfağından toptan olarak bahsedeceğim ki bu yazıları oraları gezecek biri blogu okuyorsa faydalansın.

Singapur ve Malezya üç ana ırktan oluşan iki ülkedir: Çin & Malez & Hint. Bu üç ırkın kültürü de mutfakları da aşırı derecede farklıdır. Öyle Karadeniz mutfağıyla Güneydoğu Anadolu mutfağı arasında fark vardır ya buradaki fark daha da belirgindir. Kültür farklılığı da (din farklılıkları, insanların kültürleri konusunda muhafazakar olması, hepsinin damak tadının farklı olması hatta yerken kullandıkları ekipmanlar vs.) yemeklerin farklı olması da bu mutfakların karışmasını önlüyor. Bizim gibi kebabın yanına zeytinyağlıları götürüp üzerine çay içmiyorsunuz orada. Bizim okulda dört mutfak vardı hepsinden ayrı yemekler çıkıyordu, bunlar: Malez, Hint, Çin, Batı. Batı yemeklerinin porsiyonu azdı zaten bunları evde de yerim, Çin yemekleri leşti (bence yemekhanedeki adamlar iyi yapamıyordu) ve önünde kuyruk vardı, Malez orta, Hint yemekleri ise nefis. Okuldan ve dışarıdan tabii bir de Malezya'dan edindiğim tecrübelerle fikirlerim:

Çin Mutfağı

Bu mutfağın yemekleri nefistir; tabii eğer Türkiye'deki bir Çin veya Uygur restoranında yiyorsanız. Bizimkiler direkt adapte etmişler Çin mutfağını Türk mutfağına çünkü :)

Türkiye'de değilseniz yemeğe değecek şeyler sayılı. Ama güzel olanları da çok güzel, niye bizim mutfakta yok diyorsunuz. Bunlar; acılı-ekşili çorba, karabiberli kıyılmış dana ve dim sumlar.

Acılı Ekşili Çorba (Hot Sour Soup): İçinde epey bir sebze bulunan ve saydam olan bu çorba adından da anlaşıldığı gibi ekşimsidir ve içinizi ısıtır. Bir tabağı bitirdiniz mi ikincisini istersiniz. Bu arada Singapur'da içtiğim bütün çorbalar saydamdı ve balık tadı veriyordu. Sadece bu çorba içilebilir cinstendi.

Not: Resimlerde kötü gözüküyor ama çorbayı görünce en ufak bir tiksinme duymazsınız.



Karabiberli Dana (Black Pepper Beef): Hafif iskenderi andıran ama bol sebzeyle yenilen bu epey yağlı kalori bombardımanı yemek stir-fry yani woklama tekniğiyle hazırlanır. Çin mutfağına özgü bir yöntem olan Woklama yemeğin geniş, derin ve büyük, bayblade çevirmelik bir tava/tencerede az ve sıcak bir yağda karıştırılarak hazırlanmasıdır ve sağlığa yararlıdır.



Dim-sum: Dim-sum tek bir yemek değil de birden fazla atıştırmalığı kapsayan bir isim. Çin mezesi diyebiliriz. Kötü olanına rastlamamakla beraber favori dim sumlarım:

Lava bun: Beyaz poğaçanın (poğaçalar hep beyaz burada) arasından yumurta fışkırıyor. Nefis.


Çin mantısı (Jiaozi): Mantının büyüğü.



Daha Büyük Çin Mantısı (Baozi) : Üsttekinin bohça gibi olanı.



Bi ara kültür sentezi yapıp içinde çiğ köfte olan baozi yapasım var. Ama çiğ köfteyi baozinin içine nasıl koyucam :(

Dilim ördek 


Çin böreği (Spring Roll) : Sebzelidir ve kıtır kıtırdır.



*

Chai tow kway (Radish cake): Yukarıda kültür farklarından dolayı yemekler karışmıyor demiştim ama burada lafımı geri alacağım. Güney Çinlilerin bulduğu bu yemek Singapur ve Malezya'nın favori yemeklerinden, Çin lokantalarında bulunuyor, Malez lokantalarında bulunuyor mu bilmiyorum ama ben kampüste eşarplı Malez teyzelerden aldığım için uzun bir süre Malez yemeği sanmıştım. Dışarıda da satılıyor (ama yağı basıyorlar, yoğurtlanıp iyi yenir.) Bol yağlı siyah versiyonu var bir de omlet çakması kırma versiyonu, tabii ki siyahı daha güzel.


Balık/Yengeç Topları: Çin mutfağına değil de tüm Güneyasya'ya özgü bir atıştırmalık. Marşmelov gibi bir dokusu var. Tadı eh.


Çin çayı: Çin yeşil çayı güzeldir. İçmeden gitmeyin.

Malez Mutfağı 

Damak tadımıza az biraz daha hitap etse de Malez mutfağı genel olarak noodle/pilav + bir şeyler şeklinde menü halinde geliyor. O yüzden yemeklerin çoğunu aklımda tutmadım hatta öğrenmeye uğraşmadım.

Kayalı Ekmek: Singapur&Malezya ortak kahvaltı itemi olan bu ekmeğin üzerine kaya sürülür, kaya ise içinde yumurta bulunan hindistan cevizi reçelidir. Tadı güzeldir.


Satay: Şekerli kebap. Yahu hiç şekerli kebap olur mu? Sırf ülkede et ucuz bir daha bulamayız diye yedim ben.



Sambal belachan (Sambal Chilli): Bu yemek değil, sos. Karides aromalıdır ve felaket acıdır. Benim gibi acı severler için süper bir icattır. Fakat Singapur'da yemekhanede bunu niye sürekli kahvaltıda verdiklerini çözemedim. Bunun yüzünden derslerde başım belaya girdi. Nasi Lemak'a sos olarak kullanılır. Ben patates kızartmasıyla yiyorum ama. Yanında da soda.


Nasi Lemak: Hindistan cevizi suyunda pişirilmiş pilav + kuru fıstık + kuru hamsi (ançüez) + hıyar + kaynamış yumurta + tavuk kanadı + sambal'dan oluşan bu anlamsız yemek ise Malezya'nın milli yemeği imiş. Hem kahvaltıda hem akşam yemeğinde çıkardı yemekhanede. Singapur'da oturan akrabama sormuştum sırf bunu yapmak için hindistan cevizi mi alıyorsunuz diye, "Yok kim uğraşacak onu hazır alıyorsun pilavı da makineye atıyorsun 10 dakikada pişiyor." demişti eheh. Yaprağın üzerinde servis yapılır. Çünkü burası survivor.


Nasi Goreng: Kızarmış pilav. +9 Nus yemekhanesi kahvaltı itemi. Bıktım lan kahvaltıda kızarmış pilav yemekten. Neyse.

Not: Türkiye'de bunun tofulusunu güzel yapıyorlar. Hayatımda ilk defa tofu yemekten keyif aldım.


Mee Goreng: Yumurtalı kuru noodle. Kavrulmuş makarna gibi bir tadı vardır.


Murtabak: Bildiğin börek bu. Bizden çormuşlar. Hint mutfağıyla ortak.


Teh Tarik: Malezlerin sütlü ve bol şekerli çayı. Tadı fena değil ama benim gibi çayı şekerli içen biri için ızdırap.


Lady's Finger (Sambal Okra) : Bu bildiğin bamya. Bamyadan nefret ederdim Singapur'a gelene kadar. Singapur'da bamyayı bir değişik yapıyorlar. Basıyorlar baharatı. Malezi de basıyor Hintlisi de. Yiyin gari.



HİNT MUTFAĞI

İşte geldik benim ve birçok exchange arkadaşımın favorisine. İçerdiği acayip baharatlardan ötürü aynı yemeğin 1001 ceşit farklı varyasyonunu yiyebileceğiniz bu mutfak midesi sağlam kişiler için başka mutfaklarda bulamayacağınız tatlar içeriyor. NUS'ta Çin mutfağından 2-3 kere yemek aldıysam geri kalan öğünlerimin %15-20 Malez mutfağından (o da kimse almadığından yemekleri dağıtan teyze çok koyuyor diye.) gerisi ise Hint mutfağındandı. Sadece ben değil, beraber takıldığım Batı Avrupalı arkadaşlar da hep Hint yemekleri yiyordu.

Hindistan koca bir ülke olduğundan yemekler de coğrafi bölgelere göre farklılık gösterir ve epey çeşitlidir. Bu yazıda ise sadece Singapur'da ve Malezya'da yenen favori yemeklerimi yazacağım.

Aloo Gobi: Bol baharatlı patatesli karbanabahar. Tadı karnabahara hiç benzemez ve süperdir. Bu arada ben karnabahardan nefret ederim. Bunun karnabahar olduğunu bile bunları yeni öğrendim, daha öncesinde bu karnabahar mı brokoli mi diye düşünüp "Karnabaharın keskin tadı böyle ölmüş olamaz." diyip brokolide karar kılmıştım. Hintlileri küçümsemişim :(


Biryani: Bizim Bilkent'te duymuştum adını ilk Büryani diye ama hiçbi alakası yokmuş. Hayatımda yediğim en lezzetli yemeklerden biri. Uzun pilav, içinde baharatla tavuk. Tavuğu but gibi koyduklarından bizim için yemesi zordur, Hintli abiler sağ elleriyle gömerler pilavı. Lanet olsun karnım acıktı.


Körili tavuk (Murgh Mahal): Bizdeki gibi sarı değildir, artık içine daha ne koyuyorlarsa. Nefistir.


Baharatlı Nohut ( Chole Bhature) : Pilavla bayağı iyi gider.


Naan: Bildiğin pide.


Hint ördeği:


İnternette gezinirken rastladığım bu yemeğin tam olarak ne olduğunu çözemedim. Hiç yemedim. Öylesine koydum buraya.

Mutton Curry: En favori yemeğim. Körili koyun eti. Nefistir. Tek sıkıntısı kemikli servis edilir.


Roti Canai: Hintli ve Pakistanlıların körili tavuk + lavaştan oluşan kahvaltısı. NUS yemekhanesinde kahvaltıda kızarmış pilavdan bıkınca alırdım.


Dal Tadka: NUS'ta pilavın üzerine gömdükleri sos. Tadı biraz ezogelin çorbasına benzer. Ezogelin çorbasını az sulu pişirip pilav sosu olarak kullanmak gibi hain planlarım var.


Chicken/Fish Tikka: Tikka baharatıyla pişirilen balık / tavuk yemeği. Sanki doritoslu balık pişirmişsin gibi bir tat verir. Mükemmel. Türkiye'de bu baharatı alıp kendim pişireyim dedim, 100 gramı 8.5 liraydı. :(


Lassi: Hint ayranı. Tuzlu değil şekerlidir dolayısıyla daha çok milkshake'e benzer. (Tuzlu satan yer bulursanız bildiğin ayran ama.) Mangolusu harikadır.


Hint mutfağı B-İ-T-M-E-Z! Severek yediğim ama buraya yazamadığım daha bir çok şey var. Yoruldum yazmaktan. Bir de gece yapıyorum karnım acıktı gittim yoğurt yedim. Neyse. Hint yemeklerini mutlaka deneyin. Üniversitede okuyorsanız gidin birkaç tane Pakistanlı arkadaş edinin onlar size yapsın :P

Vietnam Mutfağı

Fazla kalmadığım için çok vakıf değilim, pek yemeklerini de denemeye uğraşmadım. Noodle falan var zaten, enteresan bir şey yok. Pho çorbası iç dediler, suyun içinde makarnalar ve danalar yüzüyor, içtim berbat. Yemeklerin Çin yemeklerinden bir farkını göremedim. Turlarda servis ettikleri yemekleri dahi hatırlamıyorum. Polonyalı bir arkadaşım çok sevmişti bu mutfağı çünkü baharat kullanmıyorlar. Bi o var.

Ama buraya gelince içmeye değecek bir şey var, o da Yumurta Kahvesi!


Şaka şaka bu yılan şarabıymış, tabii ki ağzıma sürmedim :) Yumurta kahvesi:


Fırın sütlaç görünümündeki bu kahvenin puding gibi bir içimi var ve tadı gerçekten iyi. En yakın zamanda kendim yapmayı deneyeceğim.

Kamboçya Mutfağı

Sadece dört gün kaldığım bu ülkenin hiçbir geleneksel yemeğini tatmadım, eğer etli/tavuklu pilav ve noodle geleneksel sayılmıyorsa. Ananaslı pilav yedim bi, o da bir garip, kullandıkları palm yağından mıdır, yenmiyor, iştahla yiyemiyorsun. Yapış yapış zaten. Son gün Kamboçyalı teyzeyle oturduk, kadın pembe garip bir sıvıya hıyar bandırdı durdu. Sonra da aynısını bize ikram etti. Sıvı dediğim somon balığıymış ama basmış tuzu, somon balığını çok sevdiğim halde yiyemedim. Neyse özetle bu bölüm boş arkadaşlar.

Not: Fare yendiğini sadece ekşi sözlükte duydum, fakat pazarda kavrulmuş çekirge satıldığını gördüm.

Tayland Mutfağı

Tayland mutfağı da genel olarak pilav + bir şeyler. Sokak mutfağı meşhurdur Tayland'da, ben de genelde sokaktan yedim, hala tek parçayım. Izgarada tavuk şiş satıyorlar üç liraya filan, epey doyuruyor. Phukette abartıp timsah ızgara sattıklarını bile gördüm, keşke deneseydim :P

Tayland'ın güzel bir yemeği varsa bence o da herkesin bildiği Pad Thai.


İçinde noodle, pirinç, şehriye, karides özetle her şey var. Yağı ve baharatını iyi ayarlayabilirlerse tadı çok güzel.

Mango Sticky Rice: Bu da yapışık pilavla mango aynı anda gömme olayı. Gayet güzel.