Gürültüden Çalışamayanlara Alternatif Çözüm (Güncellendi)

Güncellendi: Aşağıdaki tıkacı ben uyumak için hala kullanıyorum fakat ders için biraz para kıyıp kulak üstü iş güvenliği kulaklığı" almanızı öneririm. Kulak üstü de sesi bir yere kadar keser ama en azından "keser ve daha iyi odaklanırsınız.

Takma videosunu da güncelledim.

Bu arada aynı sünger kulak tıkacını defalarca kullandım, hatta temizlemedim çünkü temizlenince kulağa geri sokamıyordum. Üzerinde bakteri üremesin diye buzdolabına falan koyuyordum, işe yaradı mı bilmiyorum. Herhangi bir hastalığa yol açmadı. Fakat çok sık kullanınca kulakta uğuldamalar çıkmaya başladı. O yüzden haftada 2 kere falan bununla uyudum.

*

Uykum çok hassas, bir de yurtta kaldığım için sürekli ses duyup uyanmaktan şikayet ediyordum. Bu soruna tesadüfen bir çözüm buldum. Nasıl daha önce aklıma gelmedi, 12.sınıfta da kullansaydım keşke diye hayıflanmaktayım şu an.

KULAK TIKACI!

Birkaç gündür kullanıyorum. Birkez gece yatarken kullandığım oldu ama genellikle öğle uykularında kullanıyorum.

-Yan odadan gelen sesleri kesiyor.
-Oda arkadaşımın horultularını kesiyor. :D
-Buzdolabı gibi ıvır zıvır sesleri kesiyor.

İnsan sesini kısıyor, müzik sesi sadece boğuklaşıyor (aynı odadaysa tabii).
Ama araştırdım, kullananlar bundan çok daha iyi sonuçlar verdiğini yazıyorlar herhalde ben takmayı beceremedim.

En etkili olanının eczanede 1-2 liraya satılan 31100 cinsi sünger tıkaç olanı olduğunu söylüyorlar.  Silikon olanı pek önermiyorlar. 10-12 liraya kazık olan markalar var hiç bulaşmayın. Bir de bu sünger olan direkt olarak kanalının şeklini aldığı için (çünkü iyice inceltip sokuyorsunuz sonradan o büyüyor.) pratik ve alınca "Bu kulağıma olmadı." deme ihtimaliniz yok.

Yıkayıp kullanabilirsiniz, sadece yıkayınca belli bir süre kullanamıyorsunuz çünkü sıkıştırınca eski haline çok çabuk dönüyor, 1-2  gün böyle oluyor sonra ilk alındığı gibi kolayca sıkışan hale geliyor.

Zararları

Tek zararı alıp ortalık yerde bırakırsanız ve hiç yıkamassanız doğal olarak üzerinde bakteri birikir, iltihap yapabilir. Bundan başka zararı yok yararı var. Uyurken sesten etkilenmeyeceğiniz için daha kaliteli bir uyku çekebilirsiniz.

Uyurken yastığınıza filan değmiyor (doğru takmışsanız), ilk denemelerinizde takmakta epey zorlanıyorsunuz, takınca garip geliyor beyninize değmiş gibi hissediyorsunuz ama sonra alışıyorsunuz.

Kısa süreli kullanımda ağrı sızım olmadı henüz. Bir kere takıp 6-7 saat uyudum o zaman ikinci kez takmaya çalışınca hafif yanar gibi oldu ondan başka bir şey olmadı.

Çıkartırken aniden çıkartmayın ama. Yavaş ve sakince çıkartın.

Forumlarda, sözlüklerde filan araştırırsanı görürsünüz ki yıllardır kullanan müdavimleri olan adamlar var hepsi durumlarından mutlu. Zaten çok zararlı bir şey olsa eczanede niye satılsın? Ki havuza girenlere filan kesinlikle öneriyorlar, havuz suyundan daha az zararlı olacağı kesin.

Önerim gürültüden çok şikayetçiyseniz eczaneden alın bir deneyin. Denemekten zarar gelmez. Eğer doğru taktıysanız, çok acılı bir ağrı oluşmadıysa (öyle bir şey olursa direkt çıkarın zaten), hemen "Kötü hissediyorum." diyip atmayın, alışma süreci isteyebilir. Aklınıza yatmadıysa google'a kulak tıkacı yazıp kendi araştırmanızı da yapabilirsiniz. 

Umarım okulda ders çalışmakta zorlananlar için bir çözüm olur.

Deneyimleriniz varsa paylaşmayı unutmayın sakın!!

Takma videosu: (Direk kulağınıza sokarak olmuyor.)




Ara Yemek (?) Blogu Ne Kadar Anladınız (Test)

Öncelikle not: Bu yazı neden bu kadar geç geldi?? YGS'ye 4 ay kaldı!! Diye yakınan arkadaşlar, naptınız siz yav :)) İnternette 4 ayı küçümseyen insanlar. Yapmayın arkadaşlar 4 ay kısa bir zaman değil. Kaldı ki daha bu işin LYS'si var.

Selam arkadaşlar. Uzun zamandır, gerek derslerimin yoğunluğundan gerekse zaten gerekli gördüğüm her şeyi yazmış olduğumdan, yazı yazmıyordum. Son zamanlarda yorum/soru profili değişti. Artık "umudu kaybediyorum", "ne yapacağımı bilmiyorum" tarzı yorumlar geliyor. Bunu zaten ben de çok kez yaşadığım için blogta türlü yerde değinmiştim. Ama bunlar dümdüz yazılardı ve daha okul açılmamışken ve herkes hevesliyken içeriği boş ve anlamsızdı.

Örneğin "Ders çalışılmaya nasıl başlanır?" (cümle yanlış olmuş yeni farkettim) isimli yazımda yazdığım gibi ders çalışmak için yapılması gereken masaya oturup ders çalışmaktır.

Sınav sistemini suçlayan kişiler (sanki elde daha iyi sistem varmış da uygulanmıyormuş gibi) "Bir insan 4 yılını/hayatını 3 saate nasıl sığdırır?" diye serzenişte bulunurlar. Ama gerçek sınav 3 saat değil 12 yıl + 3 saattir. Hatta bence 11 + 1 yıl + 3 saattir. O 1 yılın anlamı çok büyüktür.

Ne alaka şimdi? Sizin düştüğünüz duruma bütün öğrenciler düşüyor arkadaşlar. Daha önce koyduğum grafiklerin anlamı buydu işte. Yazın iyi başlıyorsunuz okul başlayınca yavaş yavaş düşüyorsunuz sınavlar da gelince ivmeli bir düşüşe geçiyorsunuz. Düşen bilginiz veya performansınız değil. İş kafada bitiyor. Sizin yapmanız gereken şey sabredip, kararlı olup masaya oturmak.

O masaya bir kere oturup derse başladınız mı gerisi geliyor arkadaşlar.

İşin anahtarı masaya oturmak.

Her şey sizin elinizde.

Masaya oturunca uykusu gelenler; uykunun sebebi uykusuzluk değil artan beyin faaliyetidir. Siz yarım saat çalışın ilk oturduğunuzdan çok daha enerjik olacaksınız. Hapla filanla  uğraşıp sağlınızdan olmayın.

---------------

"Ne yapmalıyım? / Ne yapsam olmuyor. / Dediklerini yapıyorum hala başarılı değilim." şeklindeki sorulara yönelik olarak ben de sizin durumunuzu ölçmeye karar verdim.

Kontrol için küçük bir test hazırladım. Soruları neden sorduğumu, doğru olduğuna inandığım şeyin neden doğru olduğuna inandığımı, yanlış olduğu bariz olan cevaplardaki ironilerden anlayabilirsiniz.

Test blogun özeti gibidir ve blogtaki genel kapsamlı ama önemli bilgilerden seçilmiştir. Amaç okuyucularımı uyandırıp atladıkları adımları hatırlatmaktır. Dalga geçmek değil. Bazen apaçık gerçekleri göstermek için üstünü kapamak gerekebilir (bence). Soruların bazıları size hiç hitap etmeyebilir, "Yahu ne saçmalıyor bu adam biz çalışıyoruz ama netlerden memnun değiliz artmasını bekliyoruz bu azimliyazar bozuntusu bize çalışmıyor muamelesi yapıyor." diye düşünecek olursanız bilinki arkadaşlar, soruların bazılarını forumlarda gördüğüm garip tipler için hazırladım. 12.sınıfta hem YGS çalışan hem de bodybuildinge başlayan (başlamaya çalışan) hevesli kardeşler bana göre buna bir örnek mesela.

Not2: Direkt A şıkkı sizin için geçerliyse öbür şıklara bakarak zaman kaybetmeye de bilirsiniz.

*1 *2 şeklinde bulunan dipnotlu cevaplara en aşağıda açıklamalar verilmiştir.

1) Günde ne kadar çalışıyorsunuz?
A) Her gün tüm gün reis.
B) Evden gelince birkaç saat çalışıp sonra dizi felan izliyorum, her şeyi garanti altına alıp sınava  girmek de olmaz ki biraz heyecan lazım soruları tık tık işaretlemek çok zevksiz.
C) Kafam estiğinde çalışıyorum. Sınavda soruları kafam eserse cevaplayacağım.
D) Hiç çalışmıyorum. YGS'den bir saat önce kitaba bir göz atsam yeter.
E) Çalışıyorum ama çalışmam sosyal hayatımın önüne asla geçmez çünkü sosyal hayatın getirisi üniversiteye göre çok fazladır hayat okulunu bitiren adam kazanır üniversite de neymiş.

2) Ders çalışırken ne yapıyorsunuz?
A) Masaya oturup testi mi çözüyorum napıcam!?
B) Bir soru çözüyorum, saate bakıyorum. Bir soru çözüyorum, saate bakıyorum. Bir soru çö.....
C) Sağ elimde kalem sol elimde telefon. Bir soru çözüyorum. Sevgilimle mesajlaşıyorum. "Bir soru çözdüm aşkım diyorum :))" diyorum. Çalışmak için ayırdığım vaktin %80'i de mesajlaşmaya gitmiş oluyor ama vakitten bol ne var.. *1
D) Soru çözerken bir yandan kalemle ritim tutuyorum, kalem kutunun fermuarıyla oynuyorum, masadaki kitapları düzenliyorum vs vs..
E) Düşüncelere dalıyorum, özellikle Felsefe çalışırken çok işe yarıyor.

3) Kilo alıyor musunuz?
A) Hayır
B) Sergen Yalçın gibi göbeğim oldu. *2

4) Çözemediğiniz soruları hocanıza soruyor musunuz?
A) Tabii ki evet. Yoksa ne anlamı var çözmenin?
B) Hayır. Önemli olan çözmek. Çözdükten sonra bilgiler gökten vahiyle kafamıza iniyor zaten.


5) Çözemediğiniz soruları sormadan önce napıyorsunuz?
A) Bir yere not alıp / sayfa numaralarını kapağa yazıp sonra bir kez daha çözmeye çalışıyorum. Soru sorma gününden bir gün önce de tekrar gözden geçirip soruyu hatırlıyıp neyi anlamadığımı tespit ediyorum.
B) Hiç kontrol etmiyorum hocayı soruyla beraber okuyoruz. Hoca önce bana soruyu anlatmakla yükümlü. Bazen anlatmıyor direkt çözüyor, ben de he deyip geçiyorum. Önce çözümü öğreniyorum sonra soruyu, eğlenceli oluyor.

6) Çözemediğiniz soruları ne sıklıkta soruyorsunuz?
A) Elimden geldiğince çabuk sormaya çalışıyorum.
B) Belli bir süreyi tamamlayıncaya kadar biriktiriyorum. *3
C) Bir ayın sorularını biriktirip sormaya uğraşıyorum doğal olarak %75i sorulmamış oluyor. 

7) Çözemediğiniz soruları hocanıza soruyorsanız bunu nasıl yapıyorsunuz?
A) "Hocam şu soruda şurayı anlamadım ben böyle böyle yapmıştım ama cevap böyle diyor." veya "Şu kısım da bizden ne istediğini anlayamadım eldeki verilerle buraya nasıl ulaşırız gelmeden önce formülleri ve örnek soruları gözden geçirdim ama hiç birini bu soruyla bağdaştıramadım."
B) "Hocam şu soruyu çözebilir misiniz?" *4

8) Soruların üzerine ne tip notlar alıyorsunuz?
A) Senin de tavsiye ettiğin gibi kendi özel işaret sistemim var.
B) Yapamadığım soruyu yuvarlak içine alıyorum yetiyor. *5  
C) Kitap dediğin pırıl pırıl olur. Denemeler de pırıl pırıl.

9) LYS-YGS dengesini nasıl yapıyorsunuz?
A) 12.sınıfsam 12.sınıf + dershanede işlenenler şeklinde gidiyorum mezunsam dershanedekilerin yanına birkaç konu da ekliyorum.
B) Ölümüne YGS! YGS bitince geri kalan iki ayda LYS'yi kolayca hallederim zaten hem havalar da ısınacak çalışması kolay olur ekmeği de terime banıp yerim.
C) Dershanede LYS işliyorlar ama YGS varken hiç çalışasım gelmiyoooor. *6

10) Süre durumları nasıl?
A) Sayısalsam Türkçe ve Sosyali sıkıştırıyorum aynı zamanda Matematik/Fen - Türkçe - Sosyal şeklinde gidiyorum süre problemim pek olmuyor
B) Ucu ucuna yetiştiriyorum bazen felsefeyi/dini yetiştiremediğim oluyor. *7
C) Sosyali yapmıyorum o yüzden süre bol. Sosyalin getireceği ek puan bana lazım değil. *8

11) Dershaneyi etkin kullanıyor musunuz?
A) Evet. Hocalarımın peşini hiç bırakmıyorum gerektiği zaman soru sormaktan çekinmiyorum.
B) Hiçbir ödevi yapmayıp soruları da arkadaşlarıma felan soruyor kafam estiğinde.

12) Umutsuzluğa kapıldığınızda ne yapıyorsunuz?
A) Elimden geldiğince çabuk eski halime dönmeye çalışıyorum.
B) Hala çıkamadım..

13) Biyolojide nasıl not tutuyorsunuz?
A) Akıl süzgeciyle! Bir yandan kitabı kendimi vererek ve kafamda canlandırarak okurken bir yandan bilmediğim önemli yerleri not alıyorum.
B) Güzel bir şarkı eşliğinde tüm kitabı defterime geçiriyorum aklımda kitabın %0.001'i kalıyor o da bana LYS'de yeter zaten.

14) Fiziği nasıl çalışıyorsunuz?
A) Videolardan.
B) Kitaptan. Formüllere bir göz gezdiriyorum. Konu anlatımından bir şey anlamıyorum. Tamamı mantığa dayalı bu derste ezberle ful çekerek bir ilki gerçekleştirme niyetindeyim ama soru bankamı açtığım zaman bir testin %80'i yapamayınca moralim bozuluyor.

15) Nasıl bir çalışma planımız var.
A) Konu konu. Mesela bu hafta her dersten falanca konuları işledik. Bu konuların her birini soru bankamdan çözeceğim. Yalnız fizikteki x konusuna çok hakim değilim gibi onu ikinci bir soru bankasından da çözerim. 
B) Diyet listesi gibi ders programı yapıp kendime kurallar koyuyorum, sonra da hiçbirine uymuyorum. Kurallar çiğnenmek içindir.
C) Plan mlan yok Tanrı'nın benim için planları var nasolsa. 

16) Soru bankalarını nasıl kullanıyorsunuz?
A) Önce deneme amaçlı ilkindeki konuları çözüyorum ikinci soru bankasında da yeterince hakim olmadığım konuları işaretleyip çözüyorum. YGS-LYS'de çokça çıkan konuları makul derecede hakim olsam da bir daha çözmeyi ihmal etmiyorum. 
B) İlk kitabı alıyorum hepsini bitiyorum. İkinci kitabı alıyorum onu da bitiriyorum. Sürüp gidiyor. *9
C) Bir sürü kitap aldım ama hiçbirini çözmedim çünkü internetten araştırdığıma göre o kitaplar tü kakaymış yenisini alacağım. Sorun bende değil kitaplarda. 

17) Çıkmış soruları çözüyor musunuz?
A) ÖSS-ÖYSlerin bir kısmını çözdüm. YGS sorularına da göz gezdirdim ama şubat gibi deneme amaçlı çözeceğim.

B) Kim takar OSYMnin kokuşmuş sorularını yaaa. Sınavı da TUBİTAK hazırlıcak zaten. ( Azimli Yazarın notu: yav he he)

18) Mebin kitapları ne alemde?
A) Biyoloji ve Kimyayı okuyup çözüyorum öbürlerinin de ünite sonu değerlendirmelerine dikkat ediyorum mutlaka.
B) Geri dönüşümde. Tasarruf yararlı bir şeydir.

19) Test çözmeden önce konu anlatım çalışıyor musunuz?
A) Evet, soru mu bu?
B) Hayır, spoiler olur eğlencesi kaçar bir şey bilmeden test çözüyorum. Soruların da yarısını yapamıyorum haliyle.
C) Sözel derslerde konu anlatım okumuyorum, oldukça kısa bir iş ama sözel dersler sözel nasolsa okunmaz söylenir. (???) 

20) YGS sizin için ne kadar önem taşıyor?
A) YGS önemli ama asıl iş LYS'de bitiyor bunun farkındayım.
B) YGS'yi önce bir kasayım da onda başarılı olursam gerisi LYS'de gelir nasolsa. *10
C) YGS benim hayatım. LYS'de önemli değil ben duydum bu sene %60 etkilemiyormuş.

21) Tekrar yapıyor musunuz?
A) Evet. Belli bir zamanı mutlaka tekrara ayırırım.
B) Hayır. Konuyu bir kez çalıştıktan sonra rafa kaldırır başka konulara akarım. Sonra da "Konular aklımda kalmıyor yavv." diye hayıflanır dururum.

22) Ders çalışırken müzik dinliyor musunuz?
A) Hayır, müziğin dikkat dağıttığının farkındayım.
B) Evet, çünkü böyle alıştım. Konstransyonumun bozulduğunu düşünmediğim derslerde soft müzikler dinlerim. Sınavlardan önce akıcı, akılda kalıcı müzikler dinlememe ama sınavda dikkatimi dağıtabilir. *11
C) Evet! Sürekli müzik dinlerim. Sınavda soruları bırakıp içimden şarkı söyleyip tempo tutmaya başlarım. Soruya geri döndüğümde nerede kaldığımı unutup çözümü baştan yaparım veya bir anlık uzaklaşma yüzünden yanlış işaretleme yaparım. Olsun müziğe feda olsun! Test çözerken de şarkının en heyecanlı yerinde testi bırakırım. Zaten çözerken de testten bir şey anlamam.

23) Ertelemeyin.
A) Ertelemeyin.

24) Uyku durumları nasıl?
A) Günde belirli bir saatte yatıp kalkıyorum, belirli bir saat uyuyorum ve bu bana yetiyor, yeterince dinç olduğumu düşünüyorum.
B) 9 saat uyuyorum bazen üstüne de çıkıyorum. *12
C) 4 saat uyku düzenine geçmek istiyorum ama bir türlü geçemedim. Bir gün dayandım ikinci gün uyuyakalıverdim. Uyku düzenip çok kötü.*13

25) Ödünlere ne oldu ödünlere?
A) Bilgisayar, televizyon ve pleysteyşın kalktı artık ders çalışmamı engelleyecek bağımlılık yaratan şeylerle işim yok.
B) Kitaplar, defterler, testler kalktı artık oyun oynamamı engelleyecek hiçbir şey yok!! :)

26) Okullardaki hocalardan yararlanıyor musunuz?
A) İyi olanlarından / hızlı çözenlerinden evet.
B) Yoo gerek yok ki. Dershanedekiler yetiyor. Gerçi çoğunu soramıyorum ama zaten sormaya gerek yok azcık da spor olsun diye çözmüş olayım.

27) Temeliniz olmadığını düşündüğünüz bir konuda napıyorsunuz?
A) O konuyu biraz daha basit işleyip her şeyi kökünden öğrenmeye çalışıyorum.
B) Hayata küsüp sigaraya başlıyorum, isyan edip yollara barikatlar kuruyorum, arabaları ateşe veriyorum. 

28) Hatalardan ders çıkarıyor musunuz?
A) Evet, örneğin bu testte gördüğüm ve yanlış yaptığımı düşündüğüm şeyleri değiştirmeye karar verdim.
B) Hayır, testi günde kaç test çözüyorsun sorusuna verdiğimi yanıtı arttırmak için çözdüm sadece.

Cevap Anahtarı
A
A
A
A
A
.
.

*************************************************************************

*1 Bizim okulda vardı bunlardan. :d Bunu yapmayın arkadaşlar.. Yapmayın yani.

*2 Stres insanı yemeye sevkediyor arkadaşlar. Dert etmeyin verirsiniz sonra.

*3 Eğer dershaneniz birebir sistemiyle çalışıyor yani size soru sormanız için hocayla birebir 30-40 dakika mühlet tanınıyorsa bu yöntem kabul edilebilir. Ama çok biriktirmemekte yarar var. Damlaya damlaya göl olur boğulursunuz mazallah.

*4 Kardeşim önce soruyu, sonra da soruyu neden yapamadığını bilmen lazım ki ileriki dönemlerde o yanlışı tekrarlama :) Hocaya bu şekilde soru sorman onu senin hakkında "Yeterince önem vermiyor." diye düşünmeye sevk eder ki haklıdır. Soruları parmakla da göstermeyin lütfen. :d

*5 Yetmez. *4'te dediğim gibi soru hakkında bilginiz olup neyi soracağını bilmeniz lazım, soru sorma zamanında neyi soracağınızı hatırlamanız için de birtakım işaretlere ihtiyacınız olacak. Tabii sınav anında da işaretler kullanarak hem boş bırakacağınız sorular hakkında fikirlerini yazabilirsiniz hem de çözüm yaparken kolaylık sağlayabilir.

*6 Ekstra bir YGS çalışması yapmayın arkadaşlar dershanenin dediğini yapın. Onlar öğrencilerin bu hataya daha önce de düştüklerini biliyorlar ve programı da ona göre uyguluyorlar. Adamlar sizden tecrübeli.

*7 Bu normal gözükse de sıkıntılı, sınavda bundan daha kötü bir durumla karşılaşabilirsiniz. Acilen daha az süre kullanmaya alışmanız gerek.

*8 Lazım, sosyal, sigorta gibidir. "Dikkatsizlik hatalarını" nötrler. Aynı zamanda gözü yükseklerde olanlar için çok çok önemlidir. 

*9 Bu sistem size zaman kaybettirir, A'yı uygulayın.

*10 Yanlış bir mantık. YGS-LYS arası oldukça kısadır, aynı zamanda havalar da ısındığı için hiçbir zaman eskisi kadar hevesli olamazsınız. Bu yüzden LYS'ye gereken önemi erkenden vermelisiniz.

*11 Ben her ne kadar A şıkkını önersem de bu da doğru bir yaklaşım bence.

*12 9 saat ve üzeri çok, azaltılması gerek.

*13 En iyisi A'da yazan uyku düzenidir. Uykudan ödün vermeye çalışmak tüm günden ödün vermekle aynı şey arkadaşlar, gelip de sınav yılında fantazi aramayın. Ben de normalde 8 saat uyuyan biri olarak son yıl 7 saat uykuya geçtim, inanın o bile bende iyi bir etki bırakmadı. Hadi A'da yazdığım gibi sürekli aynı saatte yatıp kalkıp aynı saati uyursanız iyi, vücut kendini ona göre ayarlar ama bu 4 saati vs deneyen kişiler genelde haftasonu da manda gibi uyur (misal ben) o yüzden sisteme adapte olamazlar. Eğer az uyumak istiyorsanız benim önerim şu adresteki siesta uykusudur. 1.5 saatli olanını zaman zaman uyguluyorum. (20 dakikayı uygulamak zor hemen uykuya dalabilen biri değilim. Ama üniversitede öğle arası uzun olduğu için buna adapte olmaya çalışıyorum ben de.) Akşam uykusu 5 saat belki az gelir ama öğlen yapacağınız uyku sizi oldukça dinç kılacaktır. Lisede sınav zamanları yaptığım bir şeydi, son senede de bol bol yaptım.

 

Karışık Bir Yazı (İşinize yarayacak bilgiler içerebilir.)

Merhaba arkadaşlar. Blogtan epey uzak kaldım, unuttum sanmayın. Bugün ilk Matematik vizemden çıktım, LYS bitsin kurtulucam diyordum ama üniversite de "Limit, Türev, İntegral" üçlüsünü görüyoruz. :(  Anlayacağınız meşgulüm ama daha önce de bahsettiğim gibi yazın işin temel kavramlarını verdim, aciliyeti olan bir konu aklıma gelmiyor ki yazayım.

Bu yazıda ilk başta kısa kısa şeyler yazacaktım ama baktım çok uzadı. Yine de hepsini okuyun ama ben Ctrl + F yapmanız için yazının içeriği ile ilgili bilgi vereyim.
Anahtar Kelimeler: (kopyalayıp aratın)
- kaç saat çalışayım?
- zaman denemeleri
- töder
- güvender
- optik
- GENEL VE ÖNEMLİ BİR NOT
- fizik
- tahmin (derece tahmini olan)
- ekim (başarılı bir öğrenci ekim-kasım gibi napar)
- YGS'ye kadar bitmesi gereken LYS konuları (Sayısal)
- Matematik sorularını çözmeye yarayan mucizevi program
- Çok çalışmadan sınavı kazanmanızı sağlayacak mucizevi teknik


* "Temelim yok, geçen denemede 340 kırk yaptım ne önerirsin?" veya daha da kötüsü "Sınava yeniden hazırlanıyorum ne önerirsin?" tarzı oldukça genel sorular sormayın lütfen, yazın olsaydı cevaplardım da eskisi kadar işsiz değilim, kaldı ki blogta bir ton yazı var ve internette ygs-lys hakkında yazı içeren tek site bu site değil. Sizin geçtiğiniz dönemden ben de geçtim, birine "Sınava hazırlanıyorum ne yapmalıyım?" tarzı genel bir sorup çabucak cevap beklemek yerine internette farklı kaynaklardan okumalar yaptım ve işime de yaradı.

* "Ben çalışmaya geç kaldım, şu kadar çalışsam yetişir mi?" , "Ben doktor olmak istiyorum günde kaç saat çalışayım?" , "Hedefim mf4'te ilk yirmi bin, günde 5 saat çalışsam yeter mi?"
Bu sorularla da çok karşılaşıyorum. Anlamını çözemedim? Kardeş ben kimim ki buna doğru cevap verebileceğim? Kaldı ki diyelim cevap verdim, hadi bir kaç kişiye daha sordun ve onlar da aynı cevabı verdi. Ve günde beş saat çalıştın. Sınav kötü geçti ve istediğini yapamadın, kimden hesap soracaksın?
Bu sorulara verdiğim ve en doğru olduğunu düşündüğüm, blogun da her yerinde yazan cevap şudur:
"Her gün + Tüm gün."
Fatih Aslan'ın sözlerini hatırlayın: "Bilgisayar yoktu, televizyon yoktu bir şeyden fedakarlık etmeme gerek kalmadı."

* Aklıma geldi, sınavda başarılı olmanın en önemli yollarından biri sınavda sınav modunda olmak yani tamamen sınava konsantre olmaktır. Örneğin benim okul sınavlarımda canım sıkılıyordu ve artık bitsin gitsin diye erkenden verdiğim oluyordu. YGS ve LYS Fende bu olmadı ama LYS Matematik ve Geometri de oldu, ki beni arkalara doğru atan sınavlar da bunlar oldu. Bunun ilacı her denemeye gerçek sınava giriyormuş gibi girmektir arkadaşlar. Daha önce bir yazımda yazmıştım, gene yazıyorum. Sınavı bitirdiğiniz anda çıkıp gitmeyin, kontrol de edin. Sınavı çözmek kadar kontrol etmek de beceri isteyen bir iştir, artan zamanınızı da kullanmayı öğrenmelisiniz. Bundan sonra her deneme sınavına gerçek sınava girer gibi girin. Hatta Şubat/Marttan itibaren sadece kurşun kalem kullanın.
* O değil de sürekli müziği bırakın dedim, YGS'den bir hafta önce müziği bırakan ben LYS1'de bunu yapmayı unutup önceki gün deli müzik dinledim. Bütün sınav kafamda melodizi çınladı. :'(

* Töder ve Güvender  denemeleri hakkında sorular soranlar oldu. Arkadaşlar hiçbir yayın ÖSYM'nin yaptığı gibi bir sınav yapamaz. Bu yüzden bu tür Türkiye çapı sınavlardan medet ummayı bırakın. Bu tür sınavlar gereksiz yere zor ve amele sorularla doludur (girmedim ama az buz biliyorum) (zaten mantıklı düşünürseniz kolay olsa "ölçmüyo bu yaa" "olm bu sorular çok kolay lan biz bunlara mı para verdik" diye sızlanır millet). Bu tür soruları önceden çözen, ezberleme derecesine kadar gelmiş kişiler çözer ve tepelerde olur. Sonra ÖSYM pis bir soru sorar ve bunların yarısı şapa oturur. Bireyin sınavlarında sürekli Matematikte 50 yapan YGS 400 küsürüncü bir kız vardı sınava girdi 34.5 net yaptı oradan biliyorum. Sıra arkadaşım Töder'de 15000. oldu. (direkt ekimdekini söylerim sınava yakın olan) YGS'de 5000. :) Örneğin bu çocuk hiç Felsefe yapamıyordu, çalışmamış hiç çünkü. Ben ise felsefeyi çok severim, sırf eğlencesine çalışıp test çözdüm geçen sene. Ben bir yanlış yaptım felsefeden o ful çekti :) Adam sorgulamamış düz mantık yapmış tüm soruları bilmiş doğal olarak. Bu garip ve karışık örnekleri neden veriyorum? ÖSYM'nin yaptığı sınavla piyasa denemeleri hiç bir zaman uyuşmayacak. Adamların kendi yaptığı sınavların bile uyuşmadığı oluyor, bir 2013 LYS1 'e bakın bir de 2010 LYS1'e..
Şöyle de bir örnek verilebilir:
Soru: Tuzla suyu karıştırırsanız ne olur?
Piyasadaki Denemelerin Bakış Açısı: H20 + NaCl = NaCl (suda)
ÖSYM: Tuzlu su olur zaa xd xd

Niye böyle diyorum? 7.Sınıfta girdiğim ve hala hatırladıkça hüzünlendiğim bir SBS sorusu:


Cevap B. Yapamayan varsa bu yazının ikinci kısmını (**) dikkatli okusun.
Evet arkadaşlar bu bir SBS sorusu. Çok da iyi bir soru. SBS'yi ÖSYM'mi hazırlıyor bilmiyorum (Ama Tubitak'ın hazırlamadığı kesin.) Ama bu soru devletin nasıl soru hazırladığının özetidir. Bu soruyu yanlış yapıp bir daha unutmamam çok iyi oldu.

Not: Hazır bahsetmişken söyleyeyim, YGS'yi tekli yıllarda Tubitak'ın hazırladığı bu yüzden bu yıllarda sınavın zor olduğu bir şehir efsanesidir, inanmayın. Ayrıca sınavın zor olması iyi bir şeydir, zor herkese zordur. Gene de çok abartmalarını ben de tasvip etmiyorum tabii.

Bu soruyu çözerken ufacık beynimde geçenler basitçe şunlar: araba fren yapıyor o zaman canı durmak istiyor yavaşlayarak durur. Len bicirik ne biçim çözüm bu? Asıl cevabı televizyonda görünce çok şaşırmıştım tabii, dünyada hangi araba frene basınca aynı hızda gitmeye devam ediyor!?

....komik....

Arkadaşlar gördüğünüz gibi ÖSYM ya da devletin hangi zımbırtısıysa, soru hazırlarken böyle hazırlıyor. Sayı vermiyor, dümdüz bir soru ve dümdüz cevaplar veriyor. Soru çok açık.

Burada sorunun tek bir hedefi var. İstediği tek bir şey var. O da sizin bilginiz.
Onun bu bilginin içeride olup olmadığını kontrol etmesi için sizin kapıyı açık tutmanız yani soruyla iletişime geçebilmeniz gerekmektedir.

Bu birkaç yöntemle olur.
1- Bol soru çözerek. Aynı soruyu çözdüğünüzü görünce beyniniz bir anda uyarılır, "Ha ben bu soruyu çözmüştüm bu bilmemne sorusu, soruda da bilmemneyi istiyor." dersiniz. (Tabii soruyu doğru okumassanız başka benzer bir konunun sorusuna da benzetebilirsiniz.)
2- Soruyu dikkatli okuyup verilen ve isteneni düşünüp, altı çizili kısmın (bu soruda ".. net kuvvet hareket süresince sıfır .. " kısmının altı çiziliydi. ) neden altının çizili olduğunu düşünüp ona göre düşünerek.

Ama sınavda öyle bir an gelir ki sorulara değilde çözümlere dalmış, beyni otopilota almış, bildiğinizi okur bir havaya bürünürsünüz. "Şşt olm uyan saçmalıyorsun." diye kimse de uyarmaz sizi?
"IA, IIA grupları metallerden oluşur.. Hımm doğru bu orada metaller demir felan vardı, diye içinizden geçirirsiniz." Ama dikkatli bakmıyorsunuzdur. Hidrojenin 1A grubundaki bir ametal olduğunu biliyorsunuzdur ama soruya uyanamamışsınızdır. Yani soruyla iletişime geçmemişsiniz. İlk denemenizde bu soruyu yanlış yaparsanız şanslısınızdır, kızıp öbür denemelerinizde hata yapmazsanız. O yüzden hocalar hep "Yanlış yapmak iyi bir şey çünkü düzeltebilecek bir şey var elinizde." tarzı laflar ederler, haklıdırlar da. YGS'de böyle bir yanlış yaparsanız ömür boyu unutmazsınız ve ilk bir-iki yıl içinizi kemirir durur da. Korkutucu bir şey ama insan alışıyor.

Not: Bu tip bir soru da YGS 2013'te çoğu kişiyi gümleten çaylı soru. Ama bu soruyu vermiyorum spoiler olmasın, nedenini birazdan açıklayacağım.

Neyse efendim bu yazının özeti şu, "ÖSYM zar atmaz." ÖSYM'nin genel olarak soru tipi bellidir ve hiçbir denemeye benzememektir. ÖSYM temel kavramları ister, salak salak formüller ezberlemek zorunda kalmazsınız pek. Örneğin optikteki ayna formülleri neredeyse hiç çıkmaz. (Hiç çıkmaz diyeceğim de çıkar mıkar şimdi korkuyorum hala :'( )
Yazının ikinci özeti ise şu: Sınav sırasında dalıp gitmeyin iyi düşünün soruları ciddiye alın. Şimdi sizi ilkokul fiziğiyle başbaşa bırakıyorum.

** (Yazıyı yazdıktan sonra gelen edit: Çok fena laf salatası olmuş ama silmeye kıyamadım, bu bölümü okumasanız da olur. )
İlkokul fiziği diye dalga geçtim ama ilkokul fiziği bilmezseniz fizik bilginiz zor soruları ezberlemekten öteye gitmez arkadaşlar. Ve bu zor sorular gerçek sınavda karşınıza gelmez. Soruları ezbere de çözemezsiniz pek. O yüzden yapmanız gereken bir an önce ben "Fiziği öğrenicem." deyip videoları izlemeye başlamaktır. Konu anlatımlı kitap okumayın çünkü kitaplarda görsellik kısıtlıdır, ayrıca okuması da sıkıcıdır. Açın video izleyin.

Not: Aşağıda hatam varsa lütfen uyarın ve unutmayın her insan hata yapabilir.

Yukarıdaki soruya açıklama yapayım azıcık. Arkadaşlar öncelikle daha önce de yazdığım gibi, fizikte formüllerün mantıklı açıklamaları vardır. Şimdi yazacaklarımı bilimsel temele dayandırmadım (yani açıp merak edip okumadım kendim kafamdan uydurdum.) ama bence şöyle basit bir kural var. Bir etken (değişken, her neyse) bir şeyi doğru orantılı olarak değiştiriyorsa yani etken arttıkça o "şey" de arttırıyorsa o formülde o etken diğer etkenlerle çarpılır.

Önce temel kavramlar.
Enerji yoktan var edilemez veya yok edilemez. Aktarılır, dönüştürülür felan fisman.
İş formülü Kuvvet çarpı yoldur, işe aynı zamanda enerji değişimi de denir. Direkt enerji denmez çünkü o zaman yaptığım iş direkt varlığın enerjisine eşit olur gibi bir anlam çıkar ki bu mümkün değildir. En fazla üzerine iş yapıp enerji eklemiş olursunuz. Veya o size iş yapar ve enerji kaybeder.
İş yani enerji değişimi kuvvet çarpı yol dedik. Yani bir kuvveti bir yol boyunca uygulayınca iş yapmış oluyoruz. Yol burada hızı ve zamanı kapsar. Kuvvetin yolla çarpılmasından oluşan iş cisme enerji ekler, bu kinetik enerjiyse (yani duran/giden bir cisme gidiş yönünde uygulandıysa) dolayısıyla hız da eklemiş olur. Yani kuvvet hızı etkiler diyebiliriz.

Sürtünme kuvvetine geleyim.
Öncelikle ne bu sürtünme kuvveti? Diyelim asfalt yolda bisiklet sürüyorsunuz, bindiniz, pedalı yalnızca bir kez çevirdiniz. Bu kadarcık çevirmeyle pek yol katedemezsiniz herhalde, bisiklet bir süre sonra durur di mi? Halbuki siz bisiklete bir hız kazandırırdınız ve bu hızla ömür boyu gitmesi gerek?? Ama buzda değiliz ki böyle bir şey mümkün olsun? (Ki buzda da mümkün değildir, gerçi denemedim ama.) Bisikletin hızını emip durmasını sağlayan sürtünme kuvvetidir.
Yukarıda hız ekleten kuvvet burada hız emiyor? Nasıl olabilir bu? Kuvvet giden cismin gidiş yönünün tersine olursa olur.
Sürtünme kuvveti yüzeye etkiyen kuvvet arttıkça artar. Tüy gibi hafif bir şeyin en çok sürtünen şey olmasını bekleyemeyiz. (Ağırlıkta bir kuvvettir. F= kütle çarpı ivme, m kütle g ivme dolayısıyla G de kuvvet oluyor.) Dolayısıyla formülümüzde bunu çarpıyoruz. Bir de yüzeye bağlı etkenler var. Yüzeyin pürüzlülüğü, yüzeyin yapıldığı madde felan. Bu hesaplanıyor mu (dünya kadar değişkeni olabilir), denklemi yazınca 99.dereceden 314 bilinmeyenli denklem mi çıkıyor, bilmiyoruz. (Nerden bileyim yav??) Tek bildiğimiz bunların hepsinin k diye bir varlığın içinde toplandığı. Ve k 1'den küçük oluyor ki sürtünme kuvveti orjinal kuvvetten küçük olsun. İleriye ittiğimiz cismin bize doğru gelmesini bekleyemeyiz sonuçta. Sürtünme katsayısı da arttıkça sürtünme arttığından çarpılır. (E herhalde, k = 0 sürtünme diye bir şey olmaz, olmaza yakın olan şey az olan şeydir. ;D) Böylece formülümüz k.N oluverdi.

Duran bir cisme ileri doğru kuvvet uygularsak ona enerji verip onu hızlandırız, yoldan bahsetmeye gerek yok zaten bir saniye ittirip bıraksak bile o bizim parmağımızın ucunda yol almış olur azıcık da olsa.  Bu böyle, şimdi soruya dönelim. Soru basit. Aslında sürtünme kuvvetiyle de alakası yokmuş, yarım saattir boşuna sürtünme kuvveti anlatmışım. Eleman frene basmış. Net kuvvet sıfır olmuş. Eskiden bir net kuvvet vardıysa hızı artıyordur. Ama şu an net kuvvet sıfır. Arabaya giren çıkan olmuyor. Dolayısıyla hız artmıyor, sabit. Sabit hızla devam eder. Net kuvvetin neden 0 olduğunu sorgulamaya gerek yok.

İşte arkadaşlar soruyla iyi iletişime geçmediğimden "sürtünme kuvvetiyle alakalı" diyip sürtünme kuvvetine methiyeler yazdım ama çözmeye kalkışınca öyle olmadığını anladım. Benim düştüğüm hataya düşmeyin :))

Bu kadar laf salatasıyla anlatmak istediğim şu. Ben 12.sınıfa gelene kadar bunları pek bilmiyordum. Sürtünme kuvvetini kmg diye ezberliyordum ama sürtünme kuvvetinin formülündeki k.N'deki N herhangi bir kuvvet olabilir. (Silindirli dairesel hareket sorularında bunun merkezkaç kuvvetine eşit olabildiğini görmüşsünüzdür.) Sonuç olarak ezber bir işe yaramıyor ve en sonunda geriye dönüp "Ben napıyorum ya?" diyorsunuz. Bundan sonra yapmanız ezber değil işin mantığını gerek hocaları pür dikkat dinleyerek gerek kendinizde fikir yürüterek kavramaktır.

Bitti çok şükür. Başka konulara akalım.

* Eğer gerçekten sınavda yapacağınız dereceyle ilgili tahminde bulunmak istiyorsanız, bunun bir yolu var. Ben yaptım oldu:
Çıkmış YGS sorularına hiç bakmayın. Mart ayı geldiğinde bunları kitapçıdan deneme olarak satın alın. Haftasonu veya herhangi bir sakin günde, sabah erken kalkıp sınav saatinde çözün.
YGS 2011 ve YGS 2012'nin paragrafları uzun, YGS 2013 ise ayarında. 2012 ve 2011'in Matematik soruları da makul derecede zordur. YGS Fen soruları genelde aynı ayarda olduğu için yorum yok. Sosyal için de aynı şey geçerli diyebiliriz yalnız bana YGS 2010 ve 2013'ün sosyal soruları biraz daha farklı geliyor. Bence YGS 2011'in seviye belirlemede en iyisi. Ama kardeşleri ayırmaya gerek yok, hepsi birer hazine. İyi kullanın. Piyasada denemelerini 40 dakika arttırmak bir beceri değildir, gerçek beceri YGS'yi yetiştirmektir. ;) Bu YGS'de yapacağınız netler sınav günü saçmalamazsanız gerçek YGS'ye benzer olur. (Ben de öyle oldu.) (Geçmiş YGSlerdeki soruların benzerlerini çözdüğünüz için gerçek YGS bir tutam daha az gelebilir.)

* Ve evet, Töder ve Güvender'e inancım olmadığı gibi Zaman denemelerine de inancım yok.
Malum bir zaman denemeleridir gidiyor. Bir akşam ben de açayım çözeyim dedim. Türkçede bir sürü "zor olsun, YGS de zordu" diye sorulmuş saçmasapan çelişkili sorular vardı. En kötü Türkçe'mi yapmıştım 6-8 yanlışım mı ne vardı. Halbuki gerçek sınav ful :) Yapamadığım paragraf sorularını babama (kendisi Türkçe öğretmeni) götürme gereği duymadım, çünkü cevabı "Piyasadaki denemeleri çözme ÖSYM'ninkileri çöz." olacak adım gibi eminim. Adam haklı beyler.
Matematikte de aynı şekilde 6-8 yanlışım vardı. Halbuki gerçek sınav 1 yanlış.
Coğrafyada da öyle abuk subuk ezber sorular vardı. Feni ve sosyalin geri kalanını hatırlamıyorum. Femci arkadaşlarım feni ygsye biraz benziyordu filan diyordu. Ama sonuçta sınava zaman denemeleriyle girmeden de gayet güzel bir derece yaptım YGS'de. Bundan fazlası olmazdı. Ama LYS zaman denemeleriyle ilgili tek kelime etmem bak, çünkü birine bile girmedim ve LYS'de de kendimce pek iyi bir sonuç elde edemedim.

Ayrıca zaman denemelerinin gerçekçi olup olmadığına çıkmış sorulara göz atarak (spoiler yiyeceksiniz ama napalım) da anlayabilirsiniz.

Ama şu da var ki fazla deneme göz çıkarmaz. Hele mezunların yapması gereken bence her gün bir deneme çözmektir. (YGS'ye yakın da her gün 2 tane.) Ben mezun olmadım ama ben olsam böyle yapardım. Çözmek hiç çözmemekten daha iyidir bunu unutmayın. Ha ayrıca, yazım yanlış anlaşılmasın, bu yazıda demek istediğim "Zaman denemeleri gereksiz pis kaka öcü." demek değildir. Diğer piyasa denemeleri gibi ÖSYM'ye benzememektedir ve bazı soruları direkt "YGS varsa ben yokum." diye çığırmaktadır.

Not: Önceki söylediğim yanlış anlaşılmış, benim zaman denemelerine ciddi bir tepki koymamın nedeni şu: internette bu denemelerin reklamı çok iyi yapılıyor. Yok çok soru tutturuyormuş da yok YGS ile birebir uyuşuyormuş. (Halbuki öyle bir şey yok.) Haliyle insan da bir "zaman denemeleri çözme zorunluluğu" hissi oluşuyor. Denemenin gazeteyle birlikte fiyatı da 5 lira :) Ben geçen sene piyasadan tek tek deneme almıştım (kitapçıda bir deneme paketini açıp satıyorlardı yani) öyle bile denemenin tanesine verdiğim para 1.5 liraydı.  Buna rağmen çok da vaadettiği bir şey yok.

* Geçen de bir arkadaş "LYS birincisiyle aynı sınıftaymışsın acaba ekim/kasım gibi kaç net yapıyormuş öğrenebilir misin?" tarzı bir soru sordu. O arkadaşla çok sıkı fıkı olmadığım için soramadım "hey birinci kardeş" diye bir cümleye başlayasım gelmedi. Bir de yani bu arkadaş İzmir Fen'den mezun, adam direkt birinci yani YGS'de ikinci, işi yalamış yutmuş, böyle biri kıstas alınmaz ki.. Ama burada lysde 200 küsürüncü olmuş buna rağmen idealist düşünüp İstanbullu olmasına rağmen Bilkent bilgisayar mühendisliği yazmış bir arkadaşım var. Aynı yurtta kalıp beraber yemekhaneye felan gidiyoruz. (Çok yavaş yiyo ibiş, ben 15 dakikada yiyip bitiyorum geri kalan 30-40 dakika adamın yemesini bekliyorum, yemek yemekten çalışmaya nasıl vakit buldu bilmem.) Neyse, arkadaş bana 11.sınıfta YGS çalışmaya başladığını ekim-kasım gibi 140 net yaptığını ve gerçek YGS'de de 143 net yaptığını söyledi. Buradan benim çıkardığım sonuç bir kere daha erkenden YGS'ye çalışıp YGS'ye odaklanmayın, yazın YGS sayısala çalışmayın (sayısallar için) lafımın haklı olduğu, çünkü arkadaş doyum noktasına ekim-kasım gibi ulaşmış zaten, gerisi onun sözel becerisine kalmış. Ha ama matematikte 49 net geometride 30 net yaparak LYS'de bana farkı koymuş. (O bi boşu da kolay bir soruymuş sonradan çözdüğü halde işaretlememiş.) Böylelikle YGS'nin mal bir sınav olduğunu, asıl odağın LYS olması gerektiğini bir kez daha anlamış olduk. Ne mutlu bize.

* Optik konusuna gelelim. (Umarım çok geç olmamıştır :( )
Bu optik hakkında belli başlı üç şikayet var ama üçü de aynı kapıya çıkıyor.
1) Optiği okulda daha önce görmediğimiz için sadece dershane olunca anlayamadım.
2) Formüller ezberimde kalmıyor.
3) Dershanede çok hızlı geçtiler.

Optiği 9'da hayal meyal hatırlıyorum sanki, ama optiğin asıl işlenme zamanı 12.sınıftır. Dershane okuldan önce işler. Bu yüzden arkadaşlarla hep birlikte sınava hazırlanma safhası henüz olmamış ağır bir fizik konusu insana yabancı gelir. İşin kötüsü optik birsürü saçmasapan formülle (çukur aynada 3ften gelen ışın 1.5f'e düşer vs) doludur. Bunları ezberlemek zordur. Dershanede ilk iki ders hoca bunları tahtaya çizip anlatır, ertesi gün hoca geri dönüp size formülleri ezberletmeye çalışmaz, o artık sizin işinizdir ve siz bunları tekrar etmediğiniz/tekrar ettiğiniz halde unuttuğunuz için hoca soru çözerken tahtaya bön bön bakarsınız, tam çözümü anladığınızda hoca yan tarafta 5 soru birden çözmüş olur ne olup bittiğini anlamassınız bile. Yetmezmiş gibi bir de okulda bunun sınavını yapanlar. Okuldaki dersi dinlemessiniz bile, gerçekten de dershane bir sürü konu yığıyorken okulda anlamayacağınızı bildiğiniz halde dinlemek pek akıl kârı değildir. Sıra altında test çözülür.

Kısacası dershane optikte kendi başına yeterli olmaz. Daha önce fizikte "dershaneye gelmeden önce konunun videosunu izleyin." demiştim. Bu özellikle optikte geçerli. Eğer optiği öğrenip de dershaneye giderseniz fazladan birkaç örnek görmüş olursunuz. Ve hocanın ne yaptığı hakkında fikriniz olur. Bunu yapmadıysanız problem yok. Videolar kaçmıyor.

Ben kendim geçen sene optikten 5 tane kitap çözdüm. Ve sanırım her videodan sonra bir kitap çözdüğüm için en az 5 kere de videosunu izledim. Yani sadece videoya göz gezdirip kapatmadım, baştan sona amele gibi izledim. Yani optik konusunda umutsuzluğa kapılmayın, yılmadan izleyip öğrenmeye çalışın.

Bir de en önemlisi, feme gitmediğim halde sürekli teknofem reklamı yapmamın nedeni, teknofemin optik konusunda epey yardımı dokunuyor. Çok güzel animasyonlar var, o animasyonları kafaya oturttunuz mu görsel hafızanız sayesinde ezbere gerek kalmıyor. (ya da şöyle söyleyeyim; görsel olarak ezberlemiş oluyorsunuz :)) En son baktığımda teknofemin arayüzü değişmişti, belki eski hataları düzeltip beleş video izlemenin önüne geçmişlerdir. Yine de siz o videoları napıp yapıp izleyin. (Anladınız siz onu.)

Genel ve Önemli Bir Not: Optik örneğinde de görebileceğiniz gibi, her konu bir kez işlenerek (konu anlatımı yapılarak, videosu izlenerek) ve sadece bir konu bankası çözülerek halledilemez. Bu yüzden "Ben şu konuyu anlamadım/unuttum." dediğinizde paniğe kapılmayın anlayana kadar yılmadan bir daha işleyin.

* [YGS'ye kadar bitmesi gereken LYS konuları]
Böyle bir zorunluluk yok, fazla konu göz çıkarmaz. Ama bundan azı olmamalı. Bunu okula gidip okul derslerini boşlamak gibi kötü bir yola düşmüş kimseler ve dershaneye gitmeyip "Neye çalışacağımı bilmiyorum." tarzında mesaj atanlar için yazıyorum.
Benim gelişim aşamam bu şekilde:

NOT!!! : Birinci önceliğiniz dershane + okulun ne işlediğidir. Bu ikilinin işlediklerini takip etmeyi bırakıp kafanıza göre gitmeyin sakın. Aşağıdaki liste sadece bir örnektir.

Matematik:
Okul: ÖTF, Limit, Türev bitti. (İlk dönem türev almaya kadar geldik maksimum minimum problemlerine ikinci dönem YGS'den önce geçtik, ama mantığı basit ve soru pratiği gerektiren bir konu olduğu için YGS'den önce de sonra da çalışılmalı bence. İntegral ise YGS'den sonraya kaldı ben de, bende pek sorun teşkil etmedi 1 boşum vardı o soru da çok uzundu zamanım az diye adam akıllı okumadım.
Dershane: 9,10 bitti. 11.sınıftaki konulardan karmaşık sayılar, logaritma, istatistik (ortalama almaktan başka bir işe yaramaz) bitti. 11.sınıf konularından toplam, çarpım sembolleri, dizi, seri, matris ve determinantlar kaldı. Matristen gram test çözmedim kolay diye ama sınavdaki soruyu yapamadım kötü oldu. :(

Geometri:
- Okula hiç çalışmadım çünkü hoca bizi serbest bırakıyordu (ilk başlarda ders anlatıyordu da kimsenin dinlemediğini görünce bıraktı.) ben ama şu YGS ile alakası olmayan uzay, düzlem denklemleri, çember denklemleri ve konikler dışındakileri bitirin direkt. Yani üçgenler, dörtgenler, çokgenler, analitik düzlem, nokta doğru denklemleri, katı cisimler ve vektörler. Vektörleri ben YGS'den sonra çalıştım ama aynı fizikteki gibi mantık kullanılması gereken mantık formülleri var o yüzden ben YGS'den önce de çalışmanızı öneririm zaten dershanin de işliyor olması lazım. "uzay, düzlem denklemleri, çember denklemleri ve konikler" bu konular kolay o yüzden YGS'den sonraya bırakılmasına bir sorun görmüyorum ama yine de okul ve dershanede işlenildiği kadarını bilin yine de.

Biyoloji:
Okul: 3.sınava kadar olan konular yani sanırım Sindirim, Dolaşım ve Solunum kesin olarak var ekstra boşaltım ve kas sistemi de vardı sanırım 3.sınava girmediğimden bilmiyorum. Sindirim dolaşım ve solunumu mutlaka bilin ama şu var ki YGS'de sistemlerin her yerinden soru çıkabilir ama bu sorular konu anlatım kitaplarındaki gereksiz detaylardan oluşmaz. Yani sistemlerin hepsinin üzerinden bir kez geçip temel kavramlar bilinmeli. Gerçi gereksiz detaylar LYS'de de lazım olmuyor. Kemik türleri hiçbir işe yaramıyor mesela. Solunum ve fotosentezin upuzun denklemleri de çıkıyor, genelde bu denklemlerin sağında solunda kırmızıyla yazılmış / kutu içine alınmış yerler çıkıyor. YGS içinse pankreası , hipofiz bezini , sinapsın ne olduğu gibi temel kavramları bilin. Çalışın tüm sistemlere kısaca, kumar oynamayın. Sistemler 12.sınıf konusu olmasına rağmen ilkokulda işlendiği için çıkarrr.

Dershane: Haliyle 9,10 bitti. Tam hatırlamıyorum ama biz galiba tüm konuları bitirmiştik YGS'den önce. Ben pek yorumda bulunmayayım siz çıkmış sorulara bakıp kendiniz karar verin neyi bitirmeni gerektiğini. Benim hatırladığım bitkisel dokular, bitkilerde taşıma (ksilem floem), bitkisel hormonlar felan çıkmıyor. Ama bitkide üreme çıkıyor mesela çünkü ilkokulda işlendi.

Kimya:
Okul: Organikte izomeriye kadar bitti ilk dönem. (Öyle alkanlar alken ketonlar diye topluca çalışmadık, önce adlandırma, sonra izomeri, sonra tepkimeler şeklinde gittik.) İkinci dönem YGS'den önce tepkimelere başladık sanıyorum. Siz Alkan-Alken-Alkin tepkimelerine kadar bilin yine de.
Sakın tüm organiği YGS'den sonraya bırakmayın ha!!

Dershane: 9,10 bitti 11 yok. 11 pek zor değil zaten.

Fizik
Okul: Dairesel hareket, harmonik hareket filan işledik de hepsini YGS'den sonra bir daha işlemek üzere işledik. Harmonik hareketi dert etmeyin formül yazıyorsunuz oluyo, dairesel hareket de çok problem değil ama bilmenizden zarar gelmez.
Ama kondanzatör ve transformatörü bilin mutlaka. Ve tabii optiği de.

Dershane: Dalgalara kadar geldik, dalgalar bittikten sonra bıraktık. Dalgaların başını yani temel kavramlarını bilin mutlaka. Gerisi için şöyle diyip, siz ne olur ne olmaz YGS'ye kadar hocalar dalgaların neresine gelmişse o kadar bilin. Ama açık söylemek gerekirse su dalgaları gereksiz biraz (Young deneyi filan önemli ama) onu YGS'den önce çalışmasanız da olur gibi.
Kondanzatör, transformatör, elektriksel kuvvet, elektrik alan, paralel levha, atışlar, mıknatıslar, emk zıt emk YGS'den önce işlenir ama YGS'de çıkmaz. Bunlardan elektriksel kuvvet, elektrik alan, paralel levha'yı bizim hoca sona bıraktı çabuk unutuluyo diye ama öbürlerini hakkıyla işledi siz de bırakmayın. Mıknatıslar tam YGS'den önceye geldi, ben de YGS'den sonra bir daha işledim. Sağ el kuralını daha çok pratik etmiş oldum yani.

Aman dikkat!: Daha önce söylemiştim bir daha söylüyorum, fizik sözellerini, özellikle 12.sınıftakileri, göz ardı etmeyin. Ben ettim fizikteki 7 yanlışımın 2 tanesi dikkatsiz 5 tanesi sözelden. Tam bir komedi. Ben ettim siz etmeyin.


* [Matematik sorularını çözmeye yarayan mucizevi program] 
Evet var böyle bir program. Şu sitede ikamet etmekte:
http://www.wolframalpha.com/
Malesef ve doğal olarak; İngilizce
Sitenin kullanımı ve incelemesini bu haftasonu detaylı olarak yazmayı planlıyorum. Yine de yazamassam diye siteyi direkt verdim.
Türev almak için "derivative of (x^2 + 2x^(2x+4))/(4sin(cos(pix))" filan yazabilirsiniz. (derivative = türev.) Payı belirtmek için üstteki ifadenin tümünü parantez içine alıyorum, üslü sayıyı da ^ işaretiyle gösteriyorum. Sayının üstü de fonksiyonsa (yani 2x üzeri 2x + 4) üstü de parantez içine alıyorum. Sonuç çıkınca "step by step solution" a bakarak adım adım çözümü görebilirsiniz, bunun için üye olmanız gerekir ve günlük kotanız var galiba fazlası için para istiyor, bilgisayar kurtları ip değiştiririp fake üyelikler alarak bu engelin üstesinden gelebilir sanıyorum. Bir de sadece bu siteye bağlı kalmak zorunda değilsiniz, google'a "limit finder", "limit calculator" , "derivative calculator" , "integral finder" ve benzeri şeyler yazarak türlü sitelere ulaşabilirsiniz Biz üniversitede bunu kullanıyoruz, ödevleri buna yaptırıyoruz beleş not geliyor. (Siteyi de hoca önerdi çok ilginç.) O yüzden bu siteyi verdir.














* [Çok çalışmadan sınavı kazanmanızı sağlayacak mucizevi teknik]



*************************************************************************

Yazı bu kadardı arkadaşlar. Umarım her şeyi dertli toplu yazmışımdır da düşüncelerimi açıkça belirtebilmişimdir. Malum bayağıdır yazmıyorum paslanmışımdır :) Görüşmek üzere.

İyi Bayramlar

İyi bayramlar arkadaşlar.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Not: Bayram yazısı isteyenler olmuş. Tatil günleri nasıl değerlendiriliyorsa öyle devam edilmeli, yani her gün çalışılmalı. Bayramda da her gün çalışın, aksatmayın. İyi çalışmalar :)

Donanımhaberli Arkadaşlara

Arkadaşlar sitenin yöneticileri çok gerizekalı olduğundan 7 günlüğüne banlanmış bulunmaktayım. Zaten bırakacaktım siteyi, beni oraya bağlayan pek bir şey kalmadı, anca gelen sorulara bakıp arada konu dışına göz gezdiriyordum da orada da kalite de iyicene bozdu. Kısacası, zaten değil, yakında tamamen bırakıyorum.

Siteye harcadığım vaktin çoğu boşa gitti. Sizin de bu ve bunun gibi fuzuli sitelerden (örnek: frmtr) kurtulup daha yararlı işlerle meşgul olmanızı diliyorum. :)

Artık sorularınızı oradan değil buradan sorun, sanırım bazı arkadaşlar sorularının yorum olarak yayınlanmasını istemediklerinden oradan özel mesaj yoluyla soruyor. Onlara iki seçenek sunuyorum.

Blogta onay sistemi olduğu için şöyle bir şey yapabilirsiniz.

[DİKKAT ÖZEL!](buraya mailiniz) Azimliyazar kardeş benim şöyle bir maruzatım olacaktı...

veya direkt olarak dolkrutos@gmail.com'a mail atabilirsiniz.

NOT!!: Maili vermem blogu asla kullanmayın dediğim anlamına gelmiyor. Buraya sorduğunuz sorular başka insanların da işine yarayabilir. Lütfen bunu da göz önünde bulundurarak yalnızca özel olduğuna inandığınız soruları sorun.

Not2: Kitap tavsiyesi olarak pek bir cevap alamassınız çünkü bildiğim ve çözdüğüm kitapları kaynak önerilerinde yazdım zaten. Tutup da final mi körfez mi diye sormayın, çözmedim, bilmiyorum.

Not3: Bazı arkadaşlar çok genel sorular soruyorlar, bunlara cevap vermem mümkün değil arkadaşlar. Özeti "Merhaba ben YGS'ye giricez sizce napmalıyım?" şeklinde olan sorular sormayın arkadaşlar.


Her Gün Çalışın

Sakın ertelemeyin. Ve sakın gününüzü heba etmeyin. Bir günü hiç ders çalışmadan geçirmek ikinci güne davetiye çıkartır, ikinci gün de çalışmazsınız bir bakmışsınız tüm hafta çalışmadan geçmiş. Bir gün hiç çalışmayacak gibiyseniz.. Çalışacak enerjiyi kendinizde bulamıyorsanız.. Ne enerjisi taş atıyorsunuz da kolunuz mu yoruluyor? :)) Yani çalışamayacak kadar tembellişmişseniz masanın başına geçin ve en az bir saat çalışın. Eğer bir saatin sonunda (yalnız verimli bir "bir saat" olmalı) hala canınız çalışmaya devam etmek istemiyorsa bırakın (bırakmayın desem de bıracaksınız zaten) ve en azından yarın kendinize ceza verin.

Tekrar söylüyorum, gün kaçırmak sizi tembelliğe alıştırır. Yok "Ben bir günü tatil ilan ediyordum." falan fisman diyenlere kalmayın. Beyin dandik bir organ değil, bu kadar uzun araya ihtiyacı yok. Yaz gelince bol bol ara verirsiniz.

İlk yazımda "Her gün, tüm gün." çalışmanız gerektiğini söylemiştim. İkinciyi uygulamayacaksınız tamam, ama birinciyi uygulayın, bir gün bile ara vermeyin. Tabii çalışmaktan kastettiğim okulda test çözmek, dershaneye gidip gelmek değil. Konu çalışmak, her gün bir adım ileri gitmek önemli.

23.04.2014 Güncelleme: Osman Gazi'nin Orhan Gazi'ye vasiyetinden bir alıntı:

"Daima cihad ile devletini genişletmeye çalış. Çünkü uzun zaman sefer olunmazsa askerin secaatine; reislerin ve kumandanların bilgi, tedbir ve malumatına ağırlık ve noksanlık gelir. Böyle sefer işlerini bilenler ölür gider de yerine tecrübesiz kimseler gelir, bu yüzden de bir çok hatalar meydana gelir ki, bundan da devlet büyük zararlar görür."

Osman Bey burada diyor ki eğer ordu yatarsa tembelleşir. Komutanlar kendilerini geliştiremez, tecrübe kazanamaz, bildiklerini de unuturlar. Askerler için söylenmiş bu söz aslında hepimiz için geçerli arkadaşlar.

;)

Ana Yemek - Okul-YGS'ye Son 2 Hafta Arası

Merhaba arkadaşlar, uzun bir aradan sonra sizlerleyim. Önceki yazımdan sonra epey zaman geçti farkındayım. Sizleri beklettiğim için özür dilerim.

Azimliyazar azmini kaybetti diye düşünmeyin. Bu uzun arada üniversiteye kayıt olup yurda yerleştim. Upuzun bir hazırlık geçme sınavına  (COPE)  girdim. Sınavda başarılı olup hazırlığı atladım, haftaya bölüm derslerim var. :((( Alışverişiydi, okulu gezmekle ve seminerlere katılmayla geçen yorucu GE100 (Oryantasyon) dersiydi, arkadaşlarla gezmesiydi (en çok da bu :)) derken ihmal ettim sizi.

Bundan sonra ne olacak? "Yazmayı bırakıyorum bb arkadaşlar." demeyeceğim elbette. Ama size işin temel taşlarını verdim. Zaten siteyi açar açmaz 20 tane yazı ekledim, her gün bir yazı gibi bir şey vaat etmedim. Yani anlayacağınız artık gerekli gördükçe yazacağım.

Blog tamamen YGS-LYS blogu olmadığı için başka türlü yazılarım da olacak. Çoğu sizi bu sene ilgilendirmeyecek. Sene sonunda hazırlık geçmeyle ilgili bir yazı yazmayı da düşünüyorum.

Özetle bundan sonra asıl rehberiniz dershane :)

"Menünüz" isimli yazıyı okumadan bu yazıyı okumayınız. Ve bu yazıyı okuduktan sonra okulunuz açıldığında mutlaka tekrar okuyun ve uygulayın.

Çoğu kez mezunları değil de 12leri düşünerek yazıyorum, şimdiden belirteyim bu yazı daha çok 12lere hitap ediyor ama mezunlar da kendi işlerine yarayacak bir şeyler bulabilir. (Öyle umut ediyorum.)

Yazıya başlamadan önce klasik "Birincilerin konuşmalarını gösterip, bakın haklıymışım!" konuşmamı yapayım. Karşınıza LYS 1.si Fatih Aslan (Okul arkadaşım :D)


Gediz ve Şifanın reklamlarını bir kenara bırakırsak (Bilkent'i seçti höh, biz de reklam yapalım :)) bu arkadaş farkettiğiniz gibi sihir bir formül vaadetmiyor. "Hocalarımızın dediklerini yaptık diyor." Birazdan okuyacağınız yazıda genel olarak bununla alakalı zaten. Daha önce de "erkenden YGS bitirin" diyenleri yerden yere vurmuştum, asıl olay dershanede ne öğretiyorlarsa + okulda ne öğretiyorlarsa ona çalışmaktır. (Gerçi bütün dershaneler "Çocuklar bugün optik işledik, x ve y yayınlarından optiği bugün çözün yarın da biyolojiden bağırsak sistemini (o nasıl bir sistemse artık) çözün." demezler, ama zaten dershanenin işleyip bitirdiği konu o günün ödevidir bunu unutmayın.)

Fedakarlıklar konusuna o da değinmiş. Bir de anladığım kadarıyla (hemen kendime pay çıkarayım.) o da "Konu konu çalışma" yapıyor, yani bir zaman kavramı yok ortada. "Ben bugün beş saat çalışayım." yok "Ben bugün x, y, z konularını ve testlerini bitireyim." var.


Güncelleme: Video bilmediğim nedenlerden dolayı kalkmış. Neyse aşağıdaki açıklama yeterli olur umarım.

Bu videoda da Fatih reis önemli bir konuya parmak basmış. 2.45'e bakın. Ne demiştim ben (!!11!! anne(ler) gibi konuştum kabul ediyorum.) Alışkanlıkları bırakamıyorsanız (masa başındayken aklınıza geliyorsa) kökünden atacaksınız. Bu yolda vermeniz gereken ödünler var. Adam yurda gidiyor, ne bilgisayar var ne televizyon, adamın yapabileceği en zevkli şey ders çalışmak. Bundan güzel motivasyon kaynağı ne olabilir?

Not: Bazıları der ki yok üniversite sınavında derece yapanlar inekmiş, otmuş, cemaatçiymiş, kopyacıymış bir şeymiş. Zamanında ÖSSyi ful çekmiş (galiba ilk kez, tam bilmiyorum) Emre Kacar hakkında ekşi sözlükteki yazılanları okuyunca bu konudaki bilgilerinize format atılacak. 9 sayfa entryi okumaya vaktiniz olmadığı için kısaca bir özet geçeyim. Özet

Sonuç: Onlar çalışıp, zevklerinden fedakarlıklar edip istediklerini aldılar. Sıra sizde.

Şimdi çalışkanın başarısı züğürdün çenesi modundan çıkıp konumuza dönelim.

*

Eveeeet işte "ölümüne kasmak" dediğimiz döneme giriyorsunuz. Aynı zamanda en yıldırıcı dönem.

Şimdi beni dikkatle dinleyin, daha doğrusu okuyun.

Öncelikle asla asla pes etmeyeceğinize dair bir söz vermeniz gerekiyor. Önce kendinize. Sonra ailenize.

Hemen şimdi sözünüzü verin.

*

Tamam sözünüzü verdiniz. (di mi?)

Bakın arkadaşlar, 12.ler için söylüyorum, aklınızdan "Yahu bu sene çok zor oluyor ben okulu bırakayım da seneye hazırlanayım." diye bir düşünce düşmesin. Neden?

1- Bir sene kayıp. (Bu bir senede dünyayı bile turlamanız size bir şey katmayacak. Dünya turu hayaliniz varsa bile bunu üniversiteden mezun olduğunuzda çok daha olgun bir yaşta yapıp daha iyi tecrübeler edinebilirsiniz. 18 yaşında dersleri bırakıp yapacağınız kaçamaklar size bir şey getirmez.)

2- Asıl neden; Yaz geldi mi çoğu kişi (sıcağın da etkisiyle) "Yahu bu çile bir daha çekilmez." diyip tercih yapıveriyorlar. Sonra da "Ben şimdi ortalama bir üniversiteye girsem bile üniversitede çok çalışır kendimi geliştirir aranan bir eleman olurum." diyorlar. Tabii hayat bu kadar toz pembe değil, çıktığınızda işiniz hazır değilse her üniversiteli iş bulamıyor. Burası Türkiye :)

3- Sınav sorularınızı gördükten sonra "Of anam of ne kolay sorularmış keşke girseydim/çalışsaydım." diye dövünme ihtimaliniz çokça var.

4- Mezuna kalıp umduğunuzu bulamama ihtimaliniz de var. Ekşi sözlükte okumuştum, "Girebileceğim yerleri beğenmeyip mezuna kalmıştım, şimdi ikinci kez mezuna kalmama mı yanayım yoksa o yerlere de girememe mi..." diye veryansın ediyordu adam. Şikayet ettiği sınav da malum LYS1 2013 idi :)

Bun(lar)dan dolayı asla "seneye pas geçme" olayını aklınıza bile getirmemenizi öneriyorum. Daha önce de dediğim gibi, çalışmaya hazır değilsiniz, daha önce pek düzenli çalışmadınız (okuyanların geneli böyle) ama ileride, üniversitede ve iş yaşantınızda bir dolu çalışacaksınız, hiçbir zaman durumunuz lisedeki gibi güllik gülistanlık olmayacak. Bu yüzden bu sene yapacağınız çalışmayı anormal değil "normal" olarak algılayın. Özellikle doktor adayları, bu laflar en çok sizleri ilgilendiriyor :)

***

Okulda karşılaşacağınız ortamdan bahsedeyim. Fen liselerinde ve sağlam anadolu liselerinde ortam pek problem olmaz. Herkes bilinçlenmiştir, herkes kasmaktadır, gürültü yapanı dışlarlar.

İş benimki gibi orta düzey Anadolu liselerine gelince karışıyor. İnsanlar ya hoca zoruyla çalışıyor (böyle hocalara bayılıyorum!) ya canları isteyince çalışıyorlar. Buna karşı alabileceğiniz önlemleri "Müziği Kapatın" isimli yazımda yazmıştım. Onları bir daha yazayım.

"1-Hocanızdan kütüphane veya boş bir sınıfa gitmek üzere izin isteyin. Dikkat izin isterken mutlaka elinizde kalem kutu kitap olsun daha inandırıcı olur. :)

2-Hocanız mankafa çıktıysa ve izin vermiyorsa ona "Hocam, sınıfta çok gürültü var ders çalışamıyoruz diye yakının. Hoca sınıfı susturmaya çalışacak.
Bunu ne kadar çok kişi yaparsanız o kadar etkili olur.

3-Arkadaşlarınıza konuşup anlaşmaya çalışın. Gerekirse asi olun.

4-Gene olmuyorsa, konsantrasyonunuzun dağılmayacağını düşündüğünüz bir dersi o gürültü derslerde çözün."

Ama bu sefer söyleyeceklerim bunlar değildi. Şimdi biraz ekleme yapacağım.

1-Arkadaşlarınız sohbet ediyor diye siz de sohbet etmeyin, onlarla oyun oynamayın (Biz frp yapmıştık, ama kısa sürmüştü :) gene de pişman etmişti. )

2-Gürültülü ortamlarda da ders çalışmaya yavaş yavaş alışın. En azından belli dersleri gürültülü ortamlarda çözebilecek düzeye gelin. Örneğin geometri ve biyolojiyi gürültülü ortamlarda kolayca çözebilirsiniz. Bazı insanlar gürültülü ortamda asla test çözemediğini iddia eder. (Konu anlatımı zor olur da)

*

Yıl içindeki temponuza gelelim. İlk hafta kendinizi çok zorlamanızı önermem. Temponun birden değil de yavaş yavaş artması, ygs-lys arası ise maksimuma çıkması lazım. Yani Cem Yılmaz'ın "Para-Çokomel Eğrisi" gibi bir şey lazım size.

Tipik bir 12.sınıf YGS-LYS öğrencisinin (lise öğrencisi diyemiyorum artık) azim grafiği şu şekildedir:



(Üstüne basarak büyütebilirsiniz.)

Başarısız bir öğrencinin grafiği böyledir. İnişli çıkışlıdır. Tabii bu grafik öğrencinin okul sınavlarında ve YGS'deki başarısına göre epey farklılık gösterir ama malesef her öğrenci için tek tek grafik hazırlamama imkan yok malum paint kullanıyorum henüz bölüm derslerim başlamadı. :D

Başarısız öğrenci yazın büyük bir hevesle başlar. Başlamaktan kastım eline alır kağıt kalemi program yapar, program yapmak çok eğlencelidir. "Ben günde 7 saat çalışacağım uleeen!!" der.  İlk gün zarzor hedefe varır. En fazla 1 hafta dayanır sonra savsaklamaya başlar.

Çok çok başarısız öğrenciler yazın dershane açıldı mı işi bırakırlar, siz böyle değilsiniz o yüzden bunların ne yaptığı sizi pek ilgilendirmiyor. Neyse muhtemelen dershanede program hafif olduğundan gene bir gazla çalışmaya başlanır. Ödevler günü gününe yapılır. Zaten fazla da bir şey yoktur. Akşama güzel bir film izlenir. Konular birikmediği için her şey oldukça basit görünmektedir.

Okul açılır. Hayatın büyük bir bölümünü tüketmeye başlar. Sabah 7.30'da kalkar servise binersiniz. Okuldan eve geldiğinizde ise saat 16.30'dur. 9 saat, maşallah ibret bir ilim irfan yuvasısın okul kardeş.

Okulda da belki arkadaşların gazına gelinilir ve ders çalışır. Ama okuldan geldin mi çok yorgun olunulur. Başarısız öğrenci yatar zıbarır. Aslında başarısız öğrenci değil, her insan yatar zıbarır. Bu insan olmanın doğal bir sonucudur. Sahip olduğunuz yapıyı değiştiremiyorsanız onu biraz eğitmeniz gerekebilir. Biraz daha dinç olmak için (ders çalışmaktan kaçmak için değil!!) 1 saat filan öğle (daha doğrusu akşamüstü?) uykusu yapılabilir veya ılık bir duş alınabilir. Çoğunuz kahveye sarılırsanız ama dikkat fazlası zarar unutmayın, kafein iyi bir şey değil. Veya hiçbir şey yapmayıp sabredip 1 saat boyunca ders çalışmak zihninizi otomatik olarak açar, mutlaka eve geldiğinizdeki halinizden iyi durumda olursunuz.

Tabii ben işin en kolayı olan eve gelinen günlerden bahsettim. Çoğunuz eve filan gelmeyeceksiniz (Ben geliyordum, dershane haftada 3-4 gün, günde 30 dakikalık 2 dersti, bazı derslere gelmiyordum.)
Hafta içi dershaneye gelen arkadaşların durumu vahim harbiden. 9.30'da filan evde olursunuz. Üstteki dediklerimi yaparak bir tutam daha çalışabilmeniz mümkün. Akşamüstü uykusu yaparsanız muhtemelen temelli uyursunuz, temelli uyuyup sabah kalkıp sağlam kafayla çalışmayı da düşünebilirsiniz, bunu yaparsanız büyük ihtimal okulda uyuma ihtiyacınız olmaz, ama arada servise biniyorsanız servistede test çözmeniz gerek.

Başarısız öğrenci yukarıdakileri yapmayıp yatmayı tercih ederse artık bazı günler çalışma bazı günler çalışmama moduna girmiştir demektir.

Veee işte başarısız öğrencinin "başarısız" olmasının gerçek nedeni.
Şu ana kadar okul derslerinde en çok zorlanacağınız kısım okul sınavlarının olduğu kısımdır. (sonra bu kısım üniversite finalleriydi tustu bilmemneydi bunların yanında oldukça çerez fıstık fındık kalır da neyse o konuya girmeyelim.)

Bu kısımda dershane ile okul çift kale maç yaparlar. Başarısız öğrenci için maç berabere biter, ikisini de batırırım. "Ulen okul sınavlarım berbat halde pese gitçek vaktim kalmıyor en iyisi üniversite sınavını seneye bırakayım."

Okul sınavlarının bu kadar baba olmasının nedeni öğrencilerin genelde klasik "sınava çalışmayı son güne bırakma" tutumlarından kaynaklanır. Çünkü bu taktiği son sene dış koşullar yer de bu sefer kendi vicdanınıza yediremessiniz. Eskiden "Şimdi son günler idare edeyim de nasolsa okul çok arttırmıyo, son sene çalışırım." derken şimdi iç sesiniz "Olum ben doktor olucam, hem not ortalaması lazım bir de üzerine bu konulardan sene sonunda sınava girim, napıcam ulan ben!!" diye veryansın eder.

Bu yüzden okul derslerine de mutlaka sınavlardan önce çalışılmış olmalıdır. (Yazın 12.sınıf çalışın dememin nedeni buydu.) Neyse bununla ilgili önerilerimi aşağıya madde madde yazacağım başarısız öğrenciye geri döneyim.

Ha ondan önce, sınav zamanı dershanelerin de bir dolu ödev verdiğini, hocaların "Banane lan okul sınavlarından." diye rest çektiğini ve YGS çalışmalarının çok büyük ölçüde kesintiye uğradığını belirteyim. 2 Haftalık kesinti olmuştu ben de, sonra unuttuğum için 2 hafta önce çalıştığım konulara tekrar çalışmıştım. Halbuki 12.sınıfı önceden biliyor olsaydım sadece sınavdan önceki gün 1 saat tekrar ederdim ve dershane/YGS çalışmalarıma devam ederdim.

Birinci sınavlar bitti ve başarısız olunduysa heves gitmiştir. Ama seneye bırakmaya karar verilmediyse azim kırıntıları hala vardır, o yüzden çalışılmaya devam edilir.

İkinci üçüncü sınavlar da zor geçer ama artık başarısız öğrenci işe alıştığı için önceki kadar yorulmaz/şoka girmez.

15 Tatil başarısız öğrenci için yeni bir sayfa demektir. Kitapçıya gidilip yeni kitaplar alınır. (bunlar çöpe bırakılırken tertemiz olduğu için iç burkan günahsız kitaplardır.) (bilmemkaç adımda ygs de bunlardan biridir.) Bir heves çözülmeye başlanır yine. Bu arada başarısız öğrenci dershanenin tavsiyesine uymayıp çoktan "sadece YGS kasmaya" başlamıştır. (Martın başına kadar sadece YGS kasılmış gün sayısı başarısızlıkla doğru orantılıdır diyebiliriz.) Efenim neyse 15 tatilde başarısız öğrenci için "Ulen zaten Martta kasmaktan gebericem, biraz tatil yapayım." diyip 15 tatili murdar edebilir. Veya okuldaki zamanından daha yoğun bir program uygulamak yerine daha hafif bir program uygulayarak tembelliğe alışır.

Dershane sizi kampa almadıysa (kampa da gidin demiyorum gerçi) 15 tatili yönetmek zordur çünkü işin içine otokontrol girer. Evde yalnız ve özgürsünüzdür, kimse size karışmaz, siz de kimseye bakıp çalışmaya özenmezsiniz. Ben bunun hatırlatmasını 15 tatil gelince yapacağım, ama sadece hatırlatmayla sınırlı kalacak çünkü gerçekten bu iş tamamiyle size kalmış bir olay. Ama küçük bir öneri vereyim, kendinizi kütüphaneye sokup fantazi yapabilirsiniz. "Dünyayı zombiler bastı, kütüphanenin dışı zombi kaynıyor, çıkarsam acı acı ölürüm, ama zombiler kütüphaneye giremiyor çünkü kütüphanenin içindeki büyü zombileri iktidarsız kılıyor. Acilen çok çalışıp zombileri yokeden bir silah geliştirmeliyim."

Marttan itibaren ful YGS kasmaya başlanılır. Tempo gene son haftaya doğru düşer. (Düşmemesi lazım.) Son hafta birazcık tatil yapılır (Bence yapılmaz.)

YGS'de başarısız olunur. Hayır yani sadece başarısız öğrenci başarısız olmaz, bu hepiniz için geçerli. Hepiniz başarısız olacaksınız.
Nihahahahahaha

YGS'den çıkan herkes başarısızdır. Çünkü kimse kendini " başarılı hissedemez. Türkiye birincisi bile egolu biri olsun olmasın "Hepinizi geçtim laa ezikler zuha xDé" şeklinde takılamaz. Çünkü diken üstündedir, LYS'de yapacağı en ufak hata onu koltuğundan eder. Örneğin ben istediğim bölüm geldiği için kendimi başarılı sayıyordum gibiydi ama Matematikten yaptığım bir yanlışın istatistik sorusu olduğunu ve bir arkadaşımın arkadaşının Matematikte sadece bu soruyu doğru yaptığını duyunca biraz üzülmüştüm. (Not: İstediğim bölüm geliyor dedim de sene sonunda gelmedi. :))

YGS'den çıkan herkes başarısızdır, bazı arkadaşlar bilerek moralini bozar, saçmalar. LYS çalışmaları inişli çıkışlı olur, ve LYS'yi de zaten bozuk bir moralle bir beklenti olmadan çözerler. Azim kırıntıları bitmiştir. Bu kişiler başarısızdır.

Mesele bu sınavın LYS göre daha az seçici bilmeli ve sanıldığı kadar fazla katkı yapmadığının farkında olmaktadır.

5500. olmayı beklerken (geçen seneki sınava göre hesaplamıştım) 1700 küsürüncü olan biri olarak söylüyorum, sınavın zorluğu sıralamanızı epey etkileyebilir. YGS'de çok kötü bir puan alıp da LYS'de iyi yerlere çekebilirsiniz. Veya seneye hazırlanırsınız, o kadar büyütülecek bir şey değil sınav her sene var.

Bunları söylüyorum ama YGS'yi kökten boşlamayın, tıp ve sağlam mühendislikler için YGS hala şart.

Nisanda bazen "LYSye çok var." bazen "Eyvaaah çok az kalmış." edalarıyla gene inişli çıkışlı bir grafik olur. Tabii okul sınavları ve LYS konularını öğrenme aşaması da buna bir neden. Asıl baba ay Mayıs ayıdır. LYS'de yapacağınızı bence YGS öncesi ve Mayıs ayı büyük ölçüde belirler.

Bu mayıs ayı çok popüler bir aydır. Çok da kritiktir. 90.dakikada gelen penaltı gibi bir şeydir. Öyle ki bakanlık yazı bile yayınladı "Sınav mayıs ayında kazanılır." diye.

http://mebk12.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/52/07/191849/icerikler/sinav-nasil-kazanilir_381375.html

Mayıs ayı sıcaktır ama yaz ayları kadar bunaltıcı değildir. Öğrenciler bu ayda 2.sınavlar bittiği için rapor alırlar (Böylece 3.sınavlardan kaytarırlar.) Ama okul engeli kalkınca yine 15 tatildeki gibi rehavet başlar.

Başarısız öğrenci bu rehavete katılıp mayıs ayını iyi değerlendiremez.

Yine otokontrol yapmanız gerekir. Ben bunun bilincinde olduğumdan raporu daha erken alıp sınava iki-üç hafta kala okula tıpış tıpış gelmeyi seçtim. Bunu yapan benden başka sadece bir kişi vardı yani anlayacağınız sınıfta tektim. İyi mi oldu? Bence evet. Bir yandan okula geldiğim için çalışmakta zorunda hissediyordum kendimi, bir yandan serbestçe hocalara sorular sorabiliyordum, bir yandan sınıfın gürültüsünü çekmiyordum. Bunu sonra daha detaylı yazacağım.

LYS1 gelir. LYS1 ile LYS2 arasında başarısız öğrenci hiçbir şey yapmaz ve LYS2'de macera biter. Belki de devam eder?

***

 Şimdi başarılı öğrenciye gelelim. Aslında başarılı demeyelim de ideal diyelim, sadece otokontrolle bunlarkolay değil, insan irade zayıf.

Başarılı öğrenci boş değildir, önceki senelerden bir temeli vardır, yoksa (var benim böyle bir arkadaşım 9.sınıfta matematiği bir olan, 420. olup bilkent elektrik elektroniğe gidiyor şimdi) da derslerine ekstradan özen gösterir. (Fiziğim çok kötü olduğu için (lisede hiç düzenli fizik çalışmadım) 5 kitabı aynı anda çözdüğümü söylemiştim ha gene sınavda batırdım ama olsun.)

Yazın ders çalışır ama bu ders programı önceki gibi inişli çıkışmalı/aşırı büyük ivmeli değildir.
Okul zamanı çalışacağı temponun yazdakinden çok daha fazla olacağını bilir. Dershane hazır boşken değerlendirmesi gerektiğini bilir.
Bu arada okul derslerine düzenli çalışır ve okul sınavlarında sıkışmaz, dershane ve okulu aynı anda götürebilir.
Grafikte de gördüğünüz gibi sınav zamanı daha fazla çalışmaya başlar. Bu çalışma temposu artık düşmeden YGS'ye kadar yürütülmelidir. YGS-LYS arası ise temel ihtiyaçlar dışında her şey bırakılıp gerçek anlamda hapis hayatı yaşanmaya başlanmıştır. (Fatih Aslan'ın dediği gibi)
İşin en önemlisi de başarılı öğrenci önemli işleri sınavdan iki hafta önce, mart ayı, mayıs ayı gibi zamanlara ertelemez. Ama bu dönemleri de çok iyi değerlendirir.
Herkesin canı sıkılır ama başarılı öğrenci kendini motive etmeyi bilir. Özellikle okul engelinin kalktığı 15 tatil ve rapor dönemini iyi değerlendirir. azimliyazar.blogspot.com

***

Evet başarılı ve başarısız öğrenci üzerinden konuyu genel hatlarıyla ele aldım. Yukarıda demek istediklerimi çok iyi toparlayamadım farkındayım (paslandım mı ne?) o yüzden size önerilerimi bir de maddeler halinde yazıyorum. (Hepiniz madde okumaya bayılıyorsunuz biliyorum :)))

* Öncelikle temmuzda yazdığım yazıları (Soru sorma-çözme sanatı, paragraf teknikleri gibi kritik yazıları özellikle) tekrar okuyun ve uygulayın. Ben kendim yazdığım halde unuttum yazıları, siz de unutmuşsunuzdur.

* Artık "YGS çalışıyorum ne zaman LYS'ye geçeyim, YGS'yi ne zaman bitireyim, Kasım yeter mi?" gibi soruları sormaktan vazgeçin.
Zaten farketmişsinizdir, dershanede YGS-LYS demeden dandun dalıyorlar. Öyle YGS-LYS ayrımı Martın başına kadar yoktur. Hepsi "ders" kategorisindedir. Hocalar "Artık bırakın LYS'yi sürekli YGS kasın." diyene kadar sadece YGS çalışmak yok. Sakın "Ben YGS'de elimden geldiğince iyi yapayım da zaten YGS-LYS arası çok tempolu çalışırım." diye düşünmeyin. Bu dönemde havaların ısındığını unutmayın. Tekrar ediyorum "EKSTRA YGS ÇALIŞMASI YOK."

* Ne çalışacağınıza gelince, sloganımız şu:

"Dershanede ne gösteriyorlarsa o + Okulda ne gösteriyorlarsa o."

Bu plandan sapmamalısınız. Geri kalan her şey (sözeller, ileriki konular) bu plana ekstra olmalı, yani yukarıdakileri hallettiniz mi ekstra çalışmaları düşünebilirsiniz anca.

* Azimli olun. Sabırlı olun. İnançlı olun. Hevesli olun ama ders dışındaki şeylere hevesli olmayın. 

* Yazın sözel çalışmadıysanız haftada bir gün konu anlatımına çalışıp her gün 3-5 tane testini çözün (en az). (2 paragraf testini de unutmayın.) Eğer düzenli olarak yaparsanız zor bir şey değil. Ben serviste giderken Felsefe çözüyordum (Felsefe'ye ihtiyacım olduğundan değil ama, sırf zevkten :)) siz de bu servis/otobüs gibi bilimum zamanları değerlendirin. (İşlemsiz ve sevdiğiniz dersleri çalışmanız öneririm, sıkılmayasınız diye. Ama dikkat! Sevdiğiniz dersleri dedim sevdiğiniz konuları değil.) Serviste müzik dinleyerek veya uyuyarak öldürmeyin zamanınızı.

* Yazın 12.sınıf çalışmadıysanız ilk günden itibaren okulla paralel olarak çalışmaya başlayın. Bunu yapamıyorsanız bile sınavdan önceki güne bırakmayın bari, dershanedeki işlediğiniz konuların testleri/ödevleri kesintiye uğramamalı.

* "Okul sınavlarını takmayın." diyenleri takmayın. Zaten ben "Okul sınavlarını takmayın." desem beni de takmayacaksınız. Bu doğanızda var, bende de vardı.

* Yazın beni dinlemeyip YGS çalıştıysanız yapacak bir şey yok, aynı konuları bir daha görüp çalışacaksınız ama 12.sınıf ve sözeller için ekstra efor sarfetmeniz gerekecek.

* İlk hafta kendinizi çok zorlamayın, hatta ilk gün arkadaşlarınıza sinemaya bile gidebilirsiniz. Ben gittim zararını görmedim. (Okulu kırmayın ama, gereksiz yere devamsızlık yapmış olursunuz.)

* Çalışma odanıza hedefiniz olan üniversitenin güzel bir resmini asın ve motive olun. YGS'den bir hafta önce kaldırın resmi.

* Okul zamanı da konu konu ders çalışmaya devam, zaten şu ana kadar saat bilmemkaçta bilmemne testi şeklinde diyet listesi ders programlarını uygulayamadığınızı görmüşsünüzdür. Ama konu konu olayını unutmayın. Dershanede pazartesi biyolojiden a konusunu gösterdiler, akşama onun testlerini çözdünüz, ola ki pazartesi fizikten gösterilen b konusunun testlerini çözmeye zaman kalmadı, o b konusunun testlerini sıradaki fizik dersine kadar, ders yarınsa otobüste formül ve örneklerin kısa tekrarını amaç.

* Amacınız derse girdiğinizde önceki dersten hiçbir şey hatırlamıyor olmamak. Yabancı dizilerde olur ya karizmatik ana karakter "Previously, in Dexter." der ve önemli yerlerin tekrarını kısaca gösterirler. O tekrarı izlemezsiniz bazı eski karakterlerin yaşadıkları olaylar aklınıza gelmeyebilir. Sonra Türk dizilerindeki upuzun bir özete ihtiyacınız olur ama dizinin o bölümünü zamanında seyredememiş olursunuz.

* Henüz işlemediğiniz/testini çözmediğiniz/tekrarını yapmadığınız ama işlemeniz gereken konuları bir yere not edin.

* Bazı konuları anlaması/hafızada tutması zordur bunu unutmayın. Bazı konuları birden fazla defa işleyecek/dershanede göreceksiniz. Bu işte yanlış bir şey var diye düşünmeyin. Ben Optik'in videolarını 5 kez izledim, ve 5 kez de testlerini çözdüm. Çünkü sürekli unutuyordum.

OKUL RUTİNİ

* Derslerde aralıksız ders çalışacaksınız. Ama Matematik, Kimya ve Biyolojiyi dinlemenizi tavsiye ederim. Fizik ve Geometri'yi dinlemeniz konusunda bir şey diyemeyeceğim, bizde kimse dinlemiyordu, hocalarda vicdanen anlatıyordu "Devlet bana oturduğum için para vermesin." diye yani. Fizik ve Geometri konuları pek ağır değil bu sene, o yüzden o konuda topluluğa uyabilirsiniz.

* Yukarıda saydığım derslerin dışındakiler boş derstir (sayısallar için), anlayışlı hocalar bunların dışındaki dersleri ya az işlerler ya hiç işlemezler. İşleyip de öğrencilerin ne yaptıklarını umursamıyorlarsa sıra altında (veya karışmıyorlarsa sıra üstünde) testini çözebilirsiniz. Hocanız gerizekalı değilse anlayış gösterecektir.

* Konu anlatımına çalışmayı eve bırakmanızı öneririm ama asıl önerim siz nasıl rahat ediyorsanız o. Ben konu anlatımlarına devamsızlık yaptığım günlerde veya  haftasonları sessiz bir ortamda gayet dinç çalışırdım. (Konu anlatım çalışmak dediğimde bir konuya en baştan çalışmak, video izleyip notlar almak, tekrar etmek değil, tekrarın zamanı olmaz.)

* Daha önce de söylediğim gibi etrafın gürültüsüne göre testini çözdüğünüz ders değişebilir ama mutlaka gürültülü ortamda da test çözebilmelisiniz.

* Sıra arkadaşınızın da başarınızda payı olacak. Benimki sürekli ders çalışıyor, önemli dersleri benimle beraber dinliyor ve Matematik sorularımı çözüyordu. Beni hiç rahatsız etmiyordu. Düşünüyorum da acaba sürekli konuşan, ders çalışmayan, rahatsız edici bir tip olsaydı neler olurdu? Böyle bir sıra arkadaşına sahipseniz onu değiştirmenizde yarar var. Aynı şekilde, muhabbetin derin olduğu arka köşe sıralara da oturmayın derim.

* Derste muhabbet yok. Hani hocalar hep der ya "Derste niye muhabbet ediyorsunuz teneffüse saklayın." diye, işte bu laf ilk defa (ve son kez) bu yıl geçerli olacak. Arkadaşlarınıza "Teneffüste konuşuruz ders çalışmam lazım bitiremedim şu testi off." gibi cümleler kurun da çok meşgul olduğunuzu anlasınlar/sansınlar.

* Not defteri edinin demiştim, bu not defteri okulda mutlaka yanınızda ve cebinizde olsun. Arkadaşlarınız konuşurken duyduğunuz önemli bir bilgiyi bile not alın.

TENEFÜSLER

* Tenefüslerde ders çalışmayı bırakabilirsiniz, ama kendinizi yorucu aktivitelerden kaçının. Amaç ders zili tekrar çaldığında ders çalışmaya hazır olmak.

* Öğle arası da aynı şekilde, gidip futbol oynamayın. Ekstradan, öğle arasında kısa bir deneme yapabilirsiniz, öğle arası dinlenmek için biraz uzun.

DEVAMSIZLIK KULLANIMI ve HEYET RAPORU

* Bu çok önemli bir konu arkadaşlar. Bu sene benim ve arkadaşlarımın matematiğini en çok devamsızlık hesabı geliştirdi. :)

* Öncelikle UYARI: Gereksiz devamsızlık yapmayın, devamsızlar joker hakkıdır. Devamsızlıkları planlı olarak yapmalısınız. Devamsızlık yapmayı planlamadığınız günlerde okula eliniz kanda da olsa gidin.

* Genelde öğrenciler tüm günler gelir, YGS'ye 2-3 Hafta kala ise özürsüz devamsızlıkları kullanmaya başlar. Mayısta ise birinci/ikinci sınavlar biter bitmez rapor alırlar ve bu rapor sayesinde ikinci/üçüncü sınavlardan azat edilirler, bu sınavlara not verilmez. (Raporsuz gitmezsen sınava notun 0 veya hocanın insafına kalmış.)

* Şu an size oldukça mantıklı gelen ve bizim milletimizdeki yumurta-kapı geleneğinden doğmuş olan bir sistem bana kalırsa bir hayli yanlıştır.

* Benim kafamdaki sistem şöyle bir şeydi. İlk dönemin son sınavlarında rapor alarak (veli iznini kaldırmıştı çok saygıdeğer bakan abiler) yırtarım. (5-5-3 toplam 13 gün, çarşamba karneler basıldığı için 2 gün rapor almaya gerek yok.) Böylece eksiklerimi kapar, henüz pek rapor kullanan olmadığı için dershaneye gider istediğim kadar birebir/özel ders alırım. Sonra YGS'den önceki son haftaya kadar okula giderim çünkü evde çalışmak sıkıcı olur, son haftada pazartesi perşembe gelirim hem sınıf da boş olur. Sonra YGS bitince bazı günler (Matematik olduğu günler çünkü hoca test çözmeye izin vermiyordu ve dersi pek verimli geçmiyordu.) devamsızlık yapar LYS konularımı hızlıca işlerim. Sonra birinci/ikinci sınavlar bittikten sonra uzunca bir süre okula gelmem (özürsüzler duruyor), son sınavlarda ise ilk birkaç sınava mecburen girerim çünkü rapor hakkım kalmadı. Tam böyle değildi aslında ben heyet raporu alır temelli gelmem diyordum da onu almak o kadar kolay değilmiş. :)

* Neyse evdeki hesap çarşıya uymadı. (Bu sene sıkça başınıza gelecek deyim.) Raporu aldım ve sınavlardan yırttım evet ama YGS'den önce 8 gün devamsızlık yaptım. Çünkü havalar ısınmıştı, insanın canı ders çalışmak istemiyordu. Sınıf hala boş değildi ve gelenler de muhabbet ediyordu. Dershane ise her gün deneme yapıyordu.

*YGS bitince LYS'de epey geri olduğumu farkedip özürsüz devamsızlık yapmayı sürdürdüm, artık salıları gelmeyip evde konu anlatım işliyordum. İntegrali iki günde bitirmiştim iyi olmuştu, sonra tekrardan işlemek gerekti tabii de, çünkü o konu öyle iki günde oldu bitti denecek konu değil. Bu gelmediğim günler ayrıca dershaneden yüklüce birebir/özel ders alıyordum, akşamları bolca almam mümkün değildi çünkü talep çoktu.

* Mayıstaki sınav haftası bittiğinde farkettimki özürsüz devamsızlık haklarımı har vurup harman savurmuşum. Etrafta bir sürü heyet raporu alan eleman olduğu için babamdan yardım istedim. Ama babam da emekli bir öğretmen, böyle bir şey yapacak tanıdığı yok. Sülalede doktor yok zaten. 2-3 kişiye sordu ama olmadı. Zaten kendisi de inanmıyordu, "Suç bu. Kimse senin için işinden olmaz." filan diyip duruyordu,  ben sürekli baskı yapıyordum adama, ama aklım almıyordu, bütün doktorlar babama "Olmaaaz!! Çok büyük baskı altındayız." derken millet nasıl leblebi gibi heyet raporu alıyordu?

* Sonuç olarak heyet raporu filan alamadım. Önümde iki yol vardı, ya 14 gün okula gidip son sınavlarda rapor alacaktım ya da 14 gün okula gitmeyip son sınavlara giricektim.

* Ben ikincisini seçtim, çünkü sınavlar artık dert değildi. Notlarımı çok az etkileyecekti. Okula geldiğimde sınıfta (sonradan anladım ki okulda) kimse olmayacaktı, böylece rahat rahat ders çalışabilecektim. Bu dönemde okula gelmesem muhtemelen evde pek isteklice ders çalışamayacaktım.

* Ve o zor kararı verdim.

* Arkadaşlarım benimle dalga geçiyordu. Kolay değil, okula gelen tek 12.sınıf olacaktım ve onlara göre geleceğimi yakmıştım. :)

* 8 gün özürlü 2 gün özürsüz devamsızlık yaptım, gene 4 gün gelmek zorunda kaldım. Sınıf hala doluydu.

* Sınav haftası geldi, ilk iki gün sınıfta 2 kişi okulda 6 kişi filan vardı. Diğer 12.ler evde hasta.
Okula gelenler de "Matematiğim 1 düşecek." diye geliyor. Kuru kalabalık kayboldu ve yalnız kaldım. Ama benim gibi bir kişi daha varmış başka bir sınıftan.

* Bu dönemde hoca masada oturdu ben sırada ders çalıştım. Dikkatimi dağıtacak hiçbir şey olmadı. Kimya hocasına sorular sordum. Kimya hocam sayesinde ekstradan dershanedeki kimyacıya soru sormama gerek kalmadı. :)

* Tek sorun (ve en büyük sorun) bazı hocalar sınıfa gelmeye tenezzül etmediği için, herhalde çok meşguldüler, sınıf defterini alıp imzalatmak için peşlerinden koşmam gerekiyordu, bu hayli zamanımı yiyordu. "Ulan sizin yüzünüzden ders çalışamıyorum!" diye bağırmak geliyordu içimden, malum sınafa iki hafta mı ne kaldı, psikolojim altüst.

* Sınavlar hafif geçti, zaten konuları biliyorduk, kağıtları erkenden verip çıkıyordum. Etrafta kimse olmadığından hocalar daha anlayışlı gibiydi. Fizikçi 80 olan notumu 85 yapıp daha sonra da eokula 95 girmişti (muhtemelen 8'i 9 okumuştur.) Almancacı çok düşük aldığımı görünce notu hiç girmedi.

* Sonunda okuldan kurtulup sınava girdik. Ve şimdi diyorumki iyiki böyle abuk subuk ve olağandışı bir devamsızlık programı kullanmışım da bulunduğum mevkiye varmışım. Heyet raporuna filan da hiç gerek yokmuş.

* İşte bu da madde madde benim hikayem.

* Peki size bunu neden anlattım?

* Arkadaşlar bu yıl başınızı en çok ağrıtacak olaylardan bir şey bu devamsızlık olayı. Yukarıda acemi bir insanın stratejisini ve bunu nasıl eline yüzünü bulaştırdığını gördüğünüz. Özetle benim devamsızlık şöyle bir şey oldu:



Not: Size yeni yönetmelik gelmiş, 10 gün özürsüz toplam 45 gün devamsızlık varmış ama veli mazeretleri de dikkate alınacak deniyor. Buradan benim anladığım sistem 12.sınıflar için pek değişmemiş, veliniz izin verdiği takdirde yapacağınız devamsızlıklar özürlü olup rapor yerine geçebilir, bizde sadece 5 gün izin vardı, okulun bitimine 25 gün kala veli izni özürlü devamsızlık sayılmaya başlandı.

* Size önerilerim ise şunlar:

* Konular sıkışmaya başlayana veya sınav zamanı gelene kadar devamsızlık filan kullanmayın.

* Devamsızlıkları toplu halde değil birer birer kullanın. Tatile çıkmıyorsunuz, evde ders çalışacaksınız.

* Sınav haftaları her halükarda stresli olacağından veli izinlerini/raporları bu günleri kullanabilirsiniz (tabii ilk ve ikinci dönem sınavlarından bahsediyorum, dönem ortası birinci/ikinci sınavlardan değil)

* Devamsızlıkları bir takvime planlayın. Bazı haftalar bir devamsızlık yapıp o günde de dershanenizden birebir/özel ders alıp veya ofisine katılarak sorularınızı önlerinize yığın, 12.ler okulda olduğundan size zaman ayırırlar. Eğer ayırmazlarsa devamsızlığınızı planladığınızı, bu şekilde avantaj elde etmeye çalıştığınızı söyleyin ve anlayış göstermelerini isteyin. Ama bunu önceden söyleyin.

* Eğer evde ders filan çalışmıyorsanız devamsızlık yapmayın, gidin okula.

* Benim gibi sınıfın boş olacağı günlerde okula gidebilirsiniz.

* Evde klimanız varsa çok sıcak günler de okula gitmeyebilirsiniz, çalışmak çok bunaltıcı olur.
Çalışmaya sakın ara vermeyin.

* Heyet raporu öğrencilerin bir hevesle alıp daha sonra evde film izlemek için kullandıkları rapordur. Daha önce de söylediğim gibi heyet raporu ve uzun tatiller öğrencileri tembelleştirir. Bu tür uzun tatillerini iyi yönetmek gerekir. Yönetemiyorsanız yapmayın böyle tatiller.

OKUL DIŞI ETKİNLİKLER

* Hep ders ders nereye kadar değil mi? İnsanın biraz eğlenmeye de ihtiyacı var. İşte yapabileceğiniz etkinlikler:

Etkinlikler

*

Evet yazı bitti. Bir ömür gibi geçmiş senenin bitmesinin üzerinden 2 ay geçti ve ben çoğu şeyi unutmuşum şimdi farkettim. Yazmayı unuttuğum yerler illa vardır. Hepinizin sorularınızı bu yazının altından (veya oradan buradan) cevaplıyorum ve cevaplamaya devam edeceğim. Yazıda değinmediğim yerler olursa yeni yazılarda değinirim artık. Tekrar söylüyorum artık sık yazacağıma söz veremem, hatta yazacağıma bile söz veremeyebilirim. Boş konuşmak ve yazdıklarımı bir daha yazmam istemem, yeni yazılarımı okumak isteyenler eski yazılarımı bir daha okuyarak belki eskiden dikkat etmedikleri ama şimdi onlara önemli gelebilecek bilgilere ulaşabilirler.

Herkese iyi çalışmalar.