Bilgisayar Mühendisliğine Ne Kadar Hazırsın?

Bilgisayar mühendisleri adayları için hazırladığım yazı. Yazı bilgisayar mühendisliğiyle ilgili teknik olaylara girdiği için biraz karışık olabilir bu yüzden dikkatli okuyun. Anlamadığınız yeri bana sorabilirsiniz. Unutmayın, bu yazı geleceğinizle ilgili önemli bir karar vermenizi sağlayabilir. O yüzden bu yazıyı ciddiye alın.

Not: Yazıda hata bulursanız lütfen beni uyarın.

Dikkat! Bu yazı Bilkent Üniversite Bilgisayar Mühendisliğinde 2.sınıfa henüz geçmiş bir öğrenci tarafından yazılmıştır. Bu yazı bilgisayar mühendisliğinin iş olanakları ve mezuniyetten sonra yaşayacakları vs. üzerine yazılmış bir yazı değildir, öyle olursa piyasadan habersiz bir kimse tarafından yazılmış olur ve dolayısıyla güvenilir bir kaynak olmaz. Bilgisayar mühendisliği tercih edecekler önce bu konu üzerinde düşünsün ve araştırsın. Ben, ne yalan söyleyeyim, bu tip şeyleri çok araştırmadım. Yazılımsız bir hayat düşünülemez, dolayısıyla "Türkiyede bilgisayar mühendisi asla iş bulamaz." gibi dogmatik düşüncelere katılmıyorum, illa birileri iş bulacak ve benim bölümümdekiler de ilk iş bulanlar olacak. Ama belli üniversitelerin alt seviyesindeki üniversitelerden mezun olan kişiler benim kadar şanslı olabilecek mi? Kendilerini tatmin edecek bir iş bulabilecekler mi? İşte bunu araştırmak size kalıyor.

Benim görüşüme göre, eğer bir kişi bu bölümü okumaktan zevk alırsa geleceği de parlak olur. Dolayısıyla ben okulda ne yaptığımızı yazdım, kısa bir ders yayınladım ve "kendini geliştirme" gibi bazı konulara açıklık getirdim.

Bir şeye dikkat çekmek istiyorum; bilgisayar mühendisliği gerçekten sevilebilir bir bölüm/meslek. Daha ilk senesinde androide multiplayer oyun çıkaran arkadaşlarım oldu. Adamlar hiçbir şey bilmiyordu, biraz okuldan öğrendiler biraz kendileri öğrendiler. Ve şimdi risk+bil ve fethet karışımı bir oyunları var. Müthiş. İşte bu şekilde meraklı ve çalışkan kişilerin geleceğinin parlak olacağından şüphem yok. Sorun şu ki siz meraklı+çalışkan olabilecek misiniz?

*

Öncelikle şu yazıyı okuyun:

http://www.ceng.metu.edu.tr/~ucoluk/bm/

(Meraklısı için burada da epey güzel bilgiler var. "Yahu ne yapıyor bu bilgisayar mühendisliği?" diye kendi kendinize soruyorsanız buradan cevabınızı alabilirsiniz:

http://www.ceng.metu.edu.tr/~ucoluk/bm/#Bilgisayar Mühendisliği)

İlk verdiğim yazı epey bir sorunuza cevap olmuştur. O yazıda dikkat çekmek istediğim birkaç nokta var:

Ücretler: Ben tercih zamanı bu yazıyı ilk okuduğumda ücret konusunda tatmin olmamıştım açıkçası. Ama gerçek dünyaya dönmekte yarar var. Mezun olduğunuzda patronların size 8-9 bin teklif etmesini beklemeyin. Aynı, üniversitede kızların teklif etmesini beklememeniz gerektiği gibi. Geçen gün bana bilgisayar mühendisliği konusunda danışan bir arkadaşa hiçbir zaman işe 8-9 bin lirayla başlayamayacağını, bunun için bir 8-10 sene iş tecrübesine ihtiyacı olduğunu yazdım. (Bu bilgi sallama, ama benim tercih yaparken okuduklarım bu minvaldeydi.) O da bana "O zaman 15 bininci olup tıp yazarım, ezberlerim, tusu bir şekilde geçerim mühendislikteki gibi çile çekmem paramı alırım vs." buna benzer bir şeyler dedi. Şimdi arkadaşlar diyorum ya gerçek dünyaya dönmek lazım diye. Öyle tıpı kazanır, dersleri geçerim tusu kazanırım asarım keserim olmuyor öyle. TUS dediğin sınav = 10000 x YGS. YGS TUS'un önünde diz çöker tövbe ister. YGS İspanya'ysa TUS Hollanda'dır. Üstelik de TUS'u bitiren doktor 30 yaşındadır ve yine ne kadar alacağı görecelidir. İnternette birinin bilgisayar mühendisi veya doktor halasının/amcasının/yedi göbekten yeğeninin altında ferrari olduğunu okuyabilirsiniz ama hayat sizin için o kadar toz pembe olmayabilir. Böyle diyorum çünkü tercih döneminde aynı ikileme ben de düştüm. Ağabeyim İTÜ denizcilikten mezun, bilgisayar mühendisine göre de, doktora göre de fazla para kazanıyor. Üstelik geziyor. Her limanda bir sevgili. 6 ay çalışıp 6 ay yatabiliyor. Ne kadar güzel değil mi? Fakat adam mesleğine küfrediyor. Üzerine çok sorumluluk bindiğinden yakınıyor. Gemide kendine ait boş zamanını anca yatmaya ayırabiliyormuş. Bir kere de Somalili korsanlarla karşılaştı. (Ama bir şey olmamış.)  Bu sene KPSS'ye hazırlanıyor kurtulmak için. Bana tercihler konusunda dediği şey: "Sen anneme babama bakma. Onların gözünde doktorsun. Ama okurken ve çalışırken ne çektiğini ancak sen bilirsin."

Uzun lafın kısası: bu mesleği tercih ederken paraya bakmayın. Severek okuyacak mısınız, işinizden biraz olsun zevk alabilecek misiniz ona bakın. (Yani paraya da bakın ama asıl sebebiniz bu olmasın, para kazandıran tek meslek bu değil sonuçta.) Tercihinizi ona göre yapın. Bu mesleğe ilginiz varsa ve programlama ve bilgisayar mühendisliğinin çalışma alanları konusunda bilgi sahibiyseniz, eee, zaten çoktan bu bölümü yazmaya kafayı koymuşunuzdur ve dolayısıyla bu yazıyı zaman geçirmek için okuyorsunuz. Fakat biliyorum ki bu yazıyı okuyanların %99'u bilgisayar kullanmayı seviyor, bir şeyler üretmek istiyor, mühendislik seçmek istiyor ve bilgisayar mühendisliği kalbine en yakın geliyor. Fakat "kod yazmak" dışında ne yaptıklarından bihaber. "Eeee?" diyor kendi kendine. "Koca mesleğin olayı bilgisayarda kod yazmak mıdır? Öyleyse dışarıdan öğrenilemez mi? Veya bu mesleği zor, mezunlarını değerli yapan nedir? Bu microsoft çalışanlarını neye göre seçiyor madem herkes kod yazabiliyor?" Hah işte bu tip sorular kafanızı kurcalıyorsa tekrar hatırlatayım, doğru yazıyı okuyorsunuz.

Ha bu mesleği sevmeden yapabilir misiniz? Evet. Meslek meslektir sonuçta, dünyada herkesin üzerine düşeni yapması gerek, sevse de sevmese de. Açıkçası sevdiği için çöpçülüğü seçen biri olacağını sanmıyorum. Sevmeden yapan bir kişinin düşüncelerini de paylaşayım, gayet güzel yazmış:
https://eksisozluk.com/entry/8053110

ODTÜ'nün yazısındaki başka bir önemli nokta ise şu:

Bilgisayarımda XXX çalışmıyordu, tanışım bir bilgisayar mühendisinden yardım istedim, çalıştıramadı, başka birisi ise geldi, birşeyler yaptı, sorun çözüldü. Nasıl bilgisayar mühendisi bu?

Arkadaşlar bizim ders programında "Şu hata nasıl çözülür? Windows mavi ekran verirse ne yapmalıyız?" tarzı bilgiler içeren bir ders yok. Varsa benim haberim yok. Peki bu tür konularda nasıl bilgi sahibi olacağız?

Cevap: Google!
Google bir bilgisayar mühendisinin en önemli silahıdır arkadaşlar. Google kullanabilen bilgisayar mühendisi her şeyi bilebilir. Fakat bilmek ister mi?

Dönem projesi yaptık geçende 4 arkadaş. (Bu konuda yazının en sonunda bahsettim.) Ben müzik koymayı öğrendim ve projeye koydum, oyundayken bilgisayarın içindeki bir text dosyasına yazı yazmayı öğrendim. Bunun gibi birkaç tane okulda öğretilmeyen şeyi öğrenip, birçok sorunla karşılaşıp hepsini çözüp projeye uyguladım.

Gruptaki 2 arkadaşa ise bir kutu üzerinde başka bir kutunun gözükmesini sağlayan bir hazır kod sayfası attım.
"Bununla da siz uğraşın." Adamlar onunla saatlerce uğraştılar. 2 kişi kod açıklamasını isteksizce okuyup deneme yanılmayla dediğim olayı yapabildi.
(Hazır kod şu: siz kod yazarken her şeyi kendiniz yazmazsınız. Bazı şeyler ya çok üstdüzey programlama bilgisi gerektirdiği için ya da kullanıcılara kolaylık olsun diye internette paylaşılır. Örneğin Unreal engine, cry engine gibi "fizik motoru" denen şeyleri duymuşsunuzdur. Hah işte bunlarla oyun yapmak için yine bol kodlama gerekir. Fakat bu fizik motorundaki "fizik" kısmı fizik motorunu yapan yapımcılar tarafından önceden yazılmıştır. Atıyorum unreal engine'e yani fizik motoruna bir bina yerleştirdiniz. Binanın çatısına bir adam yerleştirdiniz. Adam binadan atlarsa yerçekiminin onu nasıl etkileyeceği, ne hızla düşeceği ve düşme hızının ivmeden kaynaklı ne kadar artacağı. İşte bunları siz yazmazsanız. Bu bir "hazır kod" örneğidir.) 

Şimdi burada arkadaşlarıma laf mı giydirmeye çalışıyorum? Hayır. Olay şu: adamlar elektronikçi. Verilen ödev grafikli arayüz üzerine. Yani elektronikçiler için gereksiz. Dolayısıyla adamlar öğrenmeye isteksiz. Verdiğim hazır kod ise öğrenmesi zor çünkü açıklamalar upuzun. Tüm gece onunla uğraştılar. Bu olaya gerekli gözüyle bakıp motive olsalardı çok daha kısa zamanda işi kapabilirlerdi.

Burada söylemek istediğim şey ise şu: Google'da herbir şeyin bilgisi var. Bilgisayar mühendisi olacak insan ise ihtiyacı olan bilgiyi google'dan bulup uzun İngilizce metinleri (Türkçe her zaman yetersiz kalır.) sabırla okuyacak ve uygulamasını yapacak. Uygulama safhasında ilk testlerde hep hata çıkar. Gerek deneme yanılmayla, gerek de o bulduğu hazır kodla ilgili başka kaynaklar tarayacak internetten. Öğrenme safhası sıkıcıdır. Kimi zaman eğlenceli olduğu da olur tabii. Örneğin ben 14 yaşındayken RPG Maker motorundan kendi kendime oyun yapmayı öğrenmiştim hatta yapmıştım. Gayet de iyi bir oyundu. Fakat orada çalışmalarımın sonucunu hemen görebiliyordum. Yani çok çabuk "geri-bildirim" alıyordum ve aldığım olumlu sonuçlar beni daha da istekli hale getiriyordu. Fakat geri-bildirim olayını yani olumlu sonuçları hemen görmüyorsanız ve öğrendiğiniz şey zor ve karmaşıksa öğrenme safhası sıkıcı ve uzun olabiliyor. Şu an okuduğum kitap "Head First Design Patterns". 600 sayfa. Gayet uzun ve pratik ve sonuç-veren geribildirimli kısımdan önce epey yol gitmeniz gerekiyor. Ve inanmayacaksanız ama bu kitabın kodlamayla hiçbir alakası yok? Bu kitabı okuyunca daha iyi kod yazmaya başlamıyorsun, problemleri daha kısa zamanda çözmüyorsun. Peki nedir bu kitabın kerâmeti? Bu kitap size tasarım kalıplarını öğretiyor. 600 sayfanın içinde 10 tane tasarım kalıbı var. Hepsini bilmek gerekiyor ki yapacağımız program için en uygun olanına karar verebilelim. (Eğer doğru tasarımı yaparsak, yapacağımız program daha sağlıklı ve uzun ömürlü olur.) Düşünsenize! Bir program yapmak istiyorsunuz. Programın en yapacağını, arayüzünü falan tasarladınız kağıt üzerinde her şey var. Fakat kodu da tasarlamanız gerekiyor! Kodu tasarlamaktan gram kod yazamıyorsunuz! En uygun kod tasarısını bulmak için tasarım kalıplarını bilmeniz gerekiyor ve bunun için de önce 600 sayfalık bir kitap okumak zorundasınız. Daha sonra sizi uzun ve yorucu günlere sevkedecek olan programlama kısmına geçebilirsiniz. İşte sıkıcı ve uzun öğrenme safhasından kastım bu. Peki bu kalıplar okulda öğretilmiyor mu? diye sorarsanız bize okulda bir tane tasarım kalıbı gösterildi. Fakat iyi bir programcının daha fazla kalıp bilmesi gerek.

Gösterilen kalıbın adı "Model View Controller". Bunun ne olduğunu açıklayayım, kod yazma prensipleri hakkında ilk bilgilerinizden biri olsun.

Model-View-Controller üç kısımdan oluşuyor. Model verileri ve hesaplama fonksiyonlarını tutan kısım. View yani görüntü, kullanıcının gördüğü kısım. Bu ikisi arasında bir bağlantı yok yani birbirini etkileyemiyorlar. Controller adından da anlayacağınız üzere bu ikisini kontrol ediyor, yani değiştiriyor. Örneğin bir hesap makinesi yapıyoruz. Modelin içinde "toplama", "çarpma" gibi fonksiyonlar var. View'ın içinde bir kutu var, üstte beyaz ve boş bir kutu var. Altta kutular var ve kutuların üzerinde rakamlar yazıyor. Tuşlar yani. Controller'da ise "dinleyici" ismi verilen şey var. Bu dinleyici kullanıcının bastığı tuşu algılıyor ve controllera rakamı depolattırıyor. Kullanıcı çarpma tuşuna basıyor. Controllerdaki dinleyici "aha çarpacak" diyor. Kullanıcı tekrar bir rakama bastığında controller depoladığı rakamları modele gönderiyor ve modele "Model kardeş senin içinde bir "çarpma" fonksiyonu vardı hani.." diyor. "Sana zahmet şu iki rakamı çarpıp sonucu bana söyler misin?"  diyor. Model de "Hay hay." diyor ve controllera sonucu gönderiyor. "Başka bir isteğin var mı?" diye soruyor. Controller da "Model kardeş bir de rica etsem Pembe Mezarlığı çalabilir misin?" diyor. Model de "Defol buradan iğrenç liseli!" diyor. Neyse tamam kötüydü. Bundan sonra controller sonucu alıyor ve viewa gönderiyor. View'a diyor ki "Bak kardeşim bu kullanıcının istediği sonuç. Bunu yayınlama fonksiyonunu kullanarak yayınla." View sonucu alıyor ve yukarıdaki boş kutuda yayınlıyor. Hesap makinesinde girdiği iki rakamın çarpımının belirdiğini gören kullanıcı... bön bön bakıyor zil takıp oynayacak hali yok ya :)

Toparlarsak şu: hesap makinesinin içinde hesap yapmaya yarayan çip var. Bu model. View ise bizim dışarıdan gördüğümüz, üzerinde rakamlar yazan ince kutu. Controller ise tuşların altındaki dedektörler. Hesap makinesinin nasıl çalıştığını biz bilmeyiz, sadece tuşa basıp hesap yapmayı biliriz. Aynı şekilde, MVC kullanan bir programda da sadece view kısmı kullanıcıyla haşır neşir olur. Model ve Controller programcıya özeldir.

Not: Controller nasıl depo yapıyor? Model nasıl çarpıp controllera gönderiyor? Bunları şu anlık bilmenize gerek yok arkadaşlar. Yukarıdaki yazıyı bunları bilmeden de anlayabilirsiniz. Bilgisayar mühendisiyken çok kez "nasıl çalıştığını bilmediğiniz ama sonucunu bildiğiniz" şeyleri kullanacaksınız. En bariz örnek bilgisayarın ta kendisi. Şu an bu yazıları yazarken klavyenin harfleri nasıl tanıdığını ve bunu bilgisayara nasıl gönderdiğini bilmiyorum. Tek bildiğim şey "view" ve onu nasıl kullanacağım. Controller ve model bilgisayarı yapan elektronikçiye kalmış.

Model-View-Controller'ın ne olduğunu öğrendiniz... Bunu öğrenmesi sıkıcı mıydı? Bu oldukça kısa ve öz, hap bilgiydi. Model-View Controller'ı gerçekten öğrenmeniz için size ahanda şu an okumakta olduğunuz blog yazısı kadar bir yazıyı okumanız gerekebilir. Tabii sonra pratik yapmak için birkaç tane program yazmanız gerek. Tüm bunları okumak ve öğrenmek sıkıcı geldiyse bilgisayar mühendisliğinden vazgeçin demeyeceğim. Çünkü yaz ayındasınız, sınavdan yeni çıktınız, oruçlu olabilirsiniz. Okumak ve öğrenmek her meslekte mevcut. Asıl olay siz bu şeyleri okuyup iyice anladığınızda "Ben azimliyazarın öğretmeye çalıştığı şeyi anladım ve şimdi biraz bilgisayar mühendisliği konusunda bilgi sahibiyim. Tüm bunlardan çıkardığım sonuç şu: Ulan benim ne işim var burada? Kod tasarımı ne ulan? Ömür geçer mi bunlarla. Benim makine yapmam lazım, robot yapmam lazım. Ben dünyaya kod tasarlamak için gelmedim gardaş..." diyor musunuz? Bunu dürüst bir şekilde demek için yazının tamamını okuyun.

Bulmaca 1 : Yukarıda Model-View-Controllerı anlatırken View-Controller ilişkisinde atladığım bir kısım var. Eğer programı yukarıdaki gibi yazarsam çalışır, ama gerçek bir hesap makinesi gibi çalışmaz. Bakalım bu hatayı bulabilecek misiniz? Hesap makinesinin çalışma prensibini düşünün.

*

Özetlersek ODTÜ'nün yazısından yola çıkarak iki şeyden bahsettim.

1- İşinizi sevecekseniz gelin. Dolayısıyla bölümü okumayı sevecekseniz gelin.

2- Öğrenmeyi sevecekseniz gelin. Bir ömür boyunca google taraması yapmayı, araştırmayı göze alacaksanız gelin.

Bu bölümü okumayı & araştırma yapmayı sevip sevmediğiniz konusunda bu yazıdaki MVC kalıbı olayını okuyarak biraz bilgi sahibi olmuşsunuzdur.

*

Şimdi diğer bir başka yararlı siteye gelelim.
http://www.bilgisayarmuhendisleri.com/

Bu site oldukça güzel. Bu sitede ufkumu açan ve bilgisayar mühendisliğinin oldukça zor olacağını gözler önüne seren harikulade bir kavram var: "Patlak mühendis."

Nedir patlak mühendis? Kısaca şu "kendini geliştirmeyen", üniversiteyi sadece "dersleri geçmekle" geçirmiş, mezun olduğu halde kodlama yazamayan mühendis.

Özellikle burada çok iyi açıklamış admin reis: http://www.bilgisayarmuhendisleri.com/sayfa.aspx?s=165

Bakın arkadaşlar en alta, patron diyor ki bana "ananas seviyor musun?" diye soru soran program yap. Patlak mühendis patronun dediğini aynen yapıyor veya tam yapamıyor. Asıl sorun şu, ya patron program üzerinde önemli değişiklikler yapmak isterse? Örneğin atıyorum counter strike oyununa kılıç kalkan koyduğunuzu düşünün. Eğer counter strike oyununu patlak mühendisler yazsaydı kılıç kalkanla yapılacak tek şey düşmana 500 metreden ateş etmek olurdu ki bu da saçma olurdu. Super Mario'yu düşünün. İlk oyunda Super Mario uçamıyordu. Dolayısıyla yapımcılar oyunu sadece monitöre sığacak yükseklikte yaptılar. Patron geliyor, Mario'yu uçurun diyorlar. Programcılar şaşkın çünkü hiç bunu düşünmemişler. Kameranın yukarı doğru kayması var. Yer çekimini marionun uçmasına göre ayarlamak var. Maksimum yüksekliği ayarlamak var. Var oğlu var. İşte bilgisayarmuhendisleri sitesinin admini diyor ki patlak mühendis eklenebilecek özellikleri düşünmeden programlama yaparlar. Dolaysıyla yeni bir özellik ekleneceği anda eski versiyonu ya silmek gerekir ya da çok büyük bir kısmını değiştirmek.

Tasarım kalıplarının önemini anlatırken "daha sağlıklı ve uzun ömürlü" programlar yazarsınız demiştim hatırlarsanız. Hah işte kastettiğim bu. Patlak mühendis bunları bilmediği için kullanamaz. Dolayısıyla yeni bir şey ekleyeceği zaman tüm sistemin dengesi bozulur, program uzun ömürlü olmaz. Ama örneğin programa Model-View-Controller ekleyen mühendis varolan programa yeni bir View eklenmesi gerektiğinde yapacağı şeyler sadece o yeni View'u yazmak ve Controller'a o yeni bir viewla ilgili küçük bir parça kod yazmak olur. Modella View arasında bağlantı olmadığı için Model'a dokunmaya gerek kalmaz. Bu kısım biraz karışık gelmiş olabilir, anlamadıysanız aşağıda sorabilirsiniz.

Programcıları "patlak mühendis" olmadığı çok bariz olan oyunlar Skyrim, Mount&Blade, Medieval Total War gibi mod sistemini destekleyen oyunlar. (Gerçi hiçbir kaliteli oyun patlak mühendisler tarafından yazılmıyor. Ama bu oyunlardaki modül sistemi apaçık bir kanıt olduğu için örnek verdim.) Bu adamlar öyle bir ayarlama yapıyorlar ki oyunun kaynak kodunu yani kendi yazdıkları kodu vermiyorlar. Size verdikleri kısıma siz düzenleme yapıyorsunuz ve bu kısımdaki düzenlemeler kaynak kodu değiştiriyor, fakat bu değişikler kaynak kodda hasara yol açmıyor dolayısıyla oyun sessiz sedasız çalışmaya devam ediyor. Bu adamlar önceden buna uygun bir tasarım kalıbı kullanıyorlar.

Patlak mühendis olmayıp çok okur, çok araştırır, çok programlarsanız orta seviye üniversitelerden de iyi yerlere gelebilirsiniz. Alın bakın Hacettepe'den Microsoft'a:
http://www.bilgisayarmuhendisleri.com/sayfa.aspx?s=92

Kendini geliştirmekle ilgili yazıları: http://www.bilgisayarmuhendisleri.com/sayfa.aspx?s=178

Bu sitedeki makaleler gayet iyi. Yalnız bence admin üniversite seçimi konusunda fazla idealist davranıyor. "İstanbuldan başka bir yeri seçmeyin, sektörün kalbi oradadır, hem ek iş yaparsınız." gibi doğru şeyler söylüyor. Yani teorikte doğru. Pratiğe gelince söylemeliyim ki İstanbul "dikkat dağıtıcı" bir şehir. Abim gezmekten eve uğramıyordu öyle söyleyeyim. Epey para yiyen bir şehir. Bu yüzden üniversite seçimi yapacak kişiler idealist takılırken bir yandan da kendi bütçesine baksa ve insan olduğunu unutmasa iyi olur. Adminin tanımladığı gibi İstanbul'u sektöre hazırlanmak için kullanan mühendis adayının sayısının fazla olduğunu düşünmüyorum.

Bu sitedeki diğer "patlak mühendislik" yazılarını okuyun. Burada listelenmiş:
http://www.bilgisayarmuhendisleri.com/sayfalar.aspx?k=15

ODTÜ'nün yazısını yorumlarken bu mesleği seçecek kişilerin bu bölümü sevecek ve aynı zamanda üşenmeden araştırma ve google taraması yapacak + bir de bunları sabırla okuyup uygulamaya dökecek nitelikte olması gerektiğini iddia etmiştim. Yazımın bu kısmında ise böyle olmayan (bölümü sevse de sevmese de, araştırmayan, okumayan, vaktini boşa harcayan) kişilerin "patlak mühendis" olduğunu ve patlak mühendis/hakiki programcı farkını gördünüz. (Tabii eğer attığım linkteki diğer yazıları okumadıysanız göremediniz, okuyun arkadaşlar. Bilgisayarmuhendisleri sitesinin admini önemli noktalara zaten parmak bastığı için ben yazının bu kısmını kısa tuttum.)

*

Şimdi gelelim bölümde ilk sene yapacağınıza. Yani programlamayı öğrenmeye.

Size çok basit bir iki şey öğreteceğim. Sonra sizi bir soruyla test edeceğim.

İlk olarak kod yazmak / programlamak nedir ondan başlayayım. Kod yazmak yazı yazmaktır.
Kod yazarken yaptığınız şey kullandığınız dilin prensiplerine uyarak aklınızdaki şeyi bilgisayara yapmaktır. Yani Matematiksel bir yabancı dili kullanmaktır diyebiliriz. Her kod yazabilen kişi iyi bir programcı değildir, tıpkı her yazı yazabilen kişinin iyi bir romancı olamayacağı gibi. Burada önemli olan o "aklınızdaki şey"dir. Yani algoritmadır.

Peki algoritma nedir?

Algoritma: "eksiksiz olarak takip edildiğinde, önceden belirlenmiş bir işi sonlu zamanda gerçekleştiren sonlu sayıda komutlar topluluğu"

Bu tanımı ekşi sözlükten aldım, daha teknik bir tanım yapmak istemedim. Algoritma şu: patron size bir program yazmanızı istendi. Dedi ki  "Bir sayı tek mi çift mi onu kontrol eden bir program yaz." Siz önce bunu nasıl yaparım diye düşünüyorsunuz, sonra adım adım yapmanız gerekenleri yazıyorsunuz. Patron fazla detay vermediği için programı farklı şekillerde de yapabilirsiniz, bu konuda özgürsünüz. Ama yapacağınızı adım adım yazdığınızda muhtemelen şu minvalde bir şey olacak:

1. Kullanıcıdan bir sayı al. (Bu patron tarafından belirtilmemiş ama içgüdülerimize güvenerek burayı ekliyoruz çünkü tek mi çift mi kontrol etmek için bir sayıya ihtiyacımız olacak.)

2. 2'ye böl, kalanı bul/depola ve kontrol et.

3. Eğer kalan 0'sa
          Ekrana "Çift" yaz.
    Eğer kalan 1'se
          Ekrana "Tek" yaz.

4. Kullanıcıdan başka bir sayı iste.

Algoritma bilgisayar mühendisliğine has bir şey değil. Matematiğe has. Milattan önce 300 sene önce yaşamış Öklid'in bulduğu ebob hesaplayan "Öklid algoritması" birçok programlama ve matematik kitabında yer alır. E adam ne bilsin 2200 sene sonra bilgisayar diye bir dalganın icat edileceğini? Meraklısı için Öklid algoritması:
https://eksisozluk.com/euclid-algoritmasi--357583

İşte "Bilgisayar mühendisliği matematik ulan!" diyip duruyorlar ya o buradan geliyor. Bizim yaptığımız şey aslında bir problemin çözümünü bilgisayara yazdırıp sonucu bilgisayara buldurtmak. Lise matematiğinin aksine, biz çözümü yapıp sonucu bulup sınavdan 10 almıyoruz. Çözümü bilgisayara anlatır gibi kağıda yazıyoruz. Onu kontrol ediyorlar. 2x^3 ün türevini alacaksınız örneğin. Bilgisayara diyorsunuz.

1- Üstü başa düşürüp katsayıyla çarp.
2- Üstten bir eksilt.

Hah işte algoritma bu. Bu algoritmayla 6x^2 doğru cevabına ulaşırsınız. Fakat 1.adım ve 2.adımın yerlerini karıştırırsanız, yani önce üstten bir eksiltip sonra üstü başa yazarsanız, cevap 4x^2 çıkar bu da hatalı bir algoritma doğal olarak hatalı bir kodu doğurur.

(Ekleme: Bilgisayar mühendisliğinin matematikle bu bağlantısından dolayı bilgisayar mühendisleri epey bir matematik dersi görecek. Calculus (türev-integral-seriler) , ayrık/sonlu matematik (olasılık, bağıntılar, fonksiyonlar), lineer cebir, istatistik vs. Bizim bölümde zorunlu olarak okutulan 5 matematik dersi var. Anlayacağınız dışarıdan programlama öğrenen sertifikalı mühendislerin epey bir matematik kursuna gitmesi gerekiyor.)

Algoritmanın ne anlama geldiğini pratik olarak öğrendiniz sanıyorum. Özetle bir işin yapılması için adım adım yazılan küçük işler diyebiliriz. Ekşi sözlük tanımında "sonlu" demesinin sebebi eğer bilgisayar sonsuz iş verirseniz o da sonsuza kadar çalışır dolayısıyla siz de sonucu asla göremezsiniz en fazla bilgisayarın vereceği mavi ekranı görürsünüz. O yüzden sonlu deyip durmuşlar.

Algoritmayı belirledikten sonra uygun dile çevirirsiniz yani işin kodlama kısmını yaparsınız. Bunu yaptıktan sonra çıkan hataları düzeltirsiniz. Test edersiniz doğru çalışıyor mu diye.

Normalde matematik ve genel bilgisayar kitaplarında algoritmalar "pseudo code" adlı sahte kodlarla verilir. Bu sahte kodları okuyan okuyucular başka dillere uyarlayabilir. Fakat ben yazımda bu olaya girmeden öğreteceğimi direkt Javayla öğreteceğim.

Önce şu ifade (statement) ile başlayalım.

int elmaSayısı;

(Sondaki ";" javaya has bir şey, bir ifadenin bitişini gösteriyor. Cümlenin sonuna nokta koymak gibi bir şey. Önemsiz yani)

Bu javadaki en temel ifadelerden. Yaptığı şu: elmaSayısı diye bir değişken (variable) belirliyor. Matematikteki x yani. Baştaki "int" kelimesi bu değişkenin yani elmaSayısının sadece "Tam sayı" tutacağını belirtiyor. Yani burada yaptığımız şey şu; bilgisayara diyoruz ki hacı bir değişken üret. Ürettiğin bu değişkenin adı elmaSayısı olsun. Bu elmaSayısı sadece tamsayı tutsun. Yani elmaSayısı 1 , 2, -5 , +2323 filan alabilir. 1,5 (15/10) değerini alamaz.

Bunu deyince bilgisayar hafızasından bir bölümü elmaSayısı değişkeninin tutacağı değerin yani sayının kaplayacağı alan için rezerv ediyor.

Şu anda elmaSayısı bir değer tutmuyor. Tanımsız. Yani elmaSayısını başka bir değerle toplamaya çalışırsak bilgisayar hata verir. Bir değer atamak için ise şunu yapıyoruz.

elmaSayısı = 5;

Bunu diyince elmaSayısı içinde 5 yazan bir kutuya sahip oldu. Yani demek istediğim elmaSayısı direkt olarak 5'e eşit demek değil. Sonradan canımız isterse "elmaSayısı = 7" yazarak değiştirebiliriz elmaSayısı'nın tuttuğu değeri değiştirebiliriz çünkü. İkisi ayrı şeyler.

Şu ana kadar yazdığımız kodlar:

int elmaSayısı;
elmaSayısı = 5;

Bu iki satırı tek satırda da yazabilirdik. Yani:

int elmaSayısı = 5; diyebilirdik.

Resim üzerinde göstereyim:



Yani yaptığımız şey Matematik dersinde yaptığımız "x'e 5 diyelim." olayının aynısı. Burada "elmaSayısı'na 5 diyelim." demiş olduk.

Değişkenin ismini neden "elmaSayısı" koydun? Neden elma sayısı değil?
Program yazarken bazı görünmez kurallar var, görgü kuralı gibi bir şey. Bir kurala göre birden fazla kelimeden oluşan değişken isimleri birleşik yazılır ve birinciden sonra gelen kelimelerin baş harfi büyük yazılır. Ben de bu kurala uydum. (Yalnız şunu da söyleyeyim, bir değişkene isim verirken araya boşluk koyamıyorsunuz, yani "elma sayısı" hata veriyor. elma_sayısı yazabilirsiniz, ELMASAYISI yazabilirsiniz fakat bunu yazarsanız bana hakaret etmiş olursunuz ehehe.)

Şu ana kadar yazdığımız kod:

int elmaSayısı;
elmaSayısı = 5;

Şimdi bir de armutSayısı tanımlayalım ve 10 değerini verelim.

int armutSayısı = 10;

Yukarıdaki yaptığımız şeyin armut versiyonunu yaptık.
Sizce elmaSayısını armutSayısına eşitleyebilir miyiz? Tabii ki! Ama nasıl? Ahanda böyle:

elmaSayısı = armutSayısı;

elmaSayısı'nda 5 vardı. armutSayısı'nda 10 vardı. Eee ne oldu şimdi? Çorba oldu her şey, demeyin.
Bakın arkadaşlar burada kullandığımız "=" sembolü Matematikteki sembol değil. Burada hocaların problemin sonunda "Veee son olarak 2x + 5 = 15 ve buradan x = 5 çıkıyor." derken yaptığı şeyi yapmıyoruz. Burada problemi yazan, o problemde x'i 5 olarak önceden belirleyen kişi biziz.

Yani elmaSayısı = armutSayısı derken dediğimiz şey: "Az önce canım istedi elmaSayısını 5 değerini atadım. Şimdi canım istedi elmaSayısına artmutSayısı değişkeninin tuttuğu değeri atıyorum."
Ve her zaman eşitliğin sağ tarafındaki değişkenin tuttuğu değeri eşitliğin sol tarafındaki değişkene atarız. Yani armutSayı'sının kutusundaki değeri elmaSayısının kutusuna monte ediyoruz. Eğer önceden armutSayısı büyük hissediyor idiyse elmaSayısı da büyük hissetmeye başlıyor.

Bunun sonucunda elmaSayısı 10 oluyor, armutSayısı da değişmeden kalıyor:





(Neden elmaSayısı = 10 yazmak yerine elmaSayısı = armutSayısı yapıp kafamızı karıştırdık derseniz, her zaman armutSayısı'nın içinde ne var bilemezsiniz. Veya bazen kodlarınız kadar uzun ve karışık bir hal almıştır ki armutSayısı'nın içinde ne var takip etmesi zordur. Ama en önemlisi; diyelim canınız istedi ve en baştaki armutSayısına atadığınız değeri 10 değil de 8 yaptığınız. yani int armutSayısı = 8 yaptınız. Bu durumda kodlamanızı elmaSayısı = armutSayısı şeklinde yaptıysanız en başta armutSayısı'na hangi değeri atadıysanız elmaSayısı da onu alır yani bu durumda 8 olur siz de bir değişiklik yapmak durumunda kalmazsanız. Fakat elmaSayısı = 10 yaptıysanız ve hala elmaSayısı'nın armutSayısı'na eşit olmasını istiyorsanız elmaSayısı = 8 yapmanız gerekir. Bu yüzden elmaSayısı = armutSayısı yazmak daha doğrudur.

Bir değişken tanımlamayı, o değişkene bir değer atamayı ve başka bir değişkenin içindeki değeri tanımladığınız değişkenin değeri olarak atamayı öğrendiniz. Elimden geldiğince basit anlatmaya çalıştım. Muhtemelen ilk kez programlamayı öğrenirken böyle basit, "salağa anlatırmış gibi anlatan" kaynaklarla karşılaşacaksanız. Başlangıç için en iyi kaynaklar bu tip kaynaklardır. Bir dile epey aşina olduğunuzda ve tecrübe kazandığınızda ise öğrenme safhası kolaylaşır diyebiliriz. Çünkü programlama dillerinin mantığını birbirine benzer.

Biraz daha yapabileceğiniz şeylere geleyim. Canınız isterse toplama çıkarma da yapabilirsiniz bu değişkenlerle.

Şu anda elimizde halihazırda bulunan kod:
int elmaSayısı;
elmaSayısı = 5;
int armutSayısı = 10;

!!!
Bu işaret arasında kalan bütün kodlar birbirine eklemedir. Yani kod içinde armutSayısını değiştirdim 15 yaptım. Artık armutSayısı'nın asıl değeri 15 olmuş olur.

Bunu eklerseniz:

elmaSayısı = elmaSayısı + 3;

elmaSayısının mevcut değer 5. 5 e 3 eklersek 8 buluruz ve elmaSayısı = 8 demiş oluruz. elmaSayısının mevcut değeri 8 olmuş olur.

Bunu eklerseniz:

elmaSayısı = elmaSayısı + elmaSayısı;

elmaSayısı'nın değeri ne olur? 10 mu? Hayır! Bakın yukarıda elmaSayısı'nın değeri 8 idi. Sağ tarafta iki elmaSayısı var. 8 + 8 = 16. elmaSayısı = 16 yani elmaSayısına 16 değerini vermiş olduk.

armutSayısı = 7 + 8;

armutSayısı'nın yeni değeri 7 + 8 yani 15 olmuş oldu.

elmaSayısı = elmaSayısı - armutSayısı;

Bunu yapınca önce sağdaki kısmı hallediyoruz yani elmaSayısı'nın değerinden armutSayısı'nı çıkarıyoruz. elmaSayısı şu an 16. armutSayısı 15. Çıkardık 1. elmaSayısı 1 olmuş oldu.

!!! (Yukarıyla işiniz kalmadı.)

Şimdi ben size bir alıştırma vereceğim. Oldukça kolay. Eğer yukarıda anlattığım şeyi anladıysanız bunu kolaylıkla yaparsınız. (Not: Kodu kolaylıkla takip etmek için kağıt kalem alıp her satırda ne neye eşit oluyor onu yazmanızı öneririm.)

Kodumuz:

int naberLen = 2;

int iyiSenden = 5;

iyiSenden  = naberLen;

naberLen = naberLen - iyiSenden;

iyiSenden = naberLen * naberLen + 2;

naberLen = 3 + 5 * 4 - 1;

Soru: naberLen ve iyiSenden değişkenlerin kodun en sonunda tuttukları değerler nedir? Çözüme bakmadan kendiniz bi uğraşıp cevabınızı bir yere yazın.

Hadi göreyim sizi.


Çözüm:
Az önce demiştim ya programlamada görgü kuralları var diye. İşte burada o kuralları çiğniyorum ve değişkenlere çok kötü isimler veriyorum öyle ki kodumuz okunması zor bir hal alıyorum.

int naberLen = 2;

int iyiSenden = 5;

Bu iki satırda iki değişken atayım onlara değer veriyoruz.

iyiSenden  = naberLen;

iyiSenden 5 değerini tutuyordu. Fakat naberLen'deki 2 değerini iyiSenden'e verince 2 değerini tutmaya başladı. 5'ten bir daha haber alınamadı. iyiSenden'e 5 vermek gereksiz oldu, direkt olarak int iyiSenden = naberLen de yazabilirdik.

naberLen = naberLen - iyiSenden;

naberLen ile iyiSenden eşit. Bu yüzden naberLen artık 0 değerini tutuyor.

iyiSenden = naberLen * naberLen + 2;

naberLen*naberLen = 0. 0'a 2 ekliyoruz ve iyiSenden'in yeni değeri 2 oluyor.

naberLen = 3 + 5 * 4 - 1;

naberLen hakkında önceden ne yaptığımızı silip atıyoruz ve ona yepyeni bir değer veriyoruz. Programlamada da Matematikteki gibi işlem önceliği var unutmayın. Önce 5*4'ü buluruz. 20.  20 + 3 - 1 = 22.

Cevap: naberLen 22 değerini tutuyor. iyiSenden 2.


Evet arkadaşlar değişkenler üzerine yapabileceğiniz işlemleri de gördünüz. Ders burada bitti. Şimdi size bir sorum var. Bu soruyu doğru cevaplayabilmek için yeterli bilgiye sahipsiniz şu anda.

Bulmaca 2: Elimizde iki değişken var. Biri elmaSayısı. Diğeri armutSayısı. Hangi değerleri tuttuğunu bilmiyorsunuz. Şimdi öyle bir kod yazınki bu değerler yer değiştirsin. Yani en sonunda elmaSayısı armutSayısı'nın tuttuğu değeri tutacak. armutSayısı ise elmaSayısının tuttuğu değeri tutacak. Atıyorum önceden elmaSayısı 5 değerini tutuyordu. armutSayısı 10 değerini tutuyordu. Sizin yazacağınız kod şöyle bir durum yaratacak: elmaSayısı 10 değerini tutacak. armutSayısı 5 değerini tutacak. Fakat 5 ve 10'u siz bilmiyorsunuz. Doğal olarak elmaSayısı = 10; armutSayısı = 5; şeklinde bir kod yazamazsınız. elmaSayısı = armutSayısı; yazarsanız ikisi de eşit hale gelir doğal olarak elmaSayısının eskiden tuttuğu değeri kaybedersiniz. E ne yapacaksınız o zaman?

Çarkları döndürme vakti geldi :) Hadi göreyim sizi! Çözüm en aşağıda ama yanıta bakmadan önce bir yarım saat düşünün en azından.

*

Bulamacaları doğru cevaplarsanız tebrikler. Yanlış cevaplarsanız bu sizden bilgisayar mühendisi olmayacağı anlamına gelmiyor. Önemli olan şey şu: bu tip işlerle, problem çözümüyle, kod taramayla, okumakla, araştırmakla uğraşmak istiyor musunuz? Kendini geliştirmenin ne olduğunu merak etmiştiniz değil mi? İşte söyliyeyim. Ben ilk bilgisayar sınavımdan yani vizemden 59 aldım. 59 almaya alışık bir öğrenci değilimdir. Bu vizeye gelene kadar yaptığım şey konulara çok iyi çalışıp mantığını kavramam ve derste daha önce çözdüğümüz örnek soruları çözmek. Lisede matematik sınavına böyle çalışırdık sonra 85 alır rahatlardık. Fakat burası üniversite. Benim üniversitemin adına kanmayın, her yerde böyle. Finale ise www.codingbat.com daki soruları çözerek girdim. Bi 30 soru filan çözmüşümdür. Finalden 79 aldım. Bu da düşük demek ki daha fazla çalışmam gerekiyormuş. Ama kendimi geliştirdiğim çok açık. Ekşi sözlükten sürekli bilgisayar mühendisliğiyle ilgili başlıklara entry atan biriyle konuştum. Bizim okuldanmış. Microsoft'a çalışıyormuş!!! Ve çok komik, bu yazarın kendi başlığında biri bu yazar için "Birkaç sene önce bana 'Ağabey bilgisayar mühendisliği yazmayı düşünüyorum önerir misin?' diye sorduğunu dün gibi hatırlarım." minvalinde bir şey yazmış. Yani bu Microsoft'ta çalışan kişinin programlama geçmişi yokmuş. Blogunu inceledim. Kişisel projelerine günde 8 saat ayırdığı oluyormuş adamın. Şöyle bir hesap yapsak, bir kişi günde 8 saat bilgisayar çalışsa 1-2 ayda bir bilgisayar/programlama kitabını bitirebilir. 4 sene de 24 kitap demek ki 24 kitap demek 24 alan hakkında bilgi sahibi olmak demektir bu da bilgisayar olayını yemek bitirmek demek. İşte kendinizi geliştirmekten kasıt bu. Kendi kendine öğrenmek, kendi kendine projeler yapmak. Şu an için benim yaptığım yukarıda gördüğünüz tipte bulmacaların / algoritmaların / problemlerin daha zor olanlarını çözmek. İlk sene böyle şeylerle haşır neşir olacaksınız yani. Tabii bu ilk dersti, kolaydı, daha ilerisi için bir dili öğrenmek (java öneririm) ve bu dilde matematik problemleri çözmek olur.

Dil öğrenmeye şimdiden başlarsanız bu işte sıkılıp sıkılmayacağınıza karar verebilirsiniz. Ama çok da bağlanmayın, aklınızda başka mühendislikler varsa onları da araştırın.
Dil öğrenmek için: https://www.udacity.com/course/viewer#!/c-cs046
Veya www.codeacademy.com ama java yok.
Türkçe kaynak da bulabilirsiniz, benim bildiğim var ama saf videodan oluştuğu ve kişi profesyonel olmadığı için yukarıdakiler gibi eğlenceli gelmeyebilir. Ben sadece anlayamadığım kısımlarda yardım aldım bu arkadaştan:
http://www.youtube.com/watch?v=QmwC_p0OGmI
Java sorusu çözmek içinse www.codingbat.com

*

Yazı bitti. Bulmacaların cevaplarına bakmayı unutmayın!

Son olarak aklınızda bilgisayar mühendisliği varsa şu sorulara cevap verin:

1- İngilizce'yi iyi öğrenip upuzun kitaplar okuyacak, bitmek bilmeyen eğitim videoları izleyecek şevki kendinizde buluyor musunuz? ( Ekleme: İngilizce'ye çok yabancıysanız söyleyeyim, zor bir dil değil.)

2- Okuldan bağımsız öğrenme yapabilecek misiniz? Okulda gösterilmeyen şeyleri öğrenmek için günlerinizi, haftalarınızı harcayabilecek misiniz?

3- Zor ve karışık problemlerle uğraşıp çözüm için gerekli araştırmayı yapabilecek misiniz? Oldukça zor problemlerin çözümlerinin mantığını anlamak için uğraşmanız, çözümde hata çıkarsa nerede çıkıyor diye uzun uzun kodları satır satır taramanız gerekecek. Bunun için yeterli misiniz ? (Aslında yeterlisiniz, sadece gerekli uğraşıvermeniz lazım.)

4- Program yazmayı hobi olarak yapabilecek misiniz?

Aslında bu soruların çoğunu herhangi bir mühendis adayı "Evet" olarak cevaplamalı. Yani bu sorulara hayır diyorsanız başka bir mühendislik alanı size göre olabilir diyemem pek. Kodlama elektronikçilere de lazım. Karışık problemler çözme, bağımsız öğrenme, İngilizce bunlar tüm mühendislere lazım. Tabii patlak mühendis olmak istemiyorlarsa.

Son soru: Saatlerce program yazabilecek misiniz?

Bundan bahsedecektim ama unutmuşum. Arkadaşlar ben bu mayıs ilk oyunumu çıkardım. Dönem ödeviydi, mayısın 1'inde başladım, 16'sında bitirdik. 4 kişiydik, fakat herkesin eşit çalıştığını söyleyemeyeceğim, bunda grup arkadaşlarımın elektronikçi olması dolayısıyla bilgisayar dersini fazla sallamaması, benim liderlik yapmaya çalışıp çok fazla sorumluluk almam ve sonunda fail olmam var. 16 gün boyunca kod yazdım ama 16 günün 5 gününde geceli gündüzlü yazdık. Sabah 9'da oturuyordum başına gece 11'de kalkıyordum. Her gün babama dert yanıyordum. Psikolojim bozulmuştu. Üstüne bir de grip oldum ve finallere hasta girdim.

Hocalar programı incelediler ve programlama açısından zayıf buldular. 7/10 verdiler, kahroldum. Fakaat;

16 günün sonunda her şey bitince ve program daha doğrusu oyun tıkır tıkır tam istediğiniz gibi çalışınca yaşadığınız mutluluk paha biçilemez arkadaşlar. Düşünsenize az önce bir şey ürettiniz. Sizin fikriniz, sizin emeğiniz. Ki benim oyun orjinal bir fikir üzerineydi. Şu anda elimde MEB'e satabileceğim bir proje var. Ha, oyunu javadan körlemesine yazdığımız için baştan kaybetti. Unity2D'te tekrar yazacağım, orada nesneleri sürükleyerek de program yazabiliyoruz çünkü. (Java sırf yazıdan ibaret) Özetle ben 5 gün geceli gündüzlü kod yazdığıma memnunum çünkü bilgisayar mühendisliği yazarken içimde olan "bir şeyler üretme" arzusunu çok kısa bir sürede tatmin ettim. "Nasıl katlanıyorlar bu insanlar bu kadar uzun süre bilgisayar başında oturmaya" derseniz işte böyle. (Gerçi abim bankada yönetici o da sürekli bilgisayar başında oturuyor. Masabaşı olmayan iş bulmak zor, sırf bilgisayar mühendisliğine has değil masa başı iş.)

İyi tercihler:

Bulmaca 1 Cevap: http://pastebin.com/T2Wkjrud

Bulmaca 2 Cevap: http://pastebin.com/YyQim47u

Edit: Siteler engelliymiş. O zaman buraya yazayım direkt:

Bulmaca 1:
  1. Kullanıcı rakam tuşuna bastığında dinleyici rakamı algılıyor dedik. Bir hesap makinesinde bir rakama basarsanız ne olur? Yukarıdaki boş kutuda rakamı görürsünüz değil mi? Yani atladığım kısım şu; kullanıcı rakam tuşuna basınca controller rakamı algılamalı daha sonra ikinci rakamı beklemeden hemen viewa rakamı göndermeli ki view da söz konusu rakamı boş kutuda yayınlasın.
  2. Yani 5 tuşuna bastık. 5 rakamını hemen hesap makinesinde görmeliyiz. Fakat blogta bu kısmı atladım. Blogta yazdığım yönergelere göre kullanıcı anca 5'e çarpıya ve 6'ya basınca hesap makinesinde 30'u görüyoruz. Çünkü sadece burada controller view'ı güncelliyor.

Bulmaca 2:
  1. Cevap: Atıyorum elmaSayısı 5 olsun. armutSayısı 10 olsun.
  2. Üçüncü bir değişken belirleyelim. Bunun adı "geçiciDeğişken" olsun.
  3. int geçiciDeğişken;
  4. geçiciDeğişken = elmaSayısı;
  5. Böylelikle geçiciDeğişken elmaSayısı'nın tuttuğu değeri aldı. Yani 5 oldu.
  6. elmaSayısı = armutSayısı;
  7. elmaSayısı da armutSayısı'nın tuttuğu değeri aldı. Yani 10 oldu. Üçüncü bir değişken belirlemeseydik elmaSayısı'nın eski değerini yani 5'i kaybederdik. Fakat elmaSayısı'nın eski değerini "geçiciDeğişken" adındaki değişkende yedeklediğimiz için 5'i tarihin tozlu sayfalarına gömülmekten kurtarmış olduk.
  8. armutSayısı = geçiciDeğişken;
  9. Yani kod şu;
  10. int geçiciDeğişken = elmaSayısı;
  11. elmaSayısı = armutSayısı;
  12. armutSayısı = geçiciDeğişken
  13. Bunun sonucunda elmaSayısı ve armutSayısı değişkenlerindeki değerler yer değiştirmiş oluyor. geçiciDeğişken neyi tutuyor önemsiz. Adı üzerinde geçici o.
  14. DURUN! Daha bitmedi. Microsoftta çalışan ekşi sözlük yazarından bir kitap önerisi almıştır. Bu kitapta şöyle bir soru var:
  15. elmaSayısı ve armutSayısı isimli iki değişkenimiz olsun. Bu değişkenlerin tuttuğu değerler yer değiştirsin. Yani yine aynı soru. Fakaaat.
  16. 3. bir değişken kullanamazsınız. geçiciDeğişken kullanamazsınız yani.
  17. Bu soruyu çözebilecek bilgiye kesinlikle ama kesinlikle sahipsiniz arkadaşlar. Cevabınızı bloga gönderebilirsiniz. Hadi göreyim sizi! İyi kodlamalar :)
  18. İpucu: Matematiksel düşünün.

Sonuçlarınız Hayırlı Olsun

:)

Tekrar Yapmakla İlgili

Daha önce tekrar yapmanın çok önemli olduğundan bahsetmiştim fakat bu konuda herhangi plan/programdan bahsetmemiştim. (Malesef benim de düzenli bir programım olmadığından dolayı böyle bir işe girişmemiştim.)

Okuyucularımdan biri kişisel ricamı değerlendirdi ve kendi tekrar programını paylaştı. Ekin'e çok teşekkür ederim. :) Kendisi bu programı uygulamış ve memnun kalmış.

*

Arkadaşlar bu program bir ders programı değil sadece sizin bilgilerinizi kalıcı hale getirebilmek için uygulayacağınız bir sistem. Genellikle sene başında hatta daha öncesinde yazın çalışılan konular 3 - 4  aya unutulur ve öğrenciler sanki hiç bilmiyormuş gibi konuyu baştan çalışır. Bu tamamen vakit kaybıdır. Her dersten en az 10 konu olsa sadece ygs için en az 10 × 8 = 80 konu çalışmanız gerekiyor ( daha bunun lys si var ) siz bu 80 konuyu çalışıp , unutup üstüne tekrar çalışmak isterseniz işin içinden çıkamazsınız. Işte bu tekrar programı bunun için. 

Beyin öğrendiği bilgiler 24 saat içinde tekrar edildiğinde % 80 ini kaydeder. Sonraki bir hafta içinde bilgiler yine unutulmaya başlar fakat tekrar edildiğinde yine % 80 lik kısmını asıl hafızaya atar. Aynı bilgi 1 ay , 3 ay ve 5 ay içinde de tekrar edildiğinde kalıcı hafızaya yerleşmiş oluyor. Bu bilgilerden hareketle oluşturulmuş bir program bu. Şu şekilde işliyor : Bir konuyu çalıştığınız gün tarihi not ediyorsunuz. Bir çizelge hazırlıyorsunuz ve bu çizelgeye de 1 gün sonranın 1 hafta sonranın 1 ay sonranın 3 ay sonranın ve 5 ay sonranın tarihlerini not ediyorsunuz. Bu şekilde her gün çizelgeden  kontrol edip o gün yapacağınız tekrarı yapıyorsunuz. Ilk tekrar 5 - 7 dakika daha sonrakiler 3-5 dakika olacak şekilde tekrar yapmak gayet yeterli. Bu yüzden bu program max yarım saat sürüyor ve bunu kendi çalışma programınıza rahatlıkla dahil edebilirsiniz diye düşünüyorum. Ben şahsen sabahları normal uyandığım saatten yarım saat erken uyanıp yapıyordum ve çok faydasını gördüm özellikle sözel derslerde. Matematik geometri gibi derslerde ise konuyla ilgili 6 -7 soru çözmek hatırlamak için yeterli olacaktır. Hepinize başarılar dilerim umarım istediğiniz yerleri kazanırsınız.

Ekin

*

Azimliyazardan ekleme: Sayısal dersler için yapamayıp hocanıza sorduğunuz, çözümü aşırı zor veya uzun olmayan, sınavda çıkabilirliği olan soruları da mantığını kavradıktan sonra not edin ve bu tekrar aşamalarında onlara da bakın. Özellikle geometri de, soru çözmeden önce bir takım örnek soru görmek işe yarar. 

Bilkent Üniversitesi Soru-Cevap

Kapsamlı bir tanıtım yazısı yazacağım, okulun iyi ve kötü yanlarını detaylıca yazacağım, okulda zamanımın nasıl geçtiğini yazacağım fakat şu an yaz okulundayım, haftaya Matematik vizem var. Bu yüzden bu yazı bir hafta gecikebilir. (Çalışmaktan bunaldığım bir vakit de yazabilirim belli olmaz.)

Fakat şimdiden soru alayım da benim de yazacağım yazı konusunda kafamda net bir şeyler oluşsun.

Not: Bu arada gelmeyi düşünen varsa çay kahve içmeye beklerim.

Kişisel sorular için: dolkrutos@gmail.com
Ama yine de sorunuzu buraya yazsanız daha iyi olur.

Siz sormadan şunlara cevap vereyim:

Sık Sorulan Sorular 
(Cevapları kısa tutmaya çalıştım, merak ettiğiniz/anlamadığınız kısımları sorabilirsiniz. İleriki yazımda daha detaylı yazabilirim.)

"Okuldan memnun musun?"

Evet

"Burslu burssuz ayrımı var mı?"

Okulun ücreti orta gelirli ve tek çocuk okutan bir aile için makul bir ücret. (yılda 24 bin lira) Bu yüzden çok zengin ve havalı bir ortam olduğunu söyleyemeyiz. Bu konuyla ilgili uzun uzun yazacağım ama eğer bu konu aklınıza takılıyorsa sizi korkutanın ne olduğunu açık açık yazın, çekinmeyin. Cevaplarım. Bu arada burası okuduğum ilk özel okul. 

"Burs kesiliyor mu?"

Hazırlıkta 2 sene okuma hakkınız var. Bunu geçince kesiliyor. Fakat bu normal. ODTÜ'de 2'yi geçerseniz başka okula gönderiyorlar. Bölümde ise 7 yıl kalma hakkınız var, fazlasında yine kesiyorlar. 2 + 7 = 9 yıl içinde bitirmeye bakın okulu. :))) Ha bir de kapsamlı burs 5 yıldan sonra kesiliyor.

Kapsamlı Burs nedir?

Bilkent'in ilk 10 bine giren tam burslulara verdiği burs. 2 kişilik oda beleş. Ayda 570 lira da harçlık. 

"Kampüs nasıl?"

Kampüs güzel. Çiçekler, yeşillikler felan. Yurtlar ile fakülteler arası mesafe çok az. Ben yurttan çıktıktan 5 dakika sonra derste oluyorum. Malesef çok bayır. Az düz bir yere kurulaymış iyiymiş. Şehre uzak diyorlar, evet uzak. Ama burası Ankara. İstanbul kadar büyük değil. Öyle çok aşırı bir uzaklık da yok yani. Bilkentten Kızılay 30 dakika, ama trafiğe göre azalabilir ya da artabilir.

"Ulaşım nasıl?"
Kampüs içi, şehirden gelen, şehre giden otobüsler var. Beleş. 

"Yemek?"
Bilkent'in en kötü yanlarından biri. Yemekhane var ama parasını devlet karşılamadığı için biraz pahalı. 3 çeşit; Ana yemek (Tavuk çok sık çıkıyor) + Çorba/Pilav/Makarna + Salata/Tatlı/Meyve/Yoğurt vs. bu 3,15 lira. Ne alacağınızı siz seçmek ve yanında 1 kap daha almak isterseniz 6 lira. Yemekhaneyi ben beğeniyorum diyebilirim ama çoğu kişi beğenmiyor. Bence bir lise yemekhanesine göre iyi. Ve kabul etmek lazım, 3 liraya yenilen yemek bu kadar olur. Okuldaki diğer yemek satan yerler evlere şenlik. Bizim arkadaşlarla arada yediğimiz bir mekan var ortada 3 kap yemek 8.5 lira. Ha yemekler daha güzel o ayrı. 
Yemekleri merak ederseniz: http://kafemud.bilkent.edu.tr/monu_tr.html

"Yurtlar?"
Bilkent'in bence iyi yanlarından. 1, 2, 3, 4 kişilik yurtlar var. Odalar dayalı döşeli; kişisel dolap, buzdolabı, çalışma masası mevcut. (Bunları yazıyorum çünkü bazı devlet yurtları sırf ranzadan oluşuyor.) Her yurtta bir veya birden fazla mutfak ve çalışma odası (kişi sayısına göre), 1 LCD, 1 Çamaşır Odası, 1 Oyun odası (Bilardo, masa tenisi) mevcut. Mutfakta buzdolabı, mikrodalga fırın, kettle, tost makinesi ve ocak var.
Yurtlar devlet yurtlarına göre biraz daha pahalı malesef. (Tabii bana beleş olduğu için benim tuzum kuru.) Fakat Bilkent'in şöyle bir güzelliği var; en kalabalık yurt 4 kişi ve parayı basan istediği kadar kişiyle kalabiliyor. Üniversitelilerin eve çıkmak istemelerinin bir nedeni de bu zaten, devlet yurtları kalınacak gibi değil. Genelde tecrübe usulüyle ve çekilişle oda seçebiliyorsunuz. Birinci sınıflara kalabalık yurtlar veriliyor, orada 1 sene sabretmeniz gerek. Abimden biliyorum, 8 kişilikte kalıyordu ilk sene, dayanamadı eve çıktı. Burada o sorun yok.
Odalarda haftada bir ücretsiz temizlik var. Tuvaletler her sabah temizleniyor. 

"Dersler zor mu?"
Malesef çok zor. Eşek yüküyle ödev veriyorlar. Burslu gelecekler; "Orası özel okul nasıl olsa, benim seviyem diğerlerine göre yüksek olur, çalışmasam bile ortalama bir öğrenci olurum dersleri geçerim." diye düşünmeyin. Nah geçersiniz. Burssuz gelecek arkadaşlar da önce neyle karşılaşacaklarını öğrenseler iyi olur.
Ödevden kastımın ne olduğunu açıklayayım. Bu sene Türkçe 1 ve Türkçe 2 derslerinden toplam 10 kitap okuyup 10 tane eleştiri yazısı yazdım. (300 kelimelik, ama ben 600-700 kelime yazdım tam puan alabilmek için), 2 tane de uzun eleştiri yazısı yazdım (1000-1500 kelimelik). (Bunların kitaplarını kendimiz seçiyoruz ben de önceden okuduğum kitapları seçtim.) 1 tane de sunum. İngilizce 1 ve İngilizce 2 var işte onlar evlere şenlik. Bunlarda da toplam 5 essay (1000 kelimelik), 1 research paper (2000 kelimelik) yazdım ve 3 sunum yaptım. Bilgisayar dersinde bile essay ödevi yaptık. Daha birsürü şey var, hepsini birdahaki yazımda sayarım.
Özetle okul beni azimle yazmaya zorladı diyebilirim.
(Yalnız Türkçe ve İngilizce sadece ilk seneye has.)

Not: Bu dersler zor mu kısmını yanlış anlayan arkadaşlar olmuş. Ben "özel olduğuna bakmayın, dersler çok zor." anlamında yazmaya çalıştım. Biri de demiş "Dersler böyle zorsa ODTÜ'ye gideyim." Güzel kardeşim mühendislik okumak doğal olarak zordur, bu Bilkent'e has bir şey değildir. :) Burada birazcık daha fazla ödev var evet, ama sanmayın ki ODTÜ'ye İTÜ'ye gidince hayat size güzel olacak.

Yine Geçmiş Olsun

Bu seferki sınavınız nasıldı arkadaşlar?

Yine Geçmiş Olsun

Sınav(lar) nasıldı?

Yazın Ders Çalışmak 2

Merhabalar.

Şu yazıyı yazayım da siz kurtulun ben de :)) Çok uzun süredir ertelediğimden epey bir beklenti oluştu sanırım. Umarım Lost'un finaline dönmez olay.

Sanırım önceki yazdığım bu yazıyı okuyacak herkes okudu. Okumadıysanız okuyun:

http://azimliyazar.blogspot.com.tr/2013/07/yazn-ders-calsmak.html

Buradaki yazılar oraya ilave olacak ama bazı netleşmemiş kısımları netleştireceğim ve bazı konularda da geri adam atacağım.

***

Öncelikle en baştan şunu söyleyeyim:

Tempolu olarak çalışmaya başlamaya eylülün sonlarında yani okul ve dershane açılmış olduğunda başlarsınız. Çevrenizde herkes çalışmaktadır ve önünüze ödevler yığılmaktadır. Artık ders çalışmak sıradan bir şey haline gelir. (Böyle değilse ve ekimde hala yatıştaysanız vay halinize.) Ekim, kasım, aralık, ocak, şubat, mart. 6 ay. YGS. Sonra nisan ve mayıs, 2 ay. LYSler.

Buradan şunu çıkartmanız gerek.

1- Tempolu ders çalışabileceğimiz 8 ay var. Bu 8 ay konuların yetişmesi için yeter de artar. "Yani konular yetişmeyecek" diye bir düşünceniz olmasın. Çalıştığınız sürece bilin ki konular yetişecek. Fakat yatarsanız bu konuda söz veremem.

2- YGS'den önce 6 ayımız varken LYS'den önce sadece 2 ayımız var. (Aslında 80 gün, ama havalar ısındığı için daha verimsiz oluyor.) Buradan anlaşılıyor ki ilkokul ve 9.sınıf konularını kapsayan YGS'yi 6 ayda halledip 10, 11 ve 12'yi (ki 12 baba konular içerir), kapsayan LYS'yi 2 ayda yetiştirmenize imkan yok. Bunu unutun.

Buradan hareketle size kesin bir bilgi veriyorum: Eğer olur da bu 6 ayınızı %90 YGS ile geçirirseniz, okulda dersleri dinlemez, dershanenin verdiği LYS konularını sallamazsanız, yıl sonunda ağlayacaksınız.

Peki şimdi yaz tatilinin rolü ne?

Yaz tatili için "Günde 8 yatarım. 8 saat oyun oynarım / gezerim. 8 saat de ders çalışırım." diyip de bunu her gün uygulayabilen birine irade ödülü vermek lazım. Aşmış o kişi. Bir an önce Himalayalara çıksın.

Ben yaz tatiline daha çok "ekstra vakit" olarak bakıyorum. Yani zorunluluk değil hediye olarak düşünüyorum. Bu tatilde yapacaklarımız yıl içinde yükümüzü hafifletecek. Çok ağır bir ders yüküne gerek yok ama çalışsak iyi olur çünkü fayda faydadır. Hiç çalışmamaktan iyidir.

Ki çevremdekiler de öyle düşünüyor gibiydi. 11.sınıfta gittiğim dershanede Biyoloji hocam Türkçe çalışın demişti. 12.sınıfta yazın görüştüğüm Fizik hocama planımı söylemiştim ve o da onaylamıştı. Sonuç olarak ben sadece sözel (Türkçe ve Sosyal) çalıştım. Faydasını gördüm, keşke daha fazla çalışsaydım da dedim ki bunu hep diyorum zaten, şu anda bile "Ulen Fizik çalışayım da okuldaki derslerimi hafifleteyim." diyorum mesela. Ama burada kesinlikle varmam gereken yargı, bu sürenin ekstra bir süre gibi olduğu ve burada yapılan çalışmanın ne olursa olsun yararlı olduğu. Fakat öyle 8-10 saat çalışma yapmanın da insan iradesi için oldukça zor olduğundan "Yazın çalışmazsak veya az çalışsak herkes bizi geçer, asla açığı kapatamayız, yaz çalışmak içindir, it gibi çalışmalıyız." fikri gerçeği yansıtmıyor. Ama yazın çalışmak kesinlikle yararlı.

(Sayısallara göre) yararlarından biraz bahsedeyim:
* Tatilde işleyeceğimiz sayısal konularını muhtemelen başımızda bir öğretmen varken bir daha işleyeceğiz, ama yazın emeklerimiz boşa gitmeyecek çünkü bu konuları zaten bildiğimiz için sadece tekrar etmiş olacağız böylece konular üzerinde daha az vakit geçireceğiz.

* Tatilde işleyeceğiniz sözel konuları yıl içinde olacağınız denemelerde aktif rol almanızı sağlayacak. Yani sosyalden 30 boş yapıp matematiğe ekstra zaman ayırmanız gerçekçi değil, ama sözelleri bilirseniz gerçek sınavdaki gibi o sorulara vakit harcarsanız, tabii sözellerden neyi bilip bilmediğinizi de erken öğrenecekseniz. Tabii yıl içinde yapacağınız ve zaman kaybı olarak göreceğiniz sözel çalışmasını da es geçmiş olacaksanız. "Türkçe-Sosyal netlerim düşük imdaaat!" diye yaşayacağınız stres de azalmış olacak, veya tümden yokolacak.

* Tatilde işleyeceğiniz 12.sınıf konuları "korkulması gereken öcü konular" statüsünden çıkıp "tekrar edilmesi gereken konular" halini alacak. Okulda tekrar eder, sınavları da rahat rahat verirsiniz. Sonra bir de dershane LYS'den önce işler. (Biz de böyle oldu ama bazı dershaneler okul açılmadan işlemiş.) Fakat bu konularla ilk defa okulda karşılaşırsanız öğrenmeye çalışırken öbür çalışmalarınızı ihmal etmek gibi durumlar yaşayabilirsiniz veya öğrenemeyebilirsiniz ki bu konuları YGS'den sonra ilk defa öğrenmek size küçük çaplı bir şok yaşatabilir. Neyse bunları aşağıda detaylı anlatacağım.

Bir takım yararlar bunlardı.

Sonuç olarak söylemek istediğim şey, yazın çalışın, belli bir şeye çalışın. Yükünüz hafiflesin. Ama o kadar da dert etmeyin. 4 saat yerine 3 saat çalıştınız üzülmeyin. Ben 2013'te birinci olmuş arkadaşla görüştüm. Fatih reis bana çalışmaya ağustosta başladığını söyledi. Ha tabii siz ağustosta başlamayın da, o adam izmir fene gidiyordu. Çok da dert etmeyin yani. Ekstra süre olarak düşünün.

ASLA AMA ASLA AKLINIZDAN ÇIKARMAMANIZ GEREKEN PRENSİPLER

* Birinci prensip : HER GÜN ÇALIŞMALISINIZ

* Ders yılı içinde çalışma miktarınıza "Her gün tüm gün" derim, çünkü bu işin öyle "Haftada 3 gün 5 saat, 4 gün 4 saat." gibi pazarlığı olmaz. Sınav bu sene her şeyiniz olacak. Meslek edinmek kolay değil.

Fakat yazın için tüm gün demem de "Her gün" diyeyim. Her gün yapacağınız minimum bir buçuk saatlik çalışma bile 60 gün sonunda oluyor 90 saatlik çalışma. Yani hani diyelim her gün fiks 4 saat çalışıyorsunuz ama bir gün canınız çalışmak istemedi, o gün bir buçuk saat çalışın. Bir gün hiç çalışmazsanız, ertesi gün de canınız çalışmak istemeyebilir ve boş geçen bir haftanın sonunda "Aman ya, zaten dershaneye başlayınca işkence yapacaklar. O zamana kadar çalışmayayım." deme ihtimaliniz çok yüksek. (Ben dedim oradan biliyorum.)

Bu yüzden tembelleşmemek için HER GÜN ÇALIŞMALISINIZ...

* İkinci önemli prensip de şu: NİCELİK DEĞİL NİTELİK

Zaten çalışma miktarınızı saat saat değil, konu konu ayarlamanızı söylemiştim. Yarın şu konular öbür gün şu konular gibi. Haftaya hangi konular olacağını Allah bilir. Öğrencilerin sürekli düştüğü hata tüm ayı planlayıp, plan programlamaya zaman hevesli hevesli zaman harcadıktan sonra ertesi gün planı çöpe atmaları. Ben de yaptım oradan biliyorum :)) Başarı için plandan önce çalışmak şart arkadaşlar.

Peki neden nicelik değil nitelik? Kendimden küçük bir anekdotla anlatayım:

Geçende matematik sınavım vardı. Konular: olasılık, bağıntılar, fonksiyonlar ve kod teorisi. Çalışmak için 6 günüm felan vardı. Ben de her güne bir tanesini verdim.

İlk üç konuyu zaten liseden bildiğim için kolayca hallettim. Fakat dördüncü konu çok acı bir konuydu. Kitapta sadece 10 sayfa yer kaplayan bu konu, yani kod teorisi, öbürlerinden oldukça karmaşıktı.

İlk gün kitabı bir kez okudum. Hiçbir şey anlamadım.

İkinci gün kitabı ikinci kez okudum ama bu sefer sindire sindire okudum. Önce tanımları iyi bir not aldım çünkü ilk bir sayfada tanımlar varsa (örneğin w harfi mesajdır, c harfi ise mesajın kodlanmış versiyonudur.) geri kalan 9 sayfada tanımları kullanıyor, bir daha o tanımların ne olduğunu açıklamıyor. Tabii tanımları anlamak kolay fakat 9 sayfada 8-10 tanımı birbirine karıştırdığı için ve siz de konuyu anlamak için acele ettiğiniz için sizin de kafanız karışıyor. Tanımlardan sonra teoremlere baktım. Yalnız ilk okuyuşumda teoremlerin ispatlarına dikkat etmemiştim. Halt yemişim! Aslında o teoremler daha önceki bilgilerinizden zaten çıkıyor. Teoremlerin ispatlarını anlarsanız onları ezberlemenize gerek kalmıyor çünkü nasıl meydana geldiğini biliyorsunuz. Bu dediğim bilgi işinize yarayacak çünkü özellikle manyetizmada Bilmemne = bavul, bisküvi, mavi dolma, kırmızı salatalık, sirkeli lahana çorbası gibi bir yığın formülle karşılaşacaksanız. Bu formülleri konu testinde uygulamak kolaydır fakat deneme sınavında hangi formülü uygulayacağınızı bilemeyeceğinizden formülü ezberleseniz de bir şey farketmez. O yüzden konuların mantığını anlamak (tanımları bilmek, teoremleri mantığa oturtmak vs.) önemlidir.

Konu dağıldı, topluyorum. Hala son 2 sayfadaki bir takım yazılara anlamak verememiştim. Sınavdan önceki son gün birkaç zeki arkadaşla takıldım. Adamlar açtılar kitapları, okudular, benim ilk gün yapmayıp ikinci gün yaptığım şeyi yaptılar, tanımların ne olduğunu öğrendiler teorem ispatlarını dikkatlice okudular hatta görselleştirdiler. Ben konuları bitireyim diye acele ederlerken adamlar kuğul davrandılar. O son iki sayfayı da beraber inceleyip hallettik ve A'yı kaptık. (Buradan çıkarmanız gereken yardımcı düşünceler ise birlikten kuvvet doğar ve ayrıca zekâ iyi bir şeydir ama sınavda başarılı olmak için şart değildir. Ben de A aldım o konuyu bir günde halleden adamlar da.)

Sonuç olarak: Gördüğünüz gibi her konuya eşit miktarda süre ayırmayı planlamıştım ama öyle olmadı. 30'ar sayfalık 3 konuyu 1'er günde bitirirken 10 sayfalık bir konu 3 günümü aldı.

Buradan size söylemek istediğim şey şu:

Öncelikli hedefiniz konuyu öğrenmek olsun. Şu kadar test çözmeliyim değil, şu konuyu öğrenmeliyim diyin. Konuları günlere verin dedim ama bir konuyu bir günde baştan sağma okuyup bir kaç test çözüp o konuyu kapatmayın. Öğrenin. Öğrenmek için hangi kitabı okumalıyım, hangi videoyu izlemeliyim diye bakmayın. Konuyu öğrenmeden önceki planlarla vakit kaybetmeyin, harekete geçin. Eğer konuyu çalışmayı bitirdiğinizde hala anlamadığınızı düşünüyorsanız veya testleri çözemiyorsanız, bir daha okuyun. Gene olmazsa ilave kaynaklara bakın tabii.

Asıl hedef : Öğrenmek

Test çözmek değil, konu bitirmek değil, acele edip milletin önüne geçmek değil.

* Üçüncü prensip, olaya YGS-LYS gözüyle bakmayı bırakın. Sık sık "YGS-LYS dengesini nasıl kurayım, %40 %60 olsun mu?" şeklinde sorular soruyorum. Arkadaşlar bu konular 9-10-11-12 diye gidiyor. YGS-LYS değil. Size dershanede de bu sırayla gösteriyorlar. Orada napıyorlarsa onu yapın. Kimyacı tepkimeleri işliyor, yok bu LYS konusu ya diyip çalışmayı bırakmayın. Muhtemelen martın başında size artık YGS'de odaklanmanızı filan söylerler. O zamana kadar normal, olması gerektiği gibi çalışın. "Ben YGS'yi bi halledeyim de LYS'de gerisi gelir." gibi anlamsız triplere girmeyin. YGS'ye ekstra zamanlar ayırmayın.

* Dördüncü prensip: normal, sıradan uyku. Uyku olayı okul zamanı çok kafanızı yoran bir sorun haline gelecek. O zaman kadar size önerim sakın bu konuyla ilgili harekete geçmeyin. Normal uyuyun arkadaşlar. Yatakta ilk gözünü açtığınız vakitte uyanın. (gece tuvalete kalkmak hariç.) Bu 7-8 saat arası bir şeydir. (10-12 saat uyumayın tabii.) Alarm kurmayın, keyif (tembellik) uykusu da yapmayın. Uyku borcu diye bir şey var (az uyuyunca borç birikiyor evet) ama uyku alacağı yok yani uykuyu fazla uyuyarak depolayamazsınız. Ayrıca 8 saat uyku + 16 verimli saat, 4 saat uyku + 20 verimsiz, zombi gibi yaşayacağınız saatten iyidir.

ÇALIŞMA PLANLARI

Not: Tekrar söylüyorum önceki yazıyı da okuyun. Aynı şeyleri tekrar yazmayacağım.

En iyi çalışma planı: Gideceğiniz dershane tarafından uygun görülen dershane planıdır.
Adamlar size YGS'yi bitirin, yıl içinde YGS'yle fazla oyalanmayacağız derse kafanıza göre takılmayın yani.
Hocalar size özel olarak şunu şunu yapın derse ve bu kişilerin sizin durumunuzdan haberi varsa en doğru laf onundur. Ona göre davranın.

Ayriyetten ben önceki yazımda önemli bir hata yaptım. "Şunu yapın, en avantajlısı bu." dedim. Sözel + 12.sınıf gitmenizi söylemiştim.

Bir arkadaşımız 12.sınıf kimyasına çalışmış. Fakat müfredat değişmiş ve konuların sırasında bir değişiklik olmuş. Organik kimyada normalde konular Alkanlar, Ketonlar diye giderken bizim senemizde "Organik Bileşiklerin (ki Alkanlar ve Ketonlar organik madde oluyor.) isimlendirilmesi, yapı izomerliği, tepkimeleri diye ayırmışlar. Yani sayıları 1,2,3 diye tek tek incelemek yerine mantıklı olarak "Doğal sayılar", "Tam sayılar" diye incelemeye başlamışlar. Ben yeni müfredata göre kimyada neleri bitirmeniz gerektiğini yazmıştım, "adlandırmaları, izomerliği" bitirin yazmıştım ama arkadaş beni dinlememiş ve eski müfredata göre çalışmış. (O da haklı gerçi yeni müfredata göre video yok piyasada.) Doğal olarak kafası karışmış. O arkadaş sonradan bunun yararını gördü mü yoksa kafası karıştığıyla mı kaldı bilmiyorum ama bu sefer neye çalışacağınızı kendimce avantajlarını söyleyeceğim ve seçimi size bıracağım.

Ama şunu kesinlikle bilmelisiniz ki, neye çalışırsanız çalışın faydası olacak. Yıl içinde keşkeler başlayacak, "Ah şuna çalışsaydım." diyeceksiniz ama bu keşkeler hiç mantıklı değil. Elinizde belirli bir sistem olmadan, başınızda öğretmen olmadan çalışıyorsunuz, bu şartlarda sizin için mükemmeli cup diye bulmanız mümkün değil. "Ne öğrenirsem kârdır." mantığıyla hareket etmeniz en doğrusu olacaktır.

***

Planlara bakmadan önce söyleyeyim: illa sabit bir şeye bağlı kalmanız gerekmiyor. Ortaya karışık da yapabilirsiniz.

(Not: Aşağıdaki yazılar sayısallara yöneliktir. TMler için şuna çalışın diyemiyorum fakat "yük hafifletme" mantığıyla kendinize bir hedef bulabilir veya "YGS - Sözel" kısmında yazdığımın mantığıyla fene çalışabilirsiniz tercih sizin. Gerçi sayısalda eşit ağırlıktan daha fazla rekabet var, eşit ağırlıkçılar için fen, sayısalcılar için sosyalin önemli olması kadar önemli mi hiç bilmiyorum arkadaşlar.)

(Not not not: Aman bunu söylemeyi unutmuşum. Aşağıdaki yazılar ayrıca 12.sınıflar içindir. Mezun arkadaşların okumasına pek gerek yoktur. Arkadaşlar siz zaten 1 sene boyunca yeterli çalıştıysanız yapmanız gereken eksik olduğunuz konulara çalışıp deneme çözmek olmalı. 12.sınıfta 9500, mezunda 500. olan bir arkadaş bunu demişti. Ama yeterli çalışmadım diyorsanız aşağının 12.sınıflara yönelik olduğunu unutmadan kurduğum mantıktan bir şeyler çıkarabilirsiniz belki.)

YGS - Sözel

(Bunun TMlerde karşılığı fen olur herhalde. Gerçi TM'leri %5 etkiliyormuş fen, ne kadar önemli olur bilemiyorum. )

Şimdi arkadaşlar, öncelikle bilmeniz gereken şey YGS'de Türkçe'nin çok önemli olduğudur. Siz YGS-1 puan sıralamalarına bakıp "YGS Türkçe 2 puan, Fen 3 puan, Türkçe'ye gerek yok." dersiniz ama işte öyle değil. O puanların LYS'de etkileri farklı. Değişmediyse MF4'te Mat % 14 Türkçe %11 Fen %9 Sosyal % 6 etkiliyor. Gördüğünüz gibi sözellerin ve hele Türkçe'nin etkisi büyük.

Türkçeye öyle ya da böyle çalışacaksınız yani. O kadarrrr.

Ne yapacağınıza gelelim. Eğer bu yazıyı okuduktan hemen sonra günde 20 paragraf çözmeye başlarsanız ve bunu YGS'ye kadar aksatmadan yaparsanız 9 ay x 30 gün x 20 yani 5400 soru çözmüş. Bu da çok büyük bir rakam. Ben son ay gün de 200 paragraf sorusu çözerim demeyin. Çözemezsiniz. Fakat günde 20 tane çözerek ve bu işi yemek yemek, su içmek, gazete okumak gibi sıradan bir iş haline getirirseniz çok şey kazanacaksınız.

Bunu yaparken bir haftalık gibi bir vakit ayırıp da "Paragraf konu anlatımı" dediğim paragraf soru tiplerini anlatan bir yazı okumalısınız. Yardımcı kitaptan olabilir, video olabilir, ya da sırf google'a "Paragraf konu anlatımı" yazarak da bu işi halledebilirsiniz. Ama bu önemli bakın. Ne demiştik? Amaç öğrenmek. Kuru kuru paragraf çözmeyeceksiniz, önce ön bilgiye ihtiyaç var. Bunu yaptıktan sonra sitedeki "Paragraf Çözme Teknikleri"ne bakın.

Sosyale gelelim. Sosyal aslında çok aşırı bir önem arzetmiyor, sosyali az yaparak da makul bir başarı elde edebiliyorsanız. Ama dikkat edin az yaparak dedim, yüksek sıraları hedefleyenler bir 20-30 net yapmalı gene. Öte yandan şu da var ki sosyali hızlıca (20 dakikada) yapmak size zaman kazandırır ve boşlarınıza geri dönebilirsiniz. Veya sosyale sınavın bitimine 20 kala başladıysanız sosyali yetiştirebilirsiniz.

Eğer sosyale çalışırsanız kısa zamanda bitirebilirsiniz, çalışmazsanız sorular üzerinde uzun uzun düşünür ve kim milyoner olmak isterde yarışıyormuş gibi yaparsınız soruları. Felsefe çalışmış bir kişi paragraftaki "idealar dünyası" lafını görünce içinde Platon geçen şıkkı işaretleyiverir mesela. Çalışmayan kişi uzun uzun paragrafı okumakla uğraşır. Ki felsefe soruları her zaman yorum sorusu olmuyor, bilgi sorusuysa soruyu da yapamaz ve paragrafı okuduğuyla kalır. Aynı şey coğrafya ve tarih için de geçerli.

Sonuç olarak demek istediğim, sosyale çalışmanızın tek sebebi sosyalden yüksek net yapmak değil, aynı zamanda hız kazanmak.

"Ben konu çalışmadan test çözsem olur mu?" Bu soruyu duymamış olayım.

Peki yazın Sosyal çalışmalı mıyız? Yani bence yıl içinde er geç sosyal çalışacaksınız. Buna garanti gözüyle bakıyorum. Fakat YGS'de diğer bölümlerde çok zaman kaybedip sosyale hiç bakamama ihtimaliniz var. Fakat hiç bakamam diye hiç çalışmamak gibi bir riski almaya hazır mısınız gerçekten?
Garanti çalışacaksınız, peki okul zamanı YGS + 12.sınıfla uğraşırken mi sosyalle uğraşmak daha mantıklı ? Yoksa yazın mı? Bence yazın.

Peki yazın Türkçe çalışmalı mıyız? Evet, kesinlikle. Yukarıda dediğim 20 paragraf olayını ve paragraf konu anlatımı olayını mutlaka yapın. Ama belki dil bilgisine sonra da çalışabilirsiniz.

Önemli not: Paragraf çözerken okuduğunuzu anlayıp yüksek net çıkarmak ilk hedefiniz olsun, fakat netler yükseldiği takdirde aynı sosyal için söylediğim gibi Türkçe'de de hız kazanmaya bakın. Ben Türkçe + Sosyali 60 dakikada bitirdim YGS'de, eğer 130-140 net gibi bir şey hedefliyorsanız sizin de bu dersleri bu ayarda bir sürede halletmeniz gerekecek.

Ders ders incelemeyi de önceki yazıdan okuyun arkadaşlar.

TEMEL İNŞA ETMEK

Bu kısmın bu yazıyla bir alâkası yok. Amma illa buradan bir soru gelecek. O yüzden yazma gereği duydum.

"Sayın Azimliyazar,

Benim temelim yok. Napmalıyım?

İyi günler"

Temelim yok nedir arkadaşlar ? Bence çok ucu açık bir soru. Ben bunu şöyle yorumluyorum:

"Ben üniversite kazanmak istiyorum, veya kazanmak istediğimi sanıyorum. Fakat ilkokulda/lisede hiç çalışmadım. Şu anda bana çalışın dediler ama önümde bir dünya konu var. Hangisine başlasam eksik kalacak. Hiçbirini anlayamayacağım. Çünkü temelim yok!! Geçen yıllarda çalışmadım diye şimdi de artık çalışsam da benden bir şey olmaz. En iyi biri beni çok iyi yönlendirsin. O çalışmadığım yılları telafi etmem sağlansın. Sonra başlarım çalışmaya..."

Tabii benim bu yorumum biraz kaba oldu. Ama bu soruyu alınca düşündüğüm bu, kusura bakmayın. Zaten bu anlama gelecek şekilde "Temelim yok." diyenler "Dersleri temelim olmadığı için anlamıyorum." değil de "Dersleri temelim olmadığı için anlayamayacağımdan korkuyorum." şeklinde iddialarda bulunuyorlar. Bu da düşüncemi destekliyor.

Fakat şöyle bir yorumum da var:

"Bakkalın oğlu ilkokulda çalışmıyordu, sonra birden doktor oluverdi. İnternette eskiden hiç çalışmayıp da sonradan açılan insanları görüyoruz. Ben de onlar gibiyim, biraz araştırayım bakalım nasıl oluyormuş. Evet benim temelim yok, nasıl oluyor?"

Böyle bir anlam da olabilir tabii. Ha bir tane daha var:

"Temelim yok ne yapmalıyım. Ama bunu sorarken aslında duymak istediğim şey: 'Çok çalış, kafana takma, yapabilirsin.'"

Neyse ben cevabımı vereyim:

Bak temeli olmayan kardeş;

Eğer lisede çalışmadığını iddia ediyorsan:

Sen 9 ve 10'a çalışmadın diyelim. Ve ben çalıştım.

Ama bilmen gereken bir şey varki ikimiz de hala bu konulardan sorumluyuz. Sen de çalışacaksın ben de.

Lise konularına çalışırken ayrı bir şey yapmana gerek yok yani.

Sen çalışmaya başla, zaten o "temelin olmadığı" kısımları da kendin çalışarak halledebilirsin.

Bazı arkadaşlar da derslerin birbirlerini bağladığı sanıp kuruntu yapıyorlar, önce 9'u bitirmeliyim diyorlar.

Bu hem doğru hem yanlış. Bir kısım bağlantılar var evet. Fonksiyonlar polinomları bağlıyor diyebiliriz mesela. Ama bağlantılar genelde oldukça temel düzeyde, örneğin fonksiyonların bir sürü türü (birebir, örten vs.) varken, fonksiyonların tersi alınabiliyorken polinomlarda böyle özellikler yok. Sadece polinomun fonksiyon gibi x'in üzerine hesaplamalarla ortaya çıkan bir y değeri olduğunu (Örneğin 3P(x) = 6x , P(x) = 2x diyebiliriz) ve P(x) = x + 5 ise x'e 2 verip P(2) = 7 diyebileceğimizi bilmemiz yeterli. Ben fonksiyon sınavından 58 almıştım ve yılın son sınavıydı. 12.sınıfa kadar bir daha fonksiyonlara çalışmadım fakat 10.sınıfta polinom sınavından 90 almıştım.)

Madem bu rehber için beklentiler büyük ben de son bir işsizlik yapıp mebin matematik müfredatını inceleyeyim ve durumu bir açıklığa kavuşturayım.

Bu güncel hali:

9.Sınıf Matematik

Kümeler,
Birinci Dereceden Denklemler,
Eşitsizlikler,
Üslü ifadeler ve denklemler,
Fonksiyonlar.

Bu sanırım sizin sorumlu tutulduğunuz eski hali:

Mantık,
Kümeler,
Bağıntı, Fonksiyon, İşlem,
Sayılar, Bölme Bölünebilme filan
Modüler Aritmetik,
Birinci Dereceden Denklemler,
Basit eşitsizlikler,
Üslü ifadeler ve denklemler,

Mantık. 9.sınıfta pat diye gösterilip öğrencileri neye uğradığına şaşırtan ve neredeyse YGS'de bile çıkmayan ne idüğü belirsiz bir konu. İleriki sınıflardaki hiçbir konuyu bağlamıyor. Yalnız V ve N'nin özellikleri kümelerdeki kesişim ve birleşime benzediği için kümeleri bağlar diyebiliriz belki.

Kümeler ileriki hiçbir konuyu bağlamıyor. Sadece doğal sayılar kümesinin ne olduğunu bilin. :) Yani ilkokul bilgisi yeterli.

Bağıntı, İşlem. hiçbir şeyi bağlamıyor. Hatta işleme sadece YGS'de önce biraz baktım. 9.sınıfta işledik mi onu bile hatırlamıyorum, işlemedik sanırsam.

Fonksiyon, yukarıda dediğim gibi aynı mantık polinomlarda da geçtiği için önemli olabilir. Sonra bir daha 12.sınıftaki özel tanımlı fonksiyonlara kadar fonksiyon benzeri bir konuyla karşılaşmadım. Belki buna bağlıyor diyebiliriz ama.

Modüler aritmetik, hiçbir şeyi bağlamıyor. 9.sınıfta kapattığımız konuyu YGS'den önce bir daha açtık işte.

Sayılar, bölme bölünebilinme. Bildiniz! Bağlamıyor.

Üslü ifadeler, birinci dereceden denklemler ve basit eşitsizlikler. Bunlara bağlıyor diyebiliriz. Ama şöyle bağlıyor; bunlar zaten ilkokuldan bilmeniz gereken şeyler. Sizin zaten birinci dereceden denklem çözüyor olabilmeniz lazım. 2x = x + 5. Sonra x'i sola atarız ve x = 5 olur. Hah işte bu. Eğer bunu çözemiyorsanız zaten 3 sene matematik okumaya nasıl tahammül ettiniz ben akıl erdiremedim :) Bu 3 konu öyle çok bir şey vaadetmiyor, eğer üslü ifadelerde iki üslü ifadeyi çarpanken tabanlar aynı ise üsleri toplamayı biliyorsanız bunlara çalışmadan da türev yapabilirsiniz. Çünkü bir sayının türevinin alırken yaptığınız şey örneğin sayı x^5 ise (x üzeri 5) 5'i başa katsayı olarak atıp üsten bir eksiltiyorsunuz yani yeni sayı 5x^4 oluyor. Bunu yapabilmek için üslü sayı çözmeye günler harcamaya gerek var mı sizce? İsterseniz bir konulara göz atın. Fakat kafayı üşütüp "Ben temeli halletçem!!" diyip 3 ay tatilinizi bu 9.sınıf konularına harcayıp daha sonra da dershanede de aynı konulara bir daha çalışmayın, çok büyük zaman kaybı.
Ki YGS'de çıkan soru şu: (2011 sorusu) |-1 -3| + |-2 +4| = ? ...................

Bir başka mevzu ise problemler. Problemler 9'da yok. 10'da yok. 11'de de yok. Fakat YGS'nin çeyreği problemler. Çünkü ilkokulda var. Ve problemler liseyi bağlamıyor. Problemler sadece YGS'den 2 ay önce çalıştığım "Devlet baba istiyorsa öğrenelim." tarzı bir konu oldu. Ve problemler de paragraf soruları gibi, belli soru tiplerine çalışıyorsunuz o kadar.

Ne demek istediğimi açık ettin sanıyorum. Eğer temelinizin olmadığını iddia ediyorsanız, bunu hiç çalışmadan değil, çalışırken farkedin ve gereğini yapın. Çoğu konunun kökü önceki lise yıllarından değil ilkokula dayanır. sin30'u görünce bön bön baktıysanız bunun sebebi 10.sınıf trigonometrisine çalışmadığınız için değil 8.sınıf trigonometrisine çalışmadığınız içindir. Her şeye en baştan başlamak yerine, yani "temel atacağım!!" kuruntusuyla YGS'den başlayıp LYS'ye gitmek yerine eksiklerinizi tamamlamaya bakın. Örneğin ben 12.sınıfta Özel Tanımlı Fonksiyonlara çalışırken Fonksiyon bilgimin iyi olmadığını farkettim ve videomu açıp fonksiyonlara çalıştım. Atıyorum kimyasal denge çalışırken kimyasal tepkimeler konusunda eksiklerinizin olduğunu farkettiniz (bunu nasıl farkederiz derseniz eğer bir çözümlü soruyu 3-4 okuyuşta anlamadıysanız, veya size anlaşılmaz gelen ifadeler varsa demek ki kaçırdığınız bir nokta vardır) gidin o kimyasal tepkimelere çalışın. Az eksiğinizi tamamlayacak kadar göz gezdirin. Hiç bilmiyorsanız baştan işleyin ama sonra toptan 9.sınıf kimyasına başlayıp her şeyi bitirmeye çalışmayın, gidip de gereksiz şeylere çalışmayın, aristonun elementlerini felan ezberlemeyin. Ha en baştan işlesek ne çıkar derseniz en baştan gösterecekler zaten dershanede, ben diyorum ki şu an gerek yok zaten az buz biliyorsanız. azimliyazar.blogspot.com


Not: Yalnız geometride üçgenler, çokgenler, açılar, çemberler vs. bağlantılı olduğu söylenebilir. O istisna, ondan aşağıda bahsedeceğim. Ama öbür derslerde aşırı bir bağlantı olduğunu düşünmüyorum. Örneğin 10.sınıfta biyolojide oldukça başarısızken hatta ikinci dönem karne notum 3'ken 11.sınıfta 5 getirmiştim.

Lisede "temeli olmayanlar"dan bahsettik. Peki ya ilkokulda da sorun varsa? Blogu açarken bu soruyu cevaplamaktan kaçındığım için "SBS'de 380-475" arası yapanlar okusun demiştim. Benim bu durumda olan arkadaşlara hayrım olmaz diye düşünüyordum. Ama şu an söyleyebileceğim birkaç şey var. Bu dönem üniversitede çok zorlandığım bir ders vardı adı "Ayrık Matematik". Bu dersin bölümünde sürekli setler ve özellikleri kullanılıyordu ama ben ne "set"in ne olduğunu biliyordum ne de özelliklerini. Tüm kitabı üstünkörü okuyarak finale girersem asla iyi not alamazdım çünkü mantığını anlayamamış, ezber yapmış olurdum. Benim "temelim" eksikti. Ben de google'a "set" yazıp çıkanları okudum. 5 dakika sonra aslında ilkokul ikide işlediğimiz "Kümeler" konusunu okuduğumu farkettim. Güldüm :)

Sorun ilkokuldaysa sorun yok demektir arkadaşlar. Hep lisenin ilkokuldan zor olduğuna yakınırız di mi? Bunun nedeni ilkokulda tanımları ya da doğrusu kesin ve bariz olan şeyleri öğreniyorduk. Hoca kümeler diyordu, biz de maymunlar kümesi çiziyorduk. "Uçan maymunlar" kümesi diyince boş küme çiziyorduk. (Hoş, ben ise kocaman bir yuvarlak çizip içine kanatlı maymun çizip uçurtuyordum.) Bu kümeleri hatırlamak içinde benim yaptığım gibi internetten beş dakika göz gezdirmek yetiyor. Hiç bilmiyorsanız 1 saat diyelim, ama gidip de ilkokul sıralarına dönmenize gerek yok. O zamanki küçük çocuktan daha zeki ve okumaya daha mecbursunuz. Kısacası ilk 5 senede bir şey yok. Sonraki 3 seneyi ise YGS-LYS videolarında kapsanıyor. Yani "Benim temelim eksik, ben ilkokuldaki şu konuyu hatırlamıyorum." diyemessiniz. Ha eğer o ortaokul konularını kapsayan YGS videoları zor geliyorsa SBS videolarını izlemekte bir mahsus görmüyorum. Amaç öğrenmekti, hatırlıyorsunuz değil mi? İlk 10 bine girenlerin bir çoğunun ilkokulda dersleri hep 5 idi. Siz bu kişilerin 8.sınıfta gördükleri göz, kulak, burun, boğaz ünitelerini hala sular seller gibi hatırladığını mı sanıyorsunuz? Öyleyse yanılıyorsunuz. Hepsi 12.sınıfta yeni baştan öğrendi.

EKSİKLERİ KAPATMAK 

Soru cevap bölümünde bir arkadaş "Siz 12.sınıf önermişsiniz ama benim geometrim zayıf. Ben yazın geometri çalışmayı düşünüyorum." demişti. Ben de hak vermiştim. Bence "Ben YGS Sayısal çalışacağım." diyip her şeye yeniden başlayıp bildiğin/bilmediğin her şeye çalışmaktan çok daha mantıklı. Özellikle Geometri ve Fizik çalışmak. (Öbürleri bir şekilde halledilir.) Geometride 9, 10, 11'in birbirini bağlıyor. Ayrıca geometrinin "görme dersi" olduğunu söylerken. Bence görme değil de daha çok pratik gerekiyor. Bol soru çözdükten sonra çözdüğünüz soruları eski sorularla bağdaştırıp "Aha burada şu var!" , "Aha bu x konusunun sorusu!" şeklinde tepkiler verebiliyorsanız. Eğer geometride zayıf olduğunuzu düşünüyorsanız bu zayıflığını yazın yenmek için uğraşabiliyorsiniz. Fizik için de aynı şey geçerli. Öbür yazılarımda fizikte çok zayıf olduğumu ve bu zayıflığımı yenmek için aynı anda 5 kitap çözdüğümü söyledim. Konu anlatımlarına defalarca çalışıyordum (optiği 5 kez izledim) her izlemeden sonra bir kitabın o konudaki testlerini çözüp öğretmenime soruyordum. Ve işte asıl anahtar nokta burası:

* Eğer zayıf olduğunuz bir derste eksiklerinizi kapatacaksanız ve hele bu dersler geometri ve fizikse mutlaka soru sorabileceğiniz birine ihtiyacınız var arkadaşlar. İmkanınız varsa soruları biriktirdikten ve hepsini önünüze koyup 1-2 kez daha çözmeyi denedikten sonra ( tabii denemeden önce konuyu da tekrar etmelisiniz) başarılı olamassanız bir hoca tutun veya bir etüt merkezine filan gidin. Buna durumunuz yoksa.. vallahi o kısım için bildiğim (forumlarda sürünmek dışında) bir çözüm yok. Benim Türkçe sosyal çalışmamın bir sebebi de bu zaten, sosyal ezber, babam da Türkçe öğretmeni :) ( Ha ama soracak adam bulamazsanız çözmeyin demiyorum, eğer konuları gerçekten kendinizi eğitmek ve öğrenmek amacıyla işlerseniz mutlaka yararı olacaktır. Sorularınızı dershane/okul açıldığında da sorabilirsiniz.)


YGS - SAYISAL

Yukarıda bu konudaki görüşlerimi açık ettim aslında. Ben yaza "yük hafifletmek" gözüyle baktığım için zaten dershaneye ayak bastığım anda gösterilecek konulara çalışmazdım, çalışmadım da. Burada benden daha başarılı olan arkadaşlarım 11.sınıftan YGS'yi bitirip 140 nete çekmişler. Fakat şu var ki bu kişiler başarılı olmanın yanı sıra daha sabırlılar da, adamlar 12.sınıfta YGS'yi de LYS'yi de ihmal etmemişlerdir. Fakat şunu bilin ki YGS'ye sıradışı önem verip LYS'de patlama durumunuz var ki bunu yaşamak istemezsiniz.

Bence eksikleri tamamlayıp bir takım lys konularına (benim tercihim yine 12) çalışıp yıl içindeki yükü hafifletmek daha mantıklı ama yine söyleyeyim YGS çalışmak istiyorsanız çalışın, yine hiç yoktan iyidir. Mantık: "Ne öğrenirsem kâr." Sadece LYS'ye YGS'den daha fazla vakit ayırmanız gerektiğini bilin de.

"Ben hangi dersin hangi dersle bağlantısının olduğunu anlamakla uğraşmak istemiyorum." veya "Yazın senin önerdiğin gibi 12.sınıf çalışmaya çalıştım ama yeterli olmadığımı gördüm." diyip illa en baştan başlamak istiyorsanız ve dershanedeki seviye tespit sınavları sizin çok önemliyse, YGS'ye başlayın, size illa yararı olacaktır. Ama böyle yaparsanız birkaç nasihatım olacak:

* Zaten bildiğiniz konular üzerine aşırı derece vakit harcamayın. "Biliyordum zaten, tam öğreneyim demeyin." Neden böyle diyorum? Çünkü zaten bildiğiniz konu üzerine test çözmeniz kolaydır. Sadece bilgilerinizi kontrol edersiniz. Yeni bir şey öğrenmezseniz. Dolayısıyla böyle yaparsanız yeni bir şey öğrenmenin yanında getirisi azdır. Ama yok değildir.

* Dershane açılınca ve size yazın gösterilen konular gösterilmeye başlayınca o konuları zaten bildiğiniz için o konulara aşırı derecede "kasmak" yerine, birkaç test çözün baktınız sorun yok 12.sınıf çalışın. 12.sınıf sınavları gelince muhtemelen LYS işliyor olursunuz, işte o zaman okul sınavlarına çalışmak yerine dershanede gösterilen LYS konularına çalışıyor olursanız.

YGS'yi yabana atmayın dedim ama söylemeliyim ki olup olabileceğiniz en balon sınav. Ben önceki yazılarımda Mart gibi YGS'leri kitapçık şeklinde alıp deneme olmanızı söyledim fakat yine de kendinizi rahatlatmak için sorulara şimdi bir gözden geçirip neyle karşı karşıya olduğunuzu bilin. Bununla ilgili eski yazılarımı okuyun, özellikle "Çıkmış Sorular Hakkında" isimli yazımı.

Ev Ödevi: YGS'yi aşırı derecede önemsemenin neden zararlı olduğu konusunda bir google taraması yapın. Sınava girmiş kişilerin yorumlarına bakın. Benim söylediklerimin aksini söyleyeceğini zannetmiyorum.

YGS - 12.Sınıf 

Benim öncelikli önerim buydu. Bu yazıyı tekrar yazmamın sebebi de benim dediğim gibi 12.sınıfa çalışıp ağzı yanan bir arkadaş.

Ben yazın 12.sınıf çalışmadım, fakat çalışmadığım halde bunu size önerdim.

Nedeni okulda arkadaşlarım dershaneden 12.sınıf konularını öğrenmiş derste yardırıp sözlüleri kapıyorken ben aval aval bakıyor olmamdı. Okuldan da fazla bir şey anlayamıyordum, ki bu öncelikle benim hatam. Ama şu bir gerçek ki önceden birazcık okumuş veya çalışmış olsaydım her şey çok daha farklı olurdu. Biyolojiyi son hafta çalıştım, sınavdan da pek yüksek alamadım. Kimyayı kurban bayramında halledip yüksek aldım. Hatta bayağı abarttım ve en yüksek ben aldım, hoca şaşırdı çünkü sessiz sessiz oturup dersi takip eder gibi yapıyordum, sınava kadar bir kez tahtaya çıkmamışımdır. Mat da aynı şekilde son hafta. Geometride hocanın soru sorduğu kitaba bakıp şıkları ezberledik. Fiziği dershanede işledikleri için sorun olmadı. İlk sınavları şöyle böyle notlarla atlattık ama okul sınavlarına çalışırken dershanede işlediğimiz konular yarım kalıyordu. Bunun yanında sınavların getirdiği stresten bıktım ve üçüncü ve son sınavlar geldiğinde eşinden dostundan heyet raporu alan arkadaşlarıma özenip ben de normal doktor raporu aldım. LYS'ye bir ay kala kullanacağıma şimdi kullanayım, LYS'ye bir ay kalınca da heyet raporu alırım diyordum. Alamadım ve tıpış tıpış okula gittim. (Bu yararlı oldu aslında, sınıftan benden başka kişi yoktu.) Özetle 12.sınıf konularını okulla beraber yürütmek (dershane de pek yardımcı olmuyordu) fazlasıyla zordu. Bu yüzden size 12.sınıfa çalışmanızı önerdim.

Bir arkadaş yorum olarak bunu yazmış:

"Ben de 12. Sınıf çalıştığım için pişmanım. Ben çalıştıktan sonra hoca bi daha limiti anlatti kafam karmakarışık oldu. Türeve çok çalışmadim. Kimyayi çalışmıştim ama konu siralamasi her yerde bi farklı olduğundan hemen unutulacak , en gereksiz olan yerlere calismisim. Şu an hiçbirini hatırlamıyorum. Siniftakilerle ayni zamanda öğrenmiş gibi oldum şu an. Okul hocasiyla kendi çalışman bir olmuyor. Haftalarca boşuna vakit kaybettim. Bence kendinizin denemedigi bir sistemi baskasina onermeyin. Sırf sizi dinlediğim için haftalarim çöpe gitti. Görünüşte mantıklı gözüken şeyler tecrübe edilince çok farklı sonuçlar doğurabilir. Bundan sonra mümkün olduğunca hocalarimi dinleyecegim. Tabi ki sizin yazilarinizdan kullandığım ve faydali bulduğum öneriler oldu. Ama dedigim gibi yapmadığıniz şeyleri onermeyin. Bunun gibi yine baska birisini dinledim o da kendisi yapmadan öneride bulunmuştu 500. Olmuş ama kendisi daha önce denenmemis , kendisinin de denemedigi şeyleri tavsiye ediyordu. Bosuna kendimi onun dediklerini yapmak icin yordum haftalarca çalıştım. Hocalarimi dinlemeseydim ve yol yakinken ( en az bir ay harcadim ama ) bu yöntemleri birakmasaydim şimdi halim nolacakti bilmiyorum. Zaten hocalari dinleyince hizlica yükselişe geçtim. Şu an halimden gayet memnunum. Umarim kimseye denemediginiz bir şeyi tavsiye etmezsiniz bir daha"

Şimdi arkadaşlar burada iki sorun var. Birincisi yukarıda yazdım ama tekrar söylüyorum: "Dershanede size uygun bulanan sistemi uygulayın, adamlar söylüyorlar ki sonra ona göre bir şeyler işleyecekler. Ki zaten benim önerilerim yazın, okul ve dershane açılmadan önceki "kendi kafanıza göre takılma" dönemini kapsıyor. Okul zamanı yazdığım yazılara bakın, hiç "şuna çalışın" dememişimdir. (Eğer dershaneniz size yaz için komut verdiyse onu uygulayın tabii.) Biz dershanede 12.sınıf işlemedik, dolayısıyla zorlandım ben bayağı. Ayrıca kimyada konu sırası değişik olsa da anlatılanlar aynı. Fakat ne kadar mırın kırın etsem de arkadaşın haklı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. İlk defa bu konuları görüp duyan birinin kafasının karışması normal. Sadece limit ve organik kimyayla 3 ayı nasıl geçirdi onu da bilmiyorum ama olur da dershane size 12.sınıfla ilgili önceden hazırlık yaptıracaksa veya okulunuza güveniyorsanız veya günlük çalışabilen biriyseniz ve okulda dersler başladığı anda çalışacak biriyseniz ve şimdi 12.sınıfla kafanızı karıştırmak istemiyorsanız tamam 12.sınıf çalışmayın. Yok hayır ben 12.sınıftaki yükümü hafifletmek istiyorum diyorsanız en azından biraz bakmanızı tavsiye ederim. Geçenki yazıma şu konuları yazmıştım, yine tekrarlıyorum:

Biyoloji: Sindirim, solunum, dolaşım. Dolaşım sisteminin/yolunun haritasını çizip bir yere yapıştırıp her gün bakarsanız iyi olur derim. (Not: Bunlar YGS'de de çıkıyor.)
Kimya: Adlandırma, izomerlik. Normalde pek kitap önerisi yapmam ama Palme Organiği (Dikkat! Palme 12.sınıf değil) kullanmıştık biz sınıfça. Sırf organik içerdiğinden ve konular da adlandırma, izomerlik, tepkimeler diye gittiğinden işinize yarar. (Hadi iyisiniz yine köftehor Palmeliler sizi...) Ama mantığı anlamak için yine videolar şart. Adlandırma ve izomerliği bitirdikten sonra alkan, alken, alkin tepkimelerine de başlayabilirsiniz dilerseniz.
Not: Eğer yukarıdaki arkadaşın yaşadığını yaşamak istemiyorsanız kimya çalışmayın ne diyeyim. Ama konuları (2.kez) verdim ve ekstradan kitap da önerdim. Sorun yaşayacağınızı zannetmiyorum, yaşarsanız mesuliyet kabul etmem :))
Matematik: ÖTF, Limit, Türev. Üçü de kolay. Yalnız limitin ilginç bir mantığı var. O mantığı blogta biraz anlatmıştım sağdaki arama kutusundan limit diye aratırsanız bulursunuz. (Aynı zamanda "Türev tanımı" diye de aratın.) Limit ve türev tanımının mantığını çok iyi anlamalısınız. Mantığını anlamadan da soru çözebilirsiniz ama sonra biri ikinci kez anlatırsa yukarıdaki arkadaş gibi "kafam çok karıştı" diye ortada dolanabilirsiniz. O yüzden defalarca söylediğim gibi amacınız mantığını anlamak olsun, özellikle bu iki konuda.
Geometrinin uzaylı konusu saf LYS konusu, öbürü de katı cisimler. Geometriye çalışmaya pek gerek yok. Fizik için de aynı şey geçerli. Yukarıdaki 3 dersin konuları daha öne çıkıyor, daha zorlar, daha önemliler.

11.Sınıf Tekrarı

Bu da gayet mantıklı. Bunu 3 ay yapmayın tabii de en azından 11.sınıf konularını biraz tekrar ederseniz LYS'den önce rahatlarsınız çünkü büyük bir kısmı YGS-LYS arasına sıkışıyor. Kimya, biyoloji, matematik, fiziğin de büyük bir kısmı ve geometrinin ufak bir kısmını YGS-LYS arasında işledi bizim dershane, ben 11.sınıfta sağlam çalıştığım için rahat ettim. Eğer 12.sınıfı da yazın çalışmak istemezsiniz 11. Sınıf tekrarı bence önemli çünkü hem bu saydığım konuları hem de 12.sınıfı YGS-LYS arasındaki 2-2.5 aylık kısa dönemde öğrenmeye çalışmak istemezsiniz. (Hatırlıyorum da ben LYS-1'de matriks sorusunu yanlış yaptım :)) 11. Sınıf diğerlerine göre kolay olduğu için zorlanmazsınız da. Bilgiler tazeyken bir tekrar daha iyi olur. Yalnız tekrar söylüyorum bunu ilave olarak yapın, eğer 11'de iyi çalışmışsanız direkt buna 3 ayı vermek mantıksız.

***

Özetle size yapabileceğiniz muhtemel çalışma programlarını verdim. Sizin amacınız bu süreçten yarar sağlamak olsun. Öğrenin, mantığını kavrayın. Rahat olun konular yetişecek. Kimsenin de gerisinde kalmadınız. İsterseniz bu çalışma programlarını hocalarınıza okutun, veya okutmayın ama yetkili birilerine mutlaka danışın. Sonra da kendi durumunuzu göz önünde bulunarak ortaya karışık bir şeyler yapın.

Çalışmaya bir ayı planlayan bir çalışma programı yaparak değil, çalışarak başlayın.


KAÇ SAAT ÇALIŞAYIM / KAÇ SORU ÇÖZEYİM?

Soru çözmeyle olmuyor ciğerim, öğrenmekle oluyor. Soru hesabını tutmayı erkenden bıraktım. Günde 400 soru çözüyorum diyenleri de hunharca geçtim. Sen kaldırma kuvvetinden 400 soru çözüp o konuda usta olursun, ben 100 çözer, çok zor ve karışık soruları çözemediğim halde mantığını kaptığım için "bu konu oturdu" diyip bırakırım. YGS'de çıkan soruya ikimiz de güleriz ve saniyelerimizi alır. Fakat ben 1 Türkçe fazla yaparım ve kazanan ben olurum. Bu işler böyle, en azından YGS'de. (Sakın şimdi böyle dedim diye konu testlerinde bir dolu yanlış yapıp ve boş bırakıp o soruları "mantığını kaptım" diye çözülmemiş bırakmayın ha! O sorular sorulacak!!!)

Kaç saat çalışacağınıza gelince, bu sizin iradenize kalmış. Amaaaa

Bir anda işe 8 saatle başlamayın. Sıkılırsınız. Yorulursunuz. Bence ilk gün 1.5 saatle başlayın. Ertesi gün 2. Sonraki ilk haftada fiks 3 saat iyidir. İlk bir hafta günde 3 saat çalışın yani, ne eksik, ne fazla. Sonraki hafta duruma göre 4. İlk iki haftadan sonraki haftalar alışmaya başladığınız için daha da arttırabilirsiniz. Böyle kademe kademe ilerleyin dememin nedeni, ilk gün 8 saat çalıştıktan sonra ikinci gün artık o kadar istekli olmayacağınızı biliyor olmam. Yaşadık yani :)

Not: Aşağıda bir arkadaş ben zaten 6-7 saat çalışıyordum, azaltayım mı diye sormuş. Hayır tabii ki de. Ben hiç çalışmayanları düşünerek yazdım. Oturmuş bir sisteminiz varsa ona uyun.

***

DİKKAT DAĞITICILAR

"Bu Yolda Vermeniz Gereken Ödünler" isimli yazımda bırakmanız gereken "dikkat dağıtıcılar"dan bahsettiğim. Bunlar aklınızdayken ders çalışmak zulümdür. Yazın daha da aktif olurlar. Ama bence bağımlılık yapmıyorlarsa yazın temelli bırakmak gerekmiyor. Tutup da "World of Warcraft" filan oynamayın tabii. Ama bilgisayara karşı günde 1-2 tane maç atmanın çok da zararı olmaz. Veya günde 1-2 bölüm dizi izlemenin. (Tutup da koca sezonu bitirmeye kasmıyorsanız.) Dershane/okul açılıp tempo artınca bunları bırakacaksınız.

Yalnız ders çalışırken mesajlaşmayın lütfen. O ne öyle. :/ Sınıfta bir kız vardı, önündeki sorunun bir cümlesini okuyup bir mesaj çekiyordu. Bir testi bitirene kadar sevgisiyle küsmüş, barışmış, sinema için randevu almış oluyordu. Kızlar kusura bakmayın da bazen abartıyorsunuz.

Bu yaz aylarında en büyük dikkat dağıtıcı, şüphesiz ki sıcaklar. Bunu önlemenin yolu klimalı bir yerde çalışmak. Şehir kütüphanesinde klima varsa oraya gidin. Hem çevrenizde herkes sessizce okumak/çalışmakla meşgul olduğu için siz de orada normal olarak yapmanız gereken işin "çalışmak" olduğunu kanıksarsınız ve daha verimli çalışırsınız.

Zaman yönetimiyle ilgili yazımda bahsetmiştim, dolu ve karışık bir masa da bir dikkat dağıtıcıdır. Masanızı boşaltın. Test kitabı, kalem, silgi olsun. Yanında en fazla o dersle ilgili notlar olsun. Laptop felan koymayın masaya.

***

Yazı bu kadardı, umarım beğenmişsiniz.

Görüşmek üzere!